ANA SAYFADHBT YAZIFıkıhİLMİHAL ÖZET

FIKIH USULÜ VE TARİHİ

FIKIH USULÜ VE TARİHİ

FIKIH
FIKIH İSLAM FIKHI

Fıkıh usulü Arapçada “ilm-u usûli’l-fıkh” veya
“usûlü’l-fıkh” “Usûlü’t-teşrî” el-İslâmî (İslâm Teşrî
Usûlü) ve Osmanlıcada “usûl-i fıkıh” olarak ifade edilir. Türkçede de şu terimler kullanılmaktadır: İslâm
Hukuk Usûlü, İslâm Hukuk Metodolojisi, İslâm Hukuk
Felsefesi, İslâm Hukuku
“Usûl” kelimesi “temel, kök, kaide, dayanak,
esas” gibi anlamlara gelen ve dilimize “asıl” şeklinde
geçen “asl” kelimesinin çoğuludur. Usûl, ıstılahta râcih, kaide ve delil manalarında kullanılır.
Râcih: “Kelâmda asıl olan manayi hakikîdir” ifadesinde asl, râcih anlamındadır. Yani kelâmın mecazî
değil de hakikî manasına haml olunması tercih olunur, tercihe şayandır, demektir. “Kitâb kıyasa nisbetle
asıldır” sözünde asıl “tercih” anlamındadır.
Kaide/Kural/Prensip: “Lâşenin zaruret içinde
bulunan insan tarafından yenilebileceği, asıl olanın
hilâfınadır” sözünde asıl kelimesi, genel kaide/kural/
prensip anlamındadır. “Bu babda asıl olan budur”
denir ki, bu konuda kaide budur, demektir. “Berâet-i
zimmet, asıldır” ifadesinde de asıl, bu anlamda kullanılmıştır. “Fıkıh (fıkh)” kelimesi ise sözlükte “derinlemesine anlama; bir şeyin inceliklerini, içyüzünü, künhünü kavrama” anlamlarına gelir.
Kur’ân’da fıkıh kelimesi mutlak ilim için değil, ince
anlayış, keskin idrak ve konuşanın gayesini anlamak
manalarında kullanılmıştır.
Fıkhın ıstılah/terim anlamına gelince; Hanefîler
Fıkıhı “kişinin amel yönünden lehine ve aleyhine olan
şerî hükümleri bir meleke halinde bilmesidir” şeklinde
tarif etmişlerdir.
Şâfiîlerin tarifi ise “şerî-amelî hükümleri yani
ibâdât, muamelât ve ukûbâta ait hükümleri, tafsilî delillerinden çıkararak bilmektir” şeklindedir.
Bu iki tarifin lafızları farklı olmakla birlikte, aynı
manayı ifade etmektedirler. Çünkü Hanefîler bilmek
(marifet) tabirinden “delilinden çıkararak bilme, meleke ve iktidar” manasını kastetmişlerdir.
İctihâd ve istinbât melekesine mâlik olmayan bir
kişiye, ne kadar çok fıkhî meseleyi öğrenmiş ve ezberlemiş olsa da fakîh (fıkıhçı, hukukçu) denmez. Bu
kişilere âlim denir.
Âlim başka fakîh başkadır. Aralarında fark vardır.
Her fakîh âlimdir. Fakat her âlim fakih değildir.
Fıkıh da kendi içerisinde ikiye ayrılır: Fürû-u fıkıh ya da kısaca fürû‘ (tatbikî, pratik hukuk) Usûl-i
fıkıh ya da kısaca usûl (nazarî, teorik hukuk).
“Fıkıh usulü” ıstılah/terim olarak kullanıldığında
“müçtehidin şerî-amelî hükümleri tafsîlî delillerinden
çıkarmasına yarayan kurallar ve bu kuralları inceleyen
ilmî disiplin” kastedilir.*
Fıkıh Usulünün Konusu: Fıkıh
usulünün konusu şer’i deliller ve hükümlerdir. Fıkıh Usulünün Gayesi: İlmin gayesi şer’i hükümlerin şer’i delillerden nasıl ve ne şekilde çıkarılacağını öğretmektir.
“Asr-ı Saadet” olarak isimlendirilen dönemde
mutlak anlamda bir içtihat faaliyetinden bahsetmek
mümkün değildir. Resûlullahın vefatını takiben, vahyin kesilmiş olması sebebiyle gerçek anlamda bir içtihat faaliyeti başlamıştır. Bu süreçte ilmî yeterliliği haiz
olanlar, Kur’an ve Sünnet nasslarında bulamadıkları
hükümlerle ilgili olarak kendi görüş ve yorumlarını
ifade etmeye başlamışlardır. Bu müçtehitlerin her biri
kendi kabiliyet, birikim ve metodu çerçevesinde içtihatta bulunmuş; bunun neticesinde de Ehl-i Hadis
ve Ehl-i Re’y gibi farklı fıkıh ekolleri teşekkül etmeye
başlamıştır.
القواعد اليت يتوصل هبا اجملتهد إىل إستنباط األحكام الشرعية العملية *
من ادلتها التفصيلية
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019

FIKIH USULÜ VE TARİHİ
Usulcü Kitap, Sünnet ve diğer delilleri inceler. Bu
delillerin durumlarına, âmm, hâss, emir, nehiy, mutlak
ve mukayyed gibi değişik şekillerden hangi hal üzere bulunabileceklerine bakar ve bunlardan her birinin
hükmünü açıklayan kurallar koyar.
Fakih, ferî bir olayın hükmünü tesbit etmek istediğinde, sözünü ettiğimiz usûl kurallarını alır, o ferî
olayla ilgili cüzî veya tafsîlî delile uygular. Böylece o
delilin hangi şerî hükme delâlet ettiğini ortaya koyar.
Meselâ, fakih namazın hükmünü tesbit etmek
istediğinde, namaz ile ilgili tafsîlî delilleri araştırır ve
“Namazı kılın! (Bakara, 2/43)” âyetini bulur. Bu cüzî
delile bakar ve bu delilde namaz kılmanın “emredildiğini” görür. Bu durumda emrin hükmünü açıklayan
“Emir vücûba delâlet eder” şeklindeki usûl kuralını
kullanır ve bilir ki buradaki emir, emredilen şeyin vacip kılındığını göstermektedir. Böylece fakih, namazın vücubuna hükmeder ve “Namaz vaciptir (gereklidir)” der.
Fukahâ Mesleği
Meslekül-Fukahâ (fakihlerin metodu) olarak adlandırılan bu metodu geliştirenler Hanefîler olduğu
için bu metot “Meslekül-Hanefiyye (Hanefîlerin metodu)” olarak da isimlendirilir. “Tümevarım” mahiyetindeki bu metodu kullanan fakihler, önce furû’a dair
hükümleri tespit edip, usul kurallarını bu hükümler
üzerine bina etmişlerdir.
Bu grupta eser kaleme alan müelliflerin ve eserlerin en önemlileri şunlardır:
* Kerhî (ö. 340/952) Usûl, Cessâs (ö. 370/980)
Usûlü’l-fıkh, Debûsî (ö. 430/1038) Takvîmül-edille,
Pezdevî (ö. 482/1089) Usûlü’l-Pezdevî, Serahsî (ö.
483/1090) el-Usûl, Semerkandî (ö. 539/1144) Mizânu1-usûl, Nesefî (ö. 710/1310) Menârul-envâr (Kısaca “el-Menâr”), Abdulaziz Buhârî (ö. 730/1330) Keşfül-esrâr, İbn Melek Şerhu Menâril-envâr
Mütekellimîn Mesleği
Bu metotla eser kaleme alanların çoğunluğunun
aynı zamanda kelamcı olması sebebiyle bu metoda
“Meslekül-Mütekellimîn (kelamcıların metodu)” ismi
verilir. Çoğunlukla Şâfiîler tarafından kullanılması
sebebiyle bu metot “Mesleküş-Şâfiiyye (Şâfiîlerin
metodu)” olarak da isimlendirilir. “Tümdengelim”
mahiyetindeki bu metodu kullanan fakihler, önce usul
kurallarını tespit edip furûa dair hükümleri bu kurallar
çerçevesinde tanzim etmişlerdir. Şu dört eser, mütekellimîn metodunun temel kitaplarıdır:
* Kadı Abdülcebbâr el-Mutezilî (ö. 415/1024)
el-Umed, Ebül-Hüseyin el-Basrî el-Mutezilî (ö.
463/1071) el-Mutemed, İmamul-Haremeyn el-Cüveynî (ö. 478/1085) el-Burhân, İmâm Gazzalî (ö.
505/1111) el-Mustasfâ.
Memzûc Meslek
Daha sonra bu iki metodu mezceden (karma metotla yazılmış) eserler de telif edilmiştir.
Bu metoda da “memzûc meslek (karma metot)”
adı verilir. Bu metodu benimseyen âlimler, önceki iki
gruptan seçtikleri birer ya da daha fazla sayıda eseri
“cem etmek (bir araya getirmek, göz önünde bulundurmak)” suretiyle kitaplarını oluşturmuşlardır. Bu
grupta eser âleme alan müelliflerin ve eserlerin en
önemlileri şunlardır:
Ahmed b. Ali el-Bağdâdî Bedîu’n-nizâm elcâmî beyne kitâbey el-Pezdevî vel-İhkâm bu eser
Pezdevî ve Âmidî’nin eserlerini cem etmiştir.
Sadruş-Şerîa Ubeydullah b. Mesûd (ö. 747/1346)
et-Tenkîh, bu kitapta, Pezdevînin Usûl, Râzînin Mahsûl ve İbn Hâcibin Muhtasar adlı eserleri cem edilmiştir. Müellif bu eserini bizzat kendisi et-Tavzîh adıyla
şerh etmiştir.
Tâceddin es-Sübkî (ö.771/1370) Cemu’l-cevâmî,
İbnul-Hümâm (ö.861/1457) et-Tahrîr
Aslî Deliller
“Müttefekun Aleyh Deliller” olarak da isimlendirilen aslî delillerin delil olarak kabul edilip kullanılması
hususunda genel bir ittifak oluşmuştur ki, bunlar Kitap, Sünnet, İcmâ ve Kıyas’tır.
1. Kitap: Kur’ân-ı Kerim, Usulcülere göre İslam
Hukuku’nun bütün kaynaklarının tatmamı Kur’an’a
döner. Kur’an dışındaki delillerin dayanağı Kur’an
olmaktadır. Kur’an ve sünnet, zekat, alışveriş, cezalar gibi ferî meselelerin hükümleri; icma ve kıyasın
hüccet oluşu gibi ferî hükümlerin dayandığı kaide ve
asıl olması bakımından dayanak olmaktadır. Sünnete göre amel edilmesinin dayanağı da Kur’an olması
münasebetiyle Kur’an bütün delillerin kaynağı, asılların aslıdır.
Kur’an’ın hükümlere delaleti: Kur’an’ın nakli tevatü yolu ile olmuştur ve subutu kat’idir. Ancak lafızların manaya delaleti kat’i olmayabilir. Buna göre Kur’an
ifadeleri manaya delalet bakımından ikiye ayrılır.
1. Hükme delaleti kat’i olan lafızlar: “Zevcelerinizin çocuğu yoksa bıraktığınızın yarısı sizindir.(4/12)”
ayetin manaya delaleti kat’idir.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 2 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
FIKIH USULÜ VE TARİHİ 199
2. Hükme delaleti zannî olan lafızlar: “Boşanmış
kadınlar kendi kendilerine üç kuru’ beklerler. (2/228)”
ayetinde “kuru” lafzının adet mi temizlik dönemini mi
ifade ettiği tam olarak bilinemediğinden lafzın manaya delaleti zannidir.
Kur’an’de nesh: Kur’an’da neshin nasıl gerçekleştiğine dair çeşitli görüşler vardır.
1. İmam Şafi’ye göre Kur’an’ı sadece Kur’an neshedebilir.
2. Fakihlerin çoğunluğuna göre Kur’an’ı Kur’an’ın
kendinin yanı sıra mütevatür sünnet de neshedebilir.
3. İbn Hazm el-Endülisi’ye göre Kur’an ayeti ahad
haberle de neshedilebilir. Endülisi sünnetin tümünü
senet yönünden kat’i kabul eder.
2. Sünnet: Peygamber Efendimiz’in kavil, fiil ve
takrîrleri yani tasvipleri,
Sünnetin Kur’an karşısındaki işlevi nedir ?
a) Kur’ân’ı te’kid eder.
b) Kur’ân’ı tebyin eder.Bu da şu şekillerde olur.
* Mücmelini açıklar, müfesser hale getirir.(ibadetler gibi)
* Âmmı tahsis eder.(kadın,hala ve teyzesiyle
ذالكم لكمماورا احل bir nikah altında tutulamaz bu
ayetini tahsis etmiştir.
* Mutlakı takyid eder.(el kesme haddi gibi)
c) Sünnet Kurân’ı nesh eder. لوارث الوصية gibi. Bu hadis تْ ُ
َو
ْم
ُ ال
َ َدُكم
أَح
َ
َ َضر
َذا ح
ِ
إ
ْ
ْ ُكم
َي
ل
َ
َ ع
ِب
كت ُâyetini nesh etmiştir.
d) Müstakil olarak hüküm koyar.(Ehli eşek etlerinin haram olması, muhsan zânînin recmi gibi)
3. Ümmetin icma‘ı: Peygamberimiz’in vefâtından sonra, herhangi bir asırda İslâm müctehidlerinin,
amelî bir meselenin hükmü üzerinde ittifak etmeleridir. Bir tek rüknu vardır.Oda müctehidlerin ittifakıdır.
İcmâ edenler icmâ’larında bir nass veya kıyas gibi
şer’i bir delile dayanmalıdır.
İcmâ’nın müstenedi Müctehidlerin üzerinde icmâ
yaptıkları şeyde, dayandıkları delildir.Bu delil ya Nass
olur ya Kıyas veya İstihsan, İstıshab, Örf, Sedd-i
Zerâi gibi şer’î deliller olur.
4. Fukahânın kıyâsı: Bilinen iki şeyden birinin
nassla sâbit olan hükmünü, aralarındaki müşterek
illetten dolayı müctehidin, diğerinde de ictihad ile ortaya koymasıdır.
Kıyas dört rükün üzerine oturur :
1 – Asıl: Nass veya icmâ ile sabit olan hükme
konu olan şeydir.
2- Fer´: Hakkında herhangi bir nass veya icmâ
bulunmayan şeydir.
3- İllet: Aslın hükmünün üzerine bina edildiği
vasıftır.
4- Aslın hükmü: Asıl hakkında varid olan nass
veya icmânın ifade ettiği ve fer´a nakledilmesi istenilen şer´î hükümdür.
İllet, üzerine hükmün bina edildiği, var olduğunda hüküm de var olan bulunmadığında hüküm de
bulunmayan, hükmü tarif eden zahir ve munzabit bir
vasıftır. Hikmet; şer’i bir hükmün meşrû kılınışında
gözetilmiş olan maslahattır. “Sebep”e gelince, Eğer
hüküm ile vasıf arasında akılla idrak edilebilecek bir
münasebet (maslahat) varsa o vasfa hem illet, hem
sebep denilir. Şayet bu münasebet akılla idrak edilir
cinsten değil ise bu vasfın adı sadece “sebep” olur.
Buna göre sebep, illeti de içine alacak şekilde daha
umumidir.
İlleti Bulma Yolları; 1- Nass 2. İcma 3. Taksim ve
Sebr 4. Münâsebe 5. a) Tahrîcu’l-menât b) Tenkihu’lmenat c) Tahkîku’l-menât
Fer‘î Deliller
“Muhtelefun fîh Deliller” olarak da isimlendirilen Fer’î delillerin delil olarak kabul edilip kullanılması
hususunda ihtilaf edilmiş olup, bunlar İstihsan, Mesâlih-i Mürsele, Örf, Şer’u men kablenâ, Sahâbî Kavli,
Sedd-i Zerîa ve İstıshâb delilleridir.
İstihsân: Lûgaten bir şeyi güzel saymak mânâsına olan istihsan, usûl-i fıkıh ıstılâhında bir kıyastan,
ondan daha kuvvetli bir kıyasa dönmektir. İnsanın, bir
meselede, benzerlerine verdiği hükümden, bu hükmü
terk etmesini gerektiren daha güçlü bir sebeple ayrılarak başka bir hüküm vermesidir.
Fıkıh usulünde müctehidin bir meselede nas,
icmâ, zaruret, örf, maslahat, gizli kıyas gibi özel
ve daha kuvvetli görünen bir delile dayanarak o meselenin benzerlerinde izlenen genel kuraldan ve ilk
hatıra gelen çözümden vazgeçmesi ve hukukun amacına daha uygun bulduğu başka bir hüküm vermesi
şeklinde özetlenebilen yöntemin adıdır.
İçine pislik düşen kuyuların suyunun tamamen
boşaltılmasının mümkün olmayacağından hareketle
kuyudan belli bir miktar suyun boşaltılması halinde
suyun temizlenmiş olacağı fetvası verilmiş, bu da
kıyasa aykırı olmakla birlikte zaruret ve ihtiyacın
sevkettiği bir istihsan olarak adlandırılmıştır. Yırtıcı
kuşların artığı suların temiz sayılmasının bir açıklaması da böyledir.
İstishab: lügatte beraberce bulunma (musahabet)
veya beraber olmanın devam etmesi (sohbet) anlamıHiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 3 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
200 FIKIH USULÜ VE TARİHİ
na gelir. Istılahta ise şöyle tarif edilmiştir: “Mazide sabit olup sonradan değiştiği bilinmeyen bir şeyin,
hali hazırda da aynen kalmasına hükmetmektir:
Mesela, ölüp ölmediği bilinmeyen bir şahsın (mefkûd),
hazırda da hayatta olduğu istishâb deliliyle kabul edilir. Aynı şekilde karı kocanın nikâhlarının devam ettiği,
aksi bir haber gelinceye kadar devam eder.
Örf: Akıl yönünden de dînî bakımdan da güzel
olan, selîm akıl (sağduyu) sahipleri yanında yadırganmayan şey demektir. Bu gibi örf, âdet ve teâmüller
de, ihtiyaç hâlinde kendilerine müracaat olunan şer‘î
bir delildir.
Mesâlih-i mürsele veya istıslâh: Bunlar; Şâri‘
(Allah ve Resûlü) tarafından ne itibar ne de iptal ve
ilgâ edildiği bilinmeyen maslahatlardır. “Mesâlih”, faydalı olanı elde etmek, zararlı olanı gidermek mânâsına gelen maslahat’ın cem‘îsidir. Mesâlih-i mürsele
ile istidlâl işine de istıslâh denir. Lûgat mânâsı ise, bir
şeyin iyi hâle getirilmesini istemektir.
Şariin hüküm koyarken itibar ettiği maslahatlara
“maslahat-ı mutebere” denir. Meselâ aklın muhafazası Şariin istediği bir maslahattır. Bunun için şârî
sarhoş edici içkileri haram kılmıştır.
İslâmın kabul etmeyip iptal ettiği ve ortadan kaldırdığı maslahatlara da “maslahat-ı merdûde” veya
“maslahat-ı mulgât” denir. Şer-î hükümlere aykırı
olan herhangi bir maslahat, esasında mefsedettir.
Düşmana teslim olmak, bazen faydalı bir çözüm olarak düşünülebilir. Zira bu çözüm, öldürülmeyi ve hatta
bazen esir edilmeyi malların telef olup gitmesini önleyen bir yoldur. Fakat şârî bu faydaya itibar etmemiş,
düşmanla savaşılmasını ve ülkenin savunulmasını emretmiştir. Çünkü bu daha üstün faydayı sağlamaktadır.
O da müslümanların varlık ve şerefinin korunmasıdır.
Hükmün kendisine bağlanması ve üzerine hüküm bina edilmesi, insanlara bir fayda sağlayan veya
onlardan bir zararı gideren, fakat muteber veya geçersiz sayıldığına dair belirli bir delil bulunmayan manaya “maslahatı mürsele” denir.
Hanefîler ve Şafiîler nazariyatta mürsel maslahatı bir delil olarak kabul etmemelerine rağmen, fıkıh
kitaplarında maslahat esasına dayanan ictihadların
bulunduğu görülmektedir. Malikî ve Hanbelîler ise
mesâlih-i mürsele’yi müstakil bir delil olarak kabul etmektedirler.
Bizden öncekilerin şeraîtleri: Fıkıh usûlündeki
ifadesiyle; “Şerâiun min kablinâ şerîatün lenâ.” Yani
bizden öncekilerin şeraitleri (inden iptal edilmemiş
olan hükümler), bizim de şerîatımızdır. Bir başka ifadeyle, o şerîatlerin Kur’an ve Sünnet’le neshedilmeyen (kaldırılmayan) hükümleri ki, işte onların da İslâm’da geçerlilikleri devam etmektedir.
1- Bizim şeriatımızda neshedilip, hükmü sona
erenler. İttifakla biz bunlarla mükellef değiliz. Mesela deve, kaz, ördek gibi tırnaklı hayvanlar ve pençeli
kuşların yenmesi, bağırsak yağları hariç diğer iç yağlarını yenilmesi haram kılındığı halde bunlar ayet-i
kerime ile neshedilmiştir : Ganimet mallarının haram
olması da böyledir.eski ümmetlerde haram idi ama
bizde helal kılınarak bu hüküm nesh edildi.
2- Bizim şeriatımızda ibkâ edilen hükümler. Bunlarla biz de mükellefiz. Meselâ oruç gibi.
3- Red veya kabul edildiği beyan edilmeksizin Allah (c.c.) in Kur’an-ı Kerîm’de kıssa halinde naklettiği
veya Rasûlullâh’ın lisânıyla anlatılan hükümler. İşte
bunlar ihtilaflıdır. Meselâ yahudilerin şeriatmdaki kısas ayeti: “Tevratta onlara şöyle yazdık. Cana can,
göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş. Yaralar da kısastır”
Sahâbî kavli: Sahâbîler, Peygamber Efendimizi
(s.a.v.) gözleriyle görmüşler; onun ilim, irfan ve feyzinden bizzat istifade etmişlerdir. Bu hususta farklı
görüşler olmakla beraber, sahâbî kavli de fer‘î deliller
arasında zikredilmiştir.
a) Şâfii, Eş’ari, Mûtezile ve şianın cumhûruna
göre, sahâbe kavli hiçbir şekilde hüccet değildir.
b) Hanefî, Mâlikî ve Hanbelîlere göre ise şer’î bir
hüccettir.
Seddi Zerâyi‘: Vesîle mânâsına gelen zerîa‘nın
cem‘îsidir. İslâm hukuk ıstılâhında zerâyi‘, helâl ve harama götüren, onlara vâsıta olan şeylerdir, diye târif
edilir. Buna göre, kötülüğe giden yolları kapamak gerekir, buna sedd-i zerâyi‘ denir. Hayra giden yolları
da açmak lâzım gelir ki, buna da feth-i zerâyi‘ tâbir
edilir.
Fıkıh Usulünde Şer’i Hüküm
a) Teklifi Hükümler: Şâriin mükelleften bir işi
yapmasını veya yapmamasını istemesi ya da onu muhayyer bırakmasıdır. Bu tür hükümlere insanlara bazı
külfetler yüklediği için “teklîfî” adı verilmiştir. Bazı
âlimler, onun mükellefi muhayyer bırakan unsurundan hareketle herhangi bir külfet içermeyen hükümleri müstakil olarak “tahyîrî hüküm” adıyla yeni bir
başlık altında incelemişler ve böylece hükmü teklîfî
(iktizâî), tahyîrî ve vaz‘î olmak üzere üç kısma ayırmışlardır.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 4 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
FIKIH USULÜ VE TARİHİ 201
Buna göre mükellefin fiillerinin sıfatı olan hükümler işleniş maksatlarına göre dünyevî ve uhrevî olmak
üzere iki kısma ayrılır. Dünyevî gaye gözetilerek işlenen fiillerin hükümleri şunlardır: Sıhhat, butlân, fesad,
in‘ikad, adem-i in‘ikad, nefâz, adem-i nefâz, lüzum,
adem-i lüzûm. Uhrevî maksatlar gözetilerek işlenecek fiillerin hükümleri de şu şekilde sıralanır: Usulcüler arasında “ahkâm-ı hamse” adıyla meşhur olan
bu taksime göre bir fiilin mükellef tarafından işlenip
işlenmemesi şâri‘ katında ya eşittir veya değildir. Eşit
ise bu fiil mubahtır; eşit değilse onun ya işlenmesi
ya da işlenmemesi istenir veya tavsiye edilir. İşlenmesi istenir ve bu istek kesinlik arzederse o fiil vâcip, kesinlik bulunmazsa mendup niteliğini kazanır.
İşlenmemesi istenmesi halinde de söz konusu istek
kesinlik arzederse o fiil haram, kesinlik bulunmazsa
mekruh olur. Hanefîler bu beşli taksimi farz-vâcip,
tahrîmen mekruh-tenzîhen mekruh şeklindeki ayırımlarla daha da geliştirmişlerdir.
Usulcülerin büyük bir kısmı azîmet ve ruhsatı
da teklîfî hükümler içerisinde incelemişlerdir. Çünkü
azîmet, şâriin umumi bir şekilde talep veya nehyettiği
ya da mubah kıldığı hükümleri, ruhsat ise meşakkat,
zaruret, ihtiyaç gibi ârızî bir sebebe bağlı olarak azîmet hükmünü terketme imkânı veren hafifletilmiş ve
geçici hükmü ifade eder.
b) Vaz’i Hükümler: Sebep, rükun, şart, mani,
fesat butlan, Sebebi bazı usulcüler; “hükmün teşrîi
ile açık bir uygunluk taşısın veya taşımasın şâriin
varlığını hükmün varlığı, yokluğunu da hükmün
yokluğu için alâmet kıldığı durum”, bir kısım usulcüler ise “şâriin varlığını hükmün varlığına, yokluğunu
da hükmün yokluğuna alâmet kıldığı durum” olarak
tarif ederler.
Rükün ise bir şeyin varlığı kendi varlığına
bağlı olan ve onun yapısından bir parça teşkil
eden unsurdur. Meselâ namaz için kıraat bir rükündür, yani şâri‘ nazarında namazın meydana gelmiş
sayılması için Kur’an’dan bir miktarın okunması gerekir ve bu tilâvet namazın yapısından bir parçadır.
Bir şeyin varlığı kendi varlığına bağlı olmakla beraber onun yapısından bir parça teşkil etmeyen
iş veya vasfa şart denir. Namaz için abdest şart
olup onsuz namazın varlığından söz edilemez. Ancak
buna rağmen abdest namazın mahiyetinden de bir
parça değildir.
Varlığı, sebebe hüküm bağlanmaması veya
sebebin gerçekleşmemesi sonucunu doğuran
duruma mâni‘ denir. Buna göre mâni‘ hem hüküm
hem sebep için söz konusu olabilir. Sebebi gerçekleştiği ve şartları bulunduğu halde varlığı sebebe hüküm
bağlanmaması sonucunu doğuran durum hükmün
mâniidir. Meselâ miras hükmünün sebebi olan akrabalık bağı mevcut ve miras hükmü için gerekli şartlar gerçekleşmiş olsa bile vârisin mûrisini kasten
öldürmesi miras hükmünün doğmasına mâni‘dir.
Varlığı sebebin gerçekleşmesini engelleyen durum
ise sebebin mânii olup bu aslında sebebin şartlarından birinin ortadan kalkması demektir. Zekâta tâbi
mallardan nisab miktarı mala sahip olan kimsenin
üzerinde bu miktarı olumsuz yönde etkileyen bir borcun bulunması bu tür bir mâni‘ olup o zekâtın vâcip
olma sebebinin gerçekleşmesini engellemektedir.
Mükellefin Sorumluluğu Açısından Farz/Vacip
1) Farz-ı ayn: Herkesin ayrı ayrı yerine getirmesi
gereken farzlar. (namaz, oruç gibi)
2) Farz-ı kifâye: Ferdî değil toplum olarak sorumlu olunan farz cenaze namazı, cihad İlimle meşgul olmak, sanatların icrası iyiliği emr, kötülükten nehyetmek.
Eda Edileceği Vakit Açısından Farz/Vacip
Mutlak vacip/farz; Şari’nin eda edilmesi için bir
vakit belirtmediği farzlar. Kefaretler, zamanı, belirlenmemiş adaklar vb.
Mukayyet vacip/farz; Edası için başlangıç ve
bitiş vakti olanlar.
a) Eda: Vaktinde yerine getirilen. Dinî veya hukukî bir görevin yerine getirilmesi.
b) İade: Eksik ifa edilip tekrar edilen.
c) Kaza: Vakti geçtikten sonra ifa edilen.
Ehliyetin Kısımları
Vucup Ehliyeti: Kişinin haklara sahip olabilme
ve barış altına girebilme ehliyetidir. (Zimmet) Vucup
ehliyetinin temeli “hayatta olmaktır.” Yaş, akıl, temyiz ve rüşd ile alakası yoktur. Anne karnındaki cenin
de (eksik) vucup ehliyeti vardır. Ehliyetinin eksik
olması sadece lehine olan haklara sahip olmasındandır. Mesela; borçlanmaya ehil değildir.
Hanefilere göre; vucup ehliyeti kişinin ölümünden sonrada devam eder. (Malından borçlarının
ödenmesi v.s) Oda bir nevi eksik vucup ehliyetidir.
Çoğu âlime göre vucup ehliyeti kişinin ölümüyle sona
erer. Kişi doğumdan itibaren tam vücup ehliyetini sahip olur. Bu ehliyete sahip kişi:
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 5 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
202 FIKIH USULÜ VE TARİHİ
1) Satım, kira, miras, hibe gibi yollarla kendini
intikal eden her türlü hakkı kazanır. Kamu düzenini
gerçekleştirmeye yönelik malı borçlara muhatab olur.
(öşür, haraç, zekât, fıtr sadakası v.s)
2) Bu kişiler adına hukuki işlemleri kanuni temsilcileri yapar.
3) Vücup ehliyeti sadece vekâlet (niyabet) kabul
eden hukuki işlemleri kapsar (iman, bedeni ibadetleri
v.s kapsamaz)
Eda Ehliyeti: Vucup ehliyetinin daha kapsamlısıdır. Dinen ve hukuken muteber olacak tarzda davranmaya ve hukuki işlem yapmaya elverişli olması.
Akıl ve temyiz gücü tam olduğunda “tam eda”, eksik olduğunda “eksik eda” ehliyeti olur. Kişilerin eda
ehliyeti kazanması temyiz, buluğ ve ruşd şeklinde ve
kademede gerçekleşir.
Temyiz Öncesi Dönem: Temyiz çağına gelmeyen çocuk akıl hastası ve bu hükümde olanlar. Dini
yükümlülükleri yoktur.
Temyiz Donemi: Buluğa ermemiş fakat temyiz
çağına gelmiş çocuklar eksik eda ehliyetine sahiptir.
7 yaşından buluğa kadar mümeyyiz sayılır. Mümeyyiz
çocuklar dini görevlerle mükellef değildir. Ancak dini
hayata alıştırılmalıdırlar. Mutezile temyiz çağından itibaren Allaha inanmanın vacip olduğunu söyler Ahmet
b.Hanbel 10 yaşından itibaren namaz çocuğun ibadetini kabul eder. Ancak buluğdan önce yapılan hac,
sonraki farzı aynı düşürmez.
Mümeyyiz Çocuğun Yaptığı İşlemler
* Tamamen Yararına Olanlar: Hıbe, sadaka v.s
kabul etmek Başkasına vekil olmak. (Geçerlidir)
* Tamamen Zararına Olanlar: Hıbe etme, borç
ikrar, kefaret v.s (Geçersizdir)
* Hem Menfaatine Hem Zarar İhtimali olan İşlemler: Alım satım, kira v.s (Kanuni temsilcisinin onayıyla
geçerlidir)
Buluğ ve rüşd Dönemi: Yetişkinlik dönemi Hanefiye göre erkeklerde 18 kızlarda 17 Çoğunluğa
göre ikisinde de 15. Bu dönemde tam eda ehiyeti kazanılır.
Ehliyeti Etkileyen Durumlar
Semavi Arızalar: Yaş küçüklüğü, delilik, bunaklık, kölelik, uyku, bayılma, hayız, lohusalık, ölüm.
Müktesep Arızalar: Sarhoşluk, cahillik, ciddiyetsizlik (hezl), yolculuk, ikrah (zorlama), iflas
Konulduğu Mana Bakımından Lafızlar: Hâss,
Âmm, Müşterek
Hâss Lafız: Sözlükte “münferit, tek, yalnız” gibi
manalara gelir. Usul ilmindeki tanımı: Tek bir manayı
(bu mananın fertlerini) teker teker ifade etmek üzere
konulmuş lafızdır.
Hâss’ın Delaleti: Usulcülere göre hâss bir kelimenin neye delalet ettiği (onunla neyin kastedildiği)
gayet açıktır. İlave bir açıklamaya gerek yoktur. (Mesela sayı isimleri hâss lafız kapsamına girer. “üç” ismi
sadece üç’e delalet edebilir. “üç” ismini okuduğunuz
da “acaba üçten kastedilen dört olabilir mi? daha az
ya da daha çok olabilir mi? gibi bir tereddüte düşmezsiniz). Hâss bir lafzın aksine bir delil bulunmadıkça başka bir manaya çekilemeyeceği konusunda
ittifak vardır
Hâss’ın Türleri: Hâss lafız; mutlak, mukayyed,
emir ve nehiy formunda ola Mutlak: Belirli olmayan
bir ferdi ya da fertleri gösteren ve kendisinin herhangi
bir sıfatla kayıtlandığına dair delil bulunmayan lafızdır. Mesela adam/adamlar, kuş/kuşlar, kitap/kitaplar
dediğimizde hep mutlak lafız söylemiş oluruz. Mutlak
lafız delalet ettiği fertleri mahiyet (hakikat) itibari ile
kapsar.
Mutlak’ın Mukayyede Hamli:
1) Mutlak ve mukayyedin hükümleri ve hükmün
sebebi aynı ise mutlak mukayyede hamlonulur.
2) Mutlak ve mukayyed hüküm ve sebep bakımından birbirinden farklı ise mutlağın mukayyede
hamledilmeyeceği konusunda ittifak vardır.
Hırsızın elinin kesilmesini gerektiğini söyleyen
ayetle, abdestte ellerin yıkanması gerektiğini söyleyen ayette “el” lafzı geçmekte. Bir ayette mutlak olan
“el” diğer ayette” mukayyettir. Ama sebep ve hüküm
farklı olduğu için burada haml söz konusu değildir.
3) Hüküm bir fakat sebep faklı olursa: Hanefilere
göre bu durumda mutlak mukayyede hamledilmez,
diğer fakihlere göre hamledilir.
Mücâdele 3. ayette zıhar kefareti olarak köle azat
etmek emrolunur.
Nisâ 92. ayette ise hata ile adam öldürenin
mü’min köle azat etmesi emredilmiştir. (Bu durumda Hanefiler dışındaki âlimler kefaret için mü’min
köle azat etmek gerektiğini söyleyerek mutlakı
mukayyede hamlederken Hanefiler burada hamletmezler).
4) Mutlak ve mukayyedin sebebinin bir fakat
hükümlerinin faklı olması: Bu durumda da mutlağın
mukayyede hamledilmeyeceği konusunda ittifak
vardır.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 6 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
FIKIH USULÜ VE TARİHİ 203
Âmm Lafız
Âmm sözlükte “kapsayan, şamil olan, genel” gibi
anlamlara gelir. Fıkıh usulünde: tek bir manayı gösteren ve belli bir miktarla sınırlı olmaksızın bu mananın kendisinde gerçekleştiği bütün fertleri kapsayan
lafızdır.
“Her biri”, “bütün”, kelimeleri, başında lamı tarif
bulunan lafızlar, topluluk isimleri, cins isimler, marifeye muzaf olan çoğullar, olumsuz cümledeki belirsiz
kelimeler, çoğul emir kipleri Arap dilinde umum ifade
eder.
Âmm’ın Delaleti
Âmm lafzın içine aldığı fertlerden bir kısmının
dışarıda tutulmasına tahsis denir. Kur’andaki bazı ifadeler, özellikle Allah’ın zat ve sıfatlarına imanla ilgili
lafızların umum ifade ettiğinde şüphe yoktur.
Müşterek Lafız: Her biri ayrı bir vaz’ ile olmak
üzere birden fazla manaya konulmuş lafızdır. (Bir
lafzın farklı farklı konumlarda birden fazla manaya
gelecek şekilde kullanılması). Müşterek lafzın bütün
anlamları hakikat olmalıdır. Kullandığı yerlerden birinde mecaz ifade etmemelidir. Mesela “Mevla” lafzı ayrı ayrı vaz’ larda (konumlarda) ham azad eden
efendi hem de “azatlı köle” anlamında kullanılmıştır.
Yine “ayn” lafzı farklı vaz’ larda su pınarı, göz ve altın
manalarında kullanılmıştır.
Müştereğin Hükmü: Usulcülere göre lafızda asıl
olan müşterek olmamasıdır. Dolaysıyla lafızda müşterek olmama ihtimali varsa öncelikle bu tercih edilir. Müşterek olduğu kesinleştiği zaman lafzın geçtiği
yerler incelenerek bulunduğu konumda ne anlama
geldiğine karar verirlir. Bu durumda artık bu lafız müşterek olmaktan çıkar “müevvel” adını alır.
Kullanıldığı Mana Bakımından Lâfızlar
Konulduğu manada kullanılıp kullanılmaması açısından lâfız dört kısımdır, Şimdi
1. Hakikat
2. Mecaz
3.Sarih
4. Kinaye
Manaya Delaletinin Açıklığı Bakımından Lafızlar:
Zahir; Zahir manasının anlaşılması için haricî bir
karineye ihtiyaç duyurmayacak şekilde bu manaya
açık olarak delâlet eden, fakat te’vil ve tahsis ihtimaline açık bulunan ve kendisinden çıkarılan hüküm sözün asıl sevk sebebi olmayan lâfızd Rıbâ (toz) yiyenler,
(kabirlerinden) tıpkı şeytan çarpmış kimselerin kalktığı
gibi kalkarlar. Bu, onların “aliş-veriş de ribâ gibidir” demelerinden ötürüdür. Oysa Allah ahş-verişi helâl, ribâyı haram kılmıştır. âyetinde geçen (helâl kıldı) kelimesi
alım satımın helâl kılındığını ve (haram kıldı) kelimesi
ribânın haram kılındığını haricî bir karineye ihtiyaç duyurmayacak ölçüde açık bir tarzda göstermektedir. Şu
var ki, âyetin asıl sevk sebebi bu iki manadan hiçbiri
değildir. Âyetin şevkine esas olan mana alım-satım ile
riba arasındaki farklılığı vurgulamak, bunların aynı şeyler olmadğını açıklamaktır. Çünkü “ahş-verişde ribâ gibidir.’’ diyerek bu iki muameleyi eşit sayan müşriklerin
görüşünü reddetmek üzere nazil olmuştur. Açıktır ki,
ikisinin hükmünün farklı olması, bunların eşit olmadığı
sonucuna götürür.
Nass; manasına açık bir şekilde delâlet eden ve
kendisinden çıkarılan hüküm sözün asıl sevk sebebini
teşkil eden, bununla beraber te’vil ve tahsîs ihtimaline açık bulunan iâfızdır. Meselâ, yukarıda zikredilen
âyetteki ifadesi alım-satım ile ribânın farklı muameleler
olduğuna açık şekilde delâlet etmektedir ve sözün asıl
sevk sebebi de bu hükmü bildirmektir. Bununla beraber, ifade te’vil ve tahsise kapalı değildir. Yine, yukarıda zikri geçen Yüce Allah’ın, sözü, zevce sayısının dört
veya bir şeklinde sınırlandırılması gerektiğini açıkça
göstermektedir. Sözün asıl sevk sebebi budur.
Müfesser hükme açık bir şekilde delâlet eden,
te’vil ve tahsîs ihtimaline kapalı bulunan” lâfızdır. Şu
halde bu lâfız, açıklık bakımından zahir ve nassdan
daha kuvvetlidir. Çünkü onlarda te’vil ve tahsîs ihtimali vardır.”Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu isbat için) dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun âyeti, kâzife seksen değnek
vurulması gerektiğine, te’vil ve tahsise ihtimal vermeyecek açıklıkta ve kesin bir şekilde delâlet etmektedir.
Zira (seksen) kelimesi, sayıdır. Sayı ise, eksiklik ve
fazlalık ihtimaline kapalıdır. Mücmel (sözün sahibi tarafından açıklanmaya muhtaç) iken, bir başka nass ile
açıklığa kavuşturulan ve mücmelliği giderilen lâfız da
müfesser nevine girer. Namaz, oruç, zekât vb. kendine ait sözlük manaları olup da Şâri’in özel birer mana
için kullandığı, Kur’ân-i Kerîm’de tafsilâtı verilmeden
mücmel olarak zikredilen ve Hz. Peygamber (s.a.v) ’in
kavlî veya fiilî Sünneti ile tam olarak açıklığa kavuşturulan lâfızlar böyledi
Muhkem hükme delâleti açık; te’vil, tahsîs ve Hz.
Peygamber’in hayatında dahi- neshe ihtimali olmayan
lâfızdır. Yüce Allah’tan başka tanrı olmadığına, O’nun
meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve âhiret
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 7 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
204 FIKIH USULÜ VE TARİHİ
gününe iman gibi dini ayakta tutan temel hükümlere veya adalet ve ahde vefa gibi fazilet prensiplerine
delâlet eden yahut süreklilik ve kesintisiz devamlılık
ifade eden nasslar böyledir. Süreklilik ve devamlılık
ifade eden nasslara şunlar örnek gösterilebilir:
Yüce Allah şöyle buyurur: Allah ‘m Rasûlünü üzmeniz ve kendisinden sonra hanımları ile evlenmeniz
asla caiz değildir.
Manaya Delaletinin Kapalılığı Bakımından
Lafızlar
Hafi, sıygası itibariyle manası açık olduğu halde,
arız olan bir sebepten dolayı mütekellimin maksadına
delalet hususunda kapalı olan lafızdır,
Meselâ, “Erkek hırsız ile kadın hırsızın ellerini kesiniz” âyetindeki “hırsız” lafzı, siga bakımından açıktır. Fakat bu tabir, tarrar (yankesici) ve nebbaş (kefen
soyucu) ’a şamil midir, değil midir? îşte bu hususda
-ad değişmesi sebebiyle-kapalıdır. Hırsız (sarık), başkasının muhafaza altında bulundurduğu malı gizlice
alan kimsedir. Yankesici (tarrar), insanların mallarını
gözleri önünde, gafletlerinden faydalanarak çalan
kimsedir. Kefen soyucu (nebbaş), ölülerin kefenlerini
çıkarıp, götüren kimsedir. Bunlar hırsız sayılır mı sayılmaz mı? Fakihler, tarra-rın sarık olduğunda ittifak
etmişlerdir. Bu sebeple ona hırsızlık haddi uygulanır.
Ebu Hanife, kefen soyuculuğun hırsızlık mahiyetinde
olmadığı görüşündedir. Bu sebeple ona göre kefen
soyucuya hırsızlık haddi değil, ta’zir cezası uygulanır. Ebu Yusuf, İmam Malik, İmam Şafii ve Ahmed b.
Hanbel’e göre nebbaş da hırsızdır. Bu sebeple ona
hırsızlık haddi uygulanır.
Aynı şekilde “Katil mirasçı olamaz” hadisinde,
“katil” lafzı hafidir. Bu kelimenin, kasden adam öldürene delaleti açıktır. Ancak hataen adam Öldürene
şamil olup, olmamasında kapalılık vardır. Bazı âlimlere göre hataen adam öldüren de katildir. Bu sebeple,
o da mirasdan mahrum olur. Diğer bazı âlimlere göre
ise, “katil” kelimesi, hataen katile şamil değildir. Bu
sebeple, hataen adam öldüren, mirasdan mahrum
olmaz.
Müşkil, manasında kapalılık bulunan veya birden fazla manaya geldiği için hangi manaya delalet
ettiğinde kapalılık bulunan lafza müşkil denir. Hafide
kapalılık lafzın bizzat kendisinden değil, lafzın tatbik
sahasının şümulünden ileri gelmektedir. Müşkildeki
kapalılık ise, lafzın bizzat kendisinden doğmaktadır.
Bununla hangi mananın kasdedildiği bilinmez, ancak
harici bir delil ve karine ile onun manası anlaşılabilir.
Müşkil için, müşterek kelimeleri misal olarak verebiliriz.
Bunu bir âyet ile izah edelim:
Kadınlarınız sizin (evlat yetiştiren) tar-lalarınızdır.
O halde tarlanıza istediğiniz gibi gelin” âyetinde, lafzı
müşkil bir lafızdır. Bu kelime, hem “eyne” (nerede) ve
hem de “keyfe” (: nasıl) manalarım ifade eder. Âlimler,
araştırma neticesinde, buradaki “enna” lafzının, “keyfe” (nasıl) anlamında kullanıldığını tesbit etmişlerdir.
Mücmel, söyleyen tarafından tefsir ve izah olunmadıkça manası anlaşılmayan kapalı bir lafızdır. Ahkâm âyetlerinin ekserisi mücmeldir. Bu mücmelleri
Peygamberimiz (s.a.v.) açıklamıştır. Meselâ, namaz,
zekât, talak lafızları böyledir.
Bir misal verelim: “Şüphe yok ki insan, dar gönüllü, hırslı yaratıldı. Ona bir sıkıntı erişti mi feryad
eder, iyilik dokundu mu pinti kesilir” âyetinde, lafzı
mücmeldir. Bu mücmeli, ondan sonra gelen iki âyet
açıklıyor.
Müteşâbih manası kapalı olan, Kitap ve Sünnette tefsirine rastlanmayan ve manası sadece Allah
tarafından bilinen lafızdır. Mukattaa harfleri, müteşabihe misal olarak verilebilir. Aynı şekilde, “Allah’ın
eli, onların ellerinin üzerindedir” âyetindeki “yed” de
müteşabihtir. İlk müfessirler, müteşabih âyetlerin manalarını Allah’a havale ederken, müteahhirin uleması
bunları te’vil etmişlerdir.
Manaya Delâletinin Şekli Bakımından Lâfız
Bilindiği üzere, Kitâb ve Sünnet’te yer alan lâfızlardan ve ibarelerden hükümlerin çıkarılması, ancak
bunlarla anlatılmak istenen mananın anlaşılması ile
mümkündür. Hükmün kendisinden alındığı mananın
anlaşılması ise bazen lâfzın ibaresi, bazen işareti, bazen delâleti bazen de İktizâsı yoluyla olur. Ö yüzden,
Hanefî usul bilginleri lâfzın manaya delâletini bu yönden dört neviye ayırmışlardır:
1. İbarenin delâleti,
2.İşaretin delâleti,
3. Nassın delâleti,
4. İktizânın delâleti.
Bu delâlet şekilleri itibariyle lâfzı da dört neviye
ayırmışlardır:
1. Dâll bi’l-ibâra (ibaresiyle delâlet eden)
2. Dâll bi’l-işâra(işaretiyle delâlet eden
3. Dâll bi’d-delâle (delaletiyle delâlet eden)
4. Dâll bi’l-iktizâ (iktizâsıyla delâlet eden)
İbarenin Delâleti ve Örnekleri: “İbarenin delâleti” lâfzın, nassın gelişindeki aslî maksat olan veya
ona tâbi olarak kasdedilen hükme delâlet etmesidir.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 8 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
FIKIH USULÜ VE TARİHİ 205
Şu halde bir nass, lâfzı ve ibaresiyle nassın gelişinden birinci derecede ve özellikle kasdedilen bir hükme delâlet ediyorsa, bunun yanısıra nassın gelişinden bizzat maksat olmayan fakat birinci hükme tâbi
olarak kasdedilen bir hükme daha delâlet ediyorsa,
bunların herbirine delâleti “ibarenin delâleti” adını
alır. Meselâ, Oysa Allah alışverişi helâl, ribâyı haram
kılmıştır” âyeti, lâfzı ve ibaresiyle iki hükme delâlet
etmektedir: 1-Alım-satımı helâl, ribânın haram olduğu, 2- Alım-satım ile ribânın aynı şeyler olmayıp
farklı telâkki edilmesi gerektiği, birinin helâl diğerinin
haram olduğu. Âyet-i kerîme her iki hükmü ifade etmek için sevkolunmuştur. Fakat birinci derecede ve
özellikle kasdedilen, ikinci hükümdür. Çünkü âyet,
Alış-veriş de ribâ gibidir” diyenlere reddiyede bulunmak üzere inmiştir. Birinci hüküm ise, esasen kasdedilen hükmün ifade edilebilmesi için, ona tabi olarak
kasdedilmistir. O halde, bu nassın, bu iki hükümden
herbirine delâleti “ibarenin delâleti” nevindendir.
İşaretin Delâleti: “İşaretin delâleti” lâfzın, nassın
gelişinde aslî veya tebe’î olarak kasdedilmeyen fakat
asıl maksat olan mananın gerekli kıldığı, bununla birlikte sözün doğruluğu ve şer’î yönden sağlıklı anlaşılması kendisine bağlı olmayan hükme delâletidir.
(Bir başka deyişle, ibarenin delâletinde olduğu gibi
sözün lâfzından anlaşılan hükme değil, bu hükümden
hareketle dolaylı olarak anlaşılan hükme delâlet, işaretin delâleti diye anılır. Şu kadar var ki, lâfzın, dolaylı olarak anlaşılan bu hükme delâletini kabul edip
etmeme, sözün lâfzından anlaşılan mananın sıhhatini
etkilemez.)
Bu delâlet, bazen çok az düşünmekle anlaşılabilecek kadar açık olur; bazen ise derinlemesine düşünmeyi ve dikkatli incelemeyi gerektirecek şekilde kapalı olur. O yüzden, müctehidler arasında büyük görüş
ayrılıklarının konusunu teşkil etmiştir. Bazı müctehidler,diğerlerinin farkedemediği noktalara dikkat etmek
suretiyle, aynı ibareden (sözden) birçok hüküm çıkarabilir. Emzirmeyi tamamlatmak isteyen (baba) için, anneler çocuklarım iki emzirirler. “tam yıl Onların dinen
ve örfen makul ölçüler içinde yiyeceğini ve giyeceğini
sağlamak çocuğun babasına âyeti. Ayet-i kerîme şu
iki hükmü ifade etmek üzere sevkolunmuştur:
1- Emziren annelerin nafakalarını ve giyim masraflarını karşılamak, (çocuğun kendisine nisbetle doğurulduğu) şeklinde ifade edilen babanın borcudur.
2- Çocuk, anneye veya başka birine değil, sadece babaya nisbet edilir. Şu var ki, âyetin birinci hükme
delâleti aslî, ikincisine delâleti ise tebe’î (ikinci derecede) dir. O halde âyetin bu iki hükümden herbirine
delâleti, ibarenin delâleti nevindendir. Konuyu iyi İncelemiş bir gurup bilgin, bu görüştedir. Nassın ibaresiyle sabit ikinci hükmün gerektirdiği başka hükümler
de vardır ki bunlar nassın işaretinden anlaşılmaktadır.
Bu hükümler şunlardır:
1- Çocuğun nafakası ile sadece baba mükelleftir.
Nesep konusunda kimse ona ortak olamadığına göre,
bunun hükmü olan nafakayı karşılama mükellefiyetinin de sırf ona ait olması gerekir. Nesep konusunda
hak kime verilmiş ise, infak (nafakayı karşılama) hususundaki yükümlülük de onun olur. Nimet ve külfetin
karşılıklı olması” prensibi, bunu gerektirir.
Nassın Delâleti ve Örnekleri: Sözün, nassda
belirtilen duruma ait hükmün, incelemve ictihadda
bulunmaya ihtiyaç duyulmaksızın ve sırf dil unsuruna dayanarak anlaşılabilen illetteki müştereklik sebebiyle, nassda belirtilmeyen durum hakkında da
sabit olduğunu göstermesidir. Bunu biraz açıklayalım: Söz, bazen lâfzı ve ibaresiyle belirli bir hükme
delâlet eder. Ve bu hükmün konmasını gerekli kılan
illetin anlaşılması dikkatli incelemeyi ve içtihadı gerektirmeyip, lâfızları ve bunların manalarını bilen herkes onu anlar. Diğer taraftan başka bir durum daha
vardır ki, Sâri’ bunun hükmünü açıklamamıştır. Fakat
bu durum, hükmün konuş illeti bakımından hükmü
açıklanan durumla ortak özellik taşıdığı için, o illet vasıtasıyla sözün delâleti kapsamında sayılır. Böylece
“mansûs aleyh” hükmü bildirilen) durumun hükmü,
‘’meskût anh” (hükmü bildirilmeyen) durum hakkında
da, nassın delâleti yoluyla sabit olur. İster kendisinde
illetin daha güçlü bulunması sebebiyle meskût anh,-
hükme mansûs aleyhten daha lâyık görülsün; isterse
illetin ikisinde de aynı derecede bulunması sebebiyle meskût anh, hükümde mansûs aleyhe eşit olsun.
Örnekler: “Onlardan biri veya herikisi senin yanında
yaşlılık çağma ulaşırsa, onlara ‘öf!’’ bile deme, onları
azarlama. Onlara güzel söz söyle.” âyeti, Ayet, ibaresiyle, çocuğun ana-babasına ‘ ‘öf!’’ demesinin haram
kılındığını göstermektedir. Lisana vukufu olan herkes
bu ibareyi duyduğunda, bu hükümdeki illetin yasaklanan sözün ana-babayı üzmesi ve onlara ezâ vermesi
olduğunu anlar. Bu illet ise”Öf!” demekten çok daha
fazlasıyla olmak üzere, dövme, sövme, hapsetme, yiyecek vermeme gibi başka durumlarda da mevcuttur.
Şu halde “öf!” demenin haram kılındığını gösteren
nass bunları da kapsamına almaktadır ve o durum
için sabit olan tahrim hükmü nassın delâleti yoluyla
diğer durumlar hakkında da sabit demektir. Burada
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 9 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
206 FIKIH USULÜ VE TARİHİ
hükmün meskût anh hakkında sübûtu, mansûsaleyh
hakkında sübûtdan da üstündür (evleviyet gereğidir).
Çünkü işaret edilen fiillerde ana-babaya eziyet verme
özelliği “öf!’’ demekten çok daha fazla bulunmaktadır.
İktîzânın Delâleti ve Örnekleri : “İktizânın delâleti” sözün, doğru veya şer’î yönden sağlıklı anlaşılması kendisine bağlı olan meskût anh (İbarede yer
almayan) bir manaya delâlet etmesidir. Bu delâletin,
“iktizâ” diye isimlendirilmesinin sebebi şudur: İktizâ,
talep etmek ve gerekli kılmak demektir. Bu delâlette sözün gösterdiği mana da, sözün doğru veya şer’î
yönden sağlıklı anlaşılmasının gerekli kıldığı bir manadır. Örnekler: Hz. Peygamber (s.a.v) ’in, ‘Ümmetimden hata, unutma ve zorlandıkları söz ve fiilleri kaldırılmıştır hadisi. Bu hadisin zahirinden anlaşılan mana
şudur: Bu ümmette hata, unutma ve ikrahtan hiçbiri
bulunma? Oysa vakıa bu manaya ters düşmektedir.
Çünkü ümmette bu gibi durumlar çokça bulunmaktadır. Şu halde bunların ümmetten kaldırıldığına dair
haber doğru olmamaktadır. Hâlbuki haberin günahlardan korunmuş olan Hz. Peygamber (s.a.v) ’den
sadır olması, onun doğru olmasını gerektirir. İşte bu
yüzden, sözde (günah) veya benzeri bir lâfzın takdir edilmesi gerekir ki böylelikle hadis vakıaya ters
düşmesin. Bu takdire göre hadis, Allah, ümmetimden
hata, unutma ve zorlandıkları söz ve fiillerin günahını kaldırmıştır.’’ şeklinde anlaşılacaktır, işte burada
sözün “günah” kelimesine delâleti “iktizânın delâleti”
kabilindendir.
Fıkıh Tarihi ve Çalışma Soruları
1. “Fıkıh, dinin amelî hükümlerini muayyen delil
ve kaynaklarından çıkararak elde edilen bilgidir” şeklinde tarif edilen fıkıh tanımı aşağıdaki âlimlerden hangisine nispet edilerek
yaygınlık kazanmıştır?
A) İmam Şâfiî
B) Ebû Hanîfe
C) İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî
D) Şemsüleimme es-Serahsî
2. Fıkhın bütünü içinde kalan konulardan bazıları, ya
eğitim öğretim gereği yahut pratik ihtiyaçlar sebebiyle -genel fıkıh kitapları içinde de bulunmakla beraber- ayrı isimlerle yazılan müstakil kitapların konusunu teşkil etmiştir. İdare, anayasa, vergi
ve kısmen cezayı ihtiva eden “el-ahkâmü’s-sultâniyye, siyâsetü’ş-şer’iyye”, devletler hukukunu
ele alan “…”, daha ziyade vergi hukukuyla ilgili
olan “harâc” ve “emvâl”, miras hukukunu içeren
“ferâiz”, resmî ve hukukî yazışmaları, senetleri
vb. belgeleri konu edinen “…”, muhakeme usul
hukukundan bahseden “…”, bir çeşit mukayeseli
hukuk demek olan “…”, hukuk felsefesine tekabül
eden “hikmetü’t-teşrî’” özel kitaplara konu olan
bu dalların başlıca örnekleridir.
Yukarıdaki pragrafta verilen boş yerlere gelecek olan uygun terimler aşağıdaki şıkların
hangisinda sırasıyla doğru olarak verilmiştir?
A) Âmme/Mâliyye/Kâdiyye/Şartıyye
B) Siyer/Edebü’l-kâdî/Hilâf/ Şürût
C) Siyer/Hilâf/ Şürût /Edebü’l-kâdî
D) Âmme/ Şürût/ Kâdiyye/İlm-i hilaf
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 10 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
FIKIH USULÜ VE TARİHİ 207
3. Aşağıdaki kavram ve eşleştirmelerinin hangileri doğrudur?
I. Ahvâlü’ş-şahsiyye-Şahıs ve aile hukuku
II. Münâkehât-mufârekât”-Aile hukuku
III.Ukûd ve iltizâmât”-Borçlar hukuku
IV.Cinâyât”-Ceza hukuku
V. Nizâmü’l-hükm”-Anayasa hukuku
A) I-III-IV
B) I-IV-V
C) III-IV-V
D) I-II-III-IV-V
4. Fıkhın kaynağı ve fıkha tesir eden sebebler
arasında aşağıdakilerden hangisi sayılamaz?
A) Fıkhın doğuşunda, usul ve fürû olarak
ortaya çıkışında en önemli ve belirleyici
kaynaklardan biri vahiydir.
B) Câhiliye ve Yahudi-Talmud-hiristiyan hukuku
daha önce Roma hukukundan etkilendiği
için bunlardan iktibaslarda bulunan İslâm
hukuku dolaylı olarak Roma ve diğer hukuk
sistemlerinden etkilenerek teşekkül etmiştir.
C) Konuların klâsik dönem fürû‘ fıkıh
kitaplarındaki tertibinde bir kere bütün
mezhepler ibadet bahislerine öncelik verme
konusunda fikir birliği etmişlerdir.
D) İlk dönemin toplumsal şartları, âcil ve
pratik çözümler gerektirdiğinden, fürûu
usûle öncelemiştir. Fürûun gelişiminde
ise genellikle ‘mevcut meseleyi emsal alıp
ilerleme mantığı’ hâkim olmuştur.
5. Fıkıh dönemlerinin en önemlisi hangi dönemdir?
A) Hz. Peygamber dönemi
B) Sahâbe dönemi
C) Tâbıûn dönemi
D) Emeviler dönemi
6. Aşağıdaki durumlardan hangisinde bain talak (Hanefilerin görüşü dikkate alınarak) gerçekleşir?
I. Belirli bir bedel karşılığı boşama
II. Kinayeli lafızla talak niyeti ile boşama
III.Zifaf ve halvet-i sahiha öncesi boşama
A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) I ve III
D) I,II ve III
7. Aşağıda verilen örneklerde Hanefiler hangi
metodu kullanarak hükme varmışlardır?
I. Selem ve kira gibi akitlerin caiz oluşu
II. Yırtıcı kuşların artıklarının temiz kabul edilmesi
III.Selem ve kira gibi akitlerin caiz oluşu
A) Örf B) İstihsan
C) İstishab D) Mesâlihi Mürsele
8.
I. Fakihlerin çoğunluğuna göre ister aynı mecliste ister ayrı meclislerde olsun aynı temizlik
dönemi içinde birden fazla talâk da … sayılır.
II. Tarafların tekrar bir araya gelebilmesi için yeni
nikâh akdinin gerekli sayıldığı boşamadır. Bu
şekilde gerçekleşen boşamaya … denir.
III.Erkeğin yeni nikâh akdine gerek kalmadan iddet süresi içinde eşine dönebildiği boşamaya
… denir
IV.Erkeğin, karısını hayızlı yahut nifaslı iken veya
cinsel ilişkide bulunduğu temizlik döneminde
boşamasına … denir.
Boş bırakılan yerlere gelecek terimlerin doğru sıralaması hangi şıkta verilmiştir?
A) Bid’î /Bâin/Ric’î/ Bid‘î
B) Bid’î /Bâin/ Sünnî / Ric’î
C) Sünnî/Bâin/Ric’î/Bid’î
D) Bâin/Ric’î/ Sünnî/Bid’î
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 11 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
208 FIKIH USULÜ VE TARİHİ
9. Aşağıda verilen bilgilerin doğrultusundaki
yaklaşımlar hangi mezhebin görüşleri arasında sayılabilir?
• Allah bir fiilin güzel ya da çirkin olmasına göre
hüküm koyar.
• İnsanların işlediği fiillerin güzel ve çirkin olanları akıl idrak edebilir. Aklın bunları anlayabilmesi
için peygamberlerin gelmesine gerek yoktur.
• Allah’ın mükelleflerin fiilleri ile ilgili olarak koyduğu hükümler, peygamberler gönderilmeden
önce de vardır.
• Güzel olduğu sabit olan, insanların yararına
olan şeylerin yerine getirilmesini vâcip kılması, kötü olduğu sabit olan şeylerin de haram
olduğuna hükmetmesi, Allah’a vâciptir.
A) Eş’ari Yaklaşım
B) Mu’tezili Yaklaşım
C) Maturidi Yaklaşım
D) Haricî Yaklaşım
10. Hükmen buluğ yaşı konusunda;
• Cumhura göre, erkeklerde ve kızlarda … yaş,
• Ebu Hanife’ye göre, erkeklerde … kızlarda … yaş.
Boş bırakılan yerlere gelecek doğru sıralaması verilen şık aşağıdakilerden hangisidir?
A) 15/18-17
B) 17/17-18
C) 15/18-15
D) 17/18-16
11. İslam hukukunda “Vücûb ehliyeti” için aşağıdaki ifadelerden hangisi doğru değildir?
A) Temyiz çağına ulaşmamış (gayri mümeyyiz)
küçükler, deli ve bunaklar vücûb ehliyetine
sahip değillerdir.
B) Vücûb ehliyetinin, kişi lehine hakların sabit
olması ile (ilzam) borçlanmaya ehil oluş
(iltizam) şeklinde iki unsuru vardır.
C) Anne karnındaki çocuğa (cenin), doğum
sonrasında müstakil bir kişilik kazanacak
olması göz önünde bulundurularak teşekkül
anından itibaren eksik bir kişilik ve vücûb
ehliyeti tanınmıştır.
D) Vücûb ehliyetinin temelini insan olma
vasfı teşkil eder; aklî ve bedenî gelişimi ne
durumda olursa olsun yaşayan her insanın
bu tür ehliyete sahip olduğu kabul edilir.
12. Sebebi bazı usulcüler; “hükmün teşrîi ile açık
bir uygunluk taşısın veya taşımasın şâriin
varlığını hükmün varlığı, yokluğunu da hükmün yokluğu için alâmet kıldığı durum”, bir
kısım usulcüler ise “şâriin varlığını hükmün
varlığına, yokluğunu da hükmün yokluğuna
alâmet kıldığı durum” olarak tarif ederler. Bu
tarife göre aşağıdakilerden hangileri arasında sebep-hüküm ilişkisi bulunmamaktadır?
I. Kâbe – Hac
II. Abdest – Namaz
III.Nisap – Zekât
IV.Ramazan ayı – Oruç
A) II ve III B) Yalnız I
C) Yalnız II D) I ve II
13. Aşağıdakilerden hangisi zirâi ürünlerin zekâta
tabi olması için aranan şartlardan biri değildir?
A) Ürünün tamamen yetişip elde edilmesi
B) Hasattan sonra üzerinde bir yıl geçmesi
C) Nisap miktarına ulaşması
D) Toprak sahinin ödemesi
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 12 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
FIKIH USULÜ VE TARİHİ 209
14. İnsanlığın yaşadığı dîni tecrübelere dayanarak yaptığı en yaygın ibadet şekli aşağıdakilerden hangisidir?
A) Oruç tutmak
B) Allaha yaklaşmak için kurban kesmek
C) Dua edip yalvarmak
D) Kutsal mekânları ziyaret etmek
15. Allah’ın kelâmı, kelam-ı nefsî ve kelâm-ı lafzî
olarak ikiye ayrılır. Kelam-ı nefsî, yüce Allah’ın
zatına ait ezeli kelamıdır, kelâm-ı lafzî ise onun
ses ve harflere dökülmüş halidir. Harfler ve sesler mahlûktur; fakat Allah’ın ezelî kelamı mahlûk
değildir.”
Yukarı parağrafta zikredilen görüşler hangi
grub veya grublara aittir?
I. Mutezile Kelamcılarına
II. Mürcie
III.Selefiyye
IV.Şia Kelamcıları
V. Ehl-i Sünnet Kelamcılarına
A) Yalnız I B) I ve IV
C) III ve V D) Yalnız V
16. Ehl-i re’yin Tabiun dönemindeki en büyük
temsilcisi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Hasan-ı Basri
B) Said b. el-Müseyyeb
C) İbrahim en-Nehâî
D) Ata b. Ebî Rebah
17. Aşağıdakilerden hangisi geçici evlenme engellerinden biridir?
I. Din farkı
II. Kan bağı
III.Süt akrabalık
IV.İddetten Dogan Evlenme Engeli
A) I ve II B) Yalnız I
C) I ve IV D) I ve III
18. Boşanma ile aşağıda verilen hükümlerden
hangisi doğru değildir?
A) Hayız ve nifas halinde yapılan boşamalar
bidattir ve haramdır.
B) Kocanın boşamış olduğu eşine tekrar yeni
bir nikâh ve mehirle dönmesine imkân
sağlayan boşamaya ric’î talak denir.
C) İslam hukukunda prensip itibariyle boşama
yetkisi kocaya verilmiştir.
D) Ric’î talak esnasında beklenilen iddet süresi
içinde eşlerden birinin ölmesi halinde diğeri
ona mirasçı olur.
19. Aşağıdaki prensiplerden hangisi Hz. Peygamber (sav) dönemi fıkhî uygulamalarını
yansıtır?
I. Tedrîc
II. Kolaylık
III.Nesih
A) Yalnız I B) Yalnız II
C) I ve II D) I-II-III
20. Fıhkın açısından kırılma noktası olan Hulefâ-yi Râşidîn ve Emevîler dönemleri hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
A) Sahâbe, vahiy kaynağına danışmadan ve
onun tasvibine arzetmeden yapılacak re’y
içtihadının kapısını açmıştır.
B) İctihadlar belli kitaplarda toplanmış ve
bunlardan istifade etmek isteyenler için
ulaşma kolaylığı sağlanmıştır.
C) Henüz nazarî fıkıh başlamamıştır; fıkhı
ilgilendiren olay ve ilişki vuku buluncaya
kadar beklenmekte, amelî ihtiyaç
ortaya çıkınca hüküm bulma çabasına
girişilmektedir.
D) Belli bir illete ve hikmete bağlı olduğu bilinen
hükümler illet ve hikmetin değiştiği sabit
olunca değiştirilmiş, ayrıca kamu düzenini
korumak, hak ve adaleti gerçekleştirmek,
zaruretleri gidermek maksadıyla bazı
hükümlerin uygulaması askıya alınmıştır.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 13 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
210 FIKIH USULÜ VE TARİHİ
CEVAP ANAHTARI
1. YANIT A: İmam Şâfiî’ye nisbet edilen, “Fıkıh,
dinin amelî hükümlerini muayyen delil ve kaynaklarından çıkararak elde edilen bilgidir” şeklindeki tarif
giderek yaygınlık kazanmıştır.
2. YANIT C: İdare, anayasa, vergi ve kısmen
cezayı ihtiva eden “el-ahkâmü’s-sultâniyye, siyâsetü’ş-şer‘iyye”, devletler hukukunu ele alan “siyer”,
daha ziyade vergi hukukuyla ilgili olan “harâc” ve
“emvâl”, miras hukukunu içeren “ferâiz”, resmî ve
hukukî yazışmaları, senetleri vb. belgeleri konu edinen “şürût”, muhakeme usul hukukundan bahseden
“edebü’l-kâdî”, bir çeşit mukayeseli hukuk demek
olan “hilâf”, hukuk felsefesine tekabül eden “hikmetü’t-teşrî‘” özel kitaplara konu olan bu dalların başlıca
örnekleridir.
3. YANIT D:
Ahvâlü’ş-şahsiyye; Doğum, ölüm, ehliyet, velâyet,
vesâyet, evlenme, boşanma, nesep ve mirasla ilgili
haller kişinin şahsî ahvalini meydana getirmektedir.
Fıkıh ilmi; ibâdât (ibâdetler), münâkehât (evlenme, boşanma, nafaka v.s.), muâmelât (alış-veriş,
kirâ, fâiz, mîrâs v.b.) ve ukûbât (cezâlar) olmak üzere
dört kısma ayrılır.
Ukûd ve iltizâmât”; borçlar hukuku
Nizâmü’l-hükm; “, anayasa hukuku “düstûr” denir.
4. YANIT B: Fıkıhla diğer çağdaş ve doğuşu itibariyle ondan önce teşekkül eden hukuklar arasındaki tesir konusunda üç ayrı tez ileri sürülmüştür. İktibas tezini savunanların Câhiliye ve yahudi-Talmud
hukuku daha önce Roma hukukundan etkilendiği için
bunlardan iktibaslarda bulunan İslâm hukuku dolaylı
olarak Roma hukukunu da almıştır.
Esas olan; İslâm hukuku doğuşu itibariyle orijinaldir, vahye dayanır, hiçbir yabancı hukuktan iktibas edilmiş değildir. Tesir sonraki dönemlere ait olup
daha ziyade kamu hukuku alanındadır ve bu da oldukça sınırlıdır.
5. YANIT A: Fıkhın doğuşundan günümüze kadar
geçirdiği değişme ve gelişmelerde bazan kişiler ve
nesiller, bazan da siyasî, sosyal ve kültürel şartlar belirleyici rol oynamıştır. Bundan dolayı fıkhın dönemleri
Hz. Peygamber, sahâbe, Abbâsîler, Selçuklular, Moğol
istilâsından Mecelle’ye ve Mecelle’den günümüze kadarki devirler şeklinde bir sıralamaya tâbi tutulmuştur.
Hz. Peygamber devri fıkıh dönemlerinin en
önemlisidir; çünkü vahye dayanan veya vahyin denetimi altında gerçekleşen yasama ve uygulama bu
dönem içinde tamamlanmış, dolayısıyla bu devir daha
sonraki dönemlere de kaynak ve örnek olmuştur. Bu
devrin hicretten önce Mekke’de geçen kısmında sosyal ilişkilerin düzenlenmesinden çok inanç, ibadet ve
ahlâk konuları üzerinde durulmuş, bir anlamda fıkıh
için alt yapı oluşturulmuştur.
6. YANIT D: Sarihe yakın sayılan bazı istisnalar
dışında kinayeli lafızlarla yapılan talâk Hanefîler’e
göre bâin sayılırken diğer üç mezhebe göre ister sarih
ister kinayeli lafızla yapılsın talâk kural olarak ric‘îdir.
Nikâhtan sonra fakat cinsi münasebette bulunmadan
ve sahih halvet olmadan yapılan boşama ve kadının
isteği ile bir bedel karşılığında anlaşarak yapılan boşamada (muhâlaa), Bâin sayılan talâklardan biri de
evliliğin yargı yoluyla sona erdirilmesidir.
7. YANIT B: Fıkıh usulünde müctehidin bir meselede icmâ, zaruret, örf, maslahat, gizli kıyas gibi özel
ve daha kuvvetli görünen bir delile dayanarak o meselenin benzerlerinde izlenen genel kuraldan ve ilk
hatıra gelen çözümden vazgeçmesi ve hukukun amacına daha uygun bulduğu başka bir hüküm vermesi
şeklinde özetlenebilen yöntemin adıdır.
Hulefâ-yi Râşidîn’in, özellikle de Hz. Ömer’in genel nitelikli nasları belli bir olaya uygularken böyle bir
uygulamanın dinin genel amaçlarına, hak ve adalet
fikrine uygun düşüp düşmediğini göz önünde bulundurduğu ve gerektiğinde genel kuraldan vazgeçip o
olaya mahsus veya ikinci bir kuralın tesisine imkân
veren farklı bir uygulamaya gittiğinin örnekleri çoktur.
Müellefe-i kulûbun zekât payının kaldırılması, kıtlık
zamanı hırsızlara ya da efendisinin malını çalan hizmetçiye had uygulanmaması, tek celsede söylenen
üç talâkın üç ayrı talâk sayılması, belli durumlarda
Ehl-i kitap kadınlarıyla evlenmenin yasaklanması,
iktisadî şartlardaki değişim sonucu diyet miktarlarında yeni düzenlemeye gidilmesi, fetihler ve şehirleşmenin ardından toplumsal yapıdaki değişimin ürünü
olarak birbirinin âkılesi sayılan yeni sosyal grupların
oluşturulması burada hatırlanabilir. O dönemde belli
usul terimleriyle açıklanmayan, hatta bazan gerekçesi de tam olarak belirtilmeyen bu kabil uygulamalar,
bir toplumu adaletle sevk ve idare etmenin tabii gereklerinden olduğundan toplumda genel kabul gördü; giderek dini anlama geleneğinin ve doktrinin bir
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 14 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
FIKIH USULÜ VE TARİHİ 211
parçası haline geldi. Bunlar aynı zamanda genelde
müslümanların hukuk tefekkürünü, re’y ve ictihad faaliyetini, özelde ise Irak ekolünün istihsan, Medine
ekolünün maslahat ve istislâh anlayışlarını besleyen
temel malzemeler arasında yer aldı.
Hz. Peygamber tarafından izin verilen selem
akdi, yine Hz. Peygamber’in hadislerinden hareketle
varılan “ma‘dûmun satışının câiz olmayacağı” genel
kuralına aykırı düşmekle birlikte bizzat nasla müsaade edilmiş bir akid olduğundan Hanefîler selemin
kıyasa aykırı olarak istihsan yoluyla câiz olduğu açıklamasını yapmışlardır. İcâre akdinin cevazı da böyle
açıklanır.
8. YANIT A: Bid‘î talâk; Erkeğin, karısını hayızlı
yahut nifaslı iken veya cinsel ilişkide bulunduğu temizlik döneminde boşamasıdır. Fakihlerin çoğunluğuna
göre ister aynı mecliste ister ayrı meclislerde olsun
aynı temizlik dönemi içinde birden fazla talâk da bid’î
sayılır. Sünnî talâk. Erkeğin karısını cinsel ilişkinin
bulunmadığı temizlik döneminde boşamasıdır. Bâin
talâk. Tarafların tekrar bir araya gelebilmesi için yeni
nikâh akdinin gerekli sayıldığı boşamadır. Bu şekilde
gerçekleşen boşamaya “ibâne” denir. Zifaftan önce
veya bedel karşılığında gerçekleşmesi ve Hanefîler’e
göre kinayeli lafızların kullanılması durumunda talâk
bâin olur. Talâk sayısının bir veya iki olması halinde
buna küçük ayrılık (el-beynûnetü’s-suğrâ) denir ve
taraflar, ister iddet süresi içinde ister iddet bitiminde
yeni nikâh akdiyle tekrar bir araya gelebilir. Talâk sayısının üçe ulaşması durumunda meydana gelen ayrılığa büyük ayrılık (el-beynûnetü’l-kübrâ) adı verilir
ve kadın başka bir erkekle evlenip boşanmadan eski
kocasıyla yeniden nikâhlanamaz. Ric‘î talâk. Erkeğin yeni nikâh akdine gerek kalmadan iddet süresi
içinde eşine dönebildiği boşamadır. Boşamanın ric‘î
sayılabilmesi için birinci veya ikinci talâk olması, tarafların fiilen karı-koca hayatı yaşamış olmaları, boşamanın bir bedel karşılığında yapılmaması ve Hanefîler’e göre sarih ya da sarihe yakın belli lafızlarla
gerçekleşmesi gerekmektedir. Sarihe yakın sayılan
bazı istisnalar dışında kinayeli lafızlarla yapılan talâk
Hanefîler’e göre bâin sayılırken diğer üç mezhebe
göre ister sarih ister kinayeli lafızla yapılsın talâk kural olarak ric‘îdir.
9. YANIT B: Mu‘tezile’ye göre adl Allah’ın iyi (hasen) fiilleri işlemesi, kötü (kabih) fiillerin meydana gelmesinde etkisinin bulunmamasıdır.
Başta Cehmiyye ve Mu‘tezile olmak üzere Şîa,
Kerrâmiyye göre hüsün ve kubuh aklîdir; bu değerler
akıl yürütmekle bilinebilir ve böylece iyilikle kötülüğün
bir şeyin mahiyetine dahil olup zatî bir vasfını teşkil
ettiği anlaşılır. İyilik ve kötülüğün fiillerin mahiyetinde bulunan zatî nitelikler olduğunu ilk defa Cehm b.
Safvân öne sürmüş, daha sonra Mu‘tezile bu görüşü
benimseyip geliştirmiştir.
10. YANIT A: Gerek Hz. Peygamber ve sahâbe
döneminde gerekse klasik kaynaklarda bulûğ için çeşitli hâricî ve bünyevî belirtilerin ölçü alınması veya
birer ipucu olarak değerlendirilmesi bu amaçladır.
Bulûğun ikinci ölçüsü ise hükmen bulûğ olup bu da
çocuğun belli bir âzami yaş sınırına ulaşmasıdır. Ebû
Hanîfe’ye göre erkek on sekiz, kız on yedi yaşını tamamlayınca, İslâm hukukçularının büyük çoğunluğuna göre ise erkek-kız ayırımı olmaksızın
çocuk on beş yaşını tamamlayınca fiilen erip ermediğine bakılmaksızın hükmen bulûğa ermiş sayılır.
11. YANIT A: Doğumdan temyize kadar olan çağdır. Temyiz, şahısta basit de olsa bir şuur ve anlayışın
başlamasıdır ve bu dereceye gelmemiş çocuğa gayr-i
mümeyyiz denir. Bu devrede edâ ehliyeti bulunmaz,
vücûb ehliyeti de iki yönüyle yani lehinde ve aleyhinde olarak sâbit olur. Ancak onun bedenî cezâ ehliyeti
bulunmaz. Çocuk, cinâî fiillerde aleyhine tazminatı
yüklense de, alışveriş, teslim, vb. medenî fiillerinde
mûteber addedilmemiştir: “Hacr, fiiller için değil, kaviller içindir’ şeklinde formüle edilmiştir.
Temyiz Devresi: Temyizden büluğa kadar olan
devredir. Mümeyyiz, iyi ile kötüyü ayırdedebilen kişidir. Fukâha, yedi yaşını başlangıç olarak kabul etmiştir. Mümeyyizin dinî edâ ehliyeti başlar, medenî edâ
ehliyeti eksiktir; tamamen zararına olan tasarrufları
sahih değildir, menfaatine olan tasarrufları sahihtir;
iki duruma da ihtimali olan tasarruflarda kanunî mümessilinin izin ve muvâfakati geçerlidir. Muvâfakata
kadar tasarruf sahihtir fakat mevkuf sayılır; izin verilmemiş olanlar hacr altındadır, bunlara mahcur denir;
izin verilmiş olanlara me’zun denir.
12. YANIT C: Şart, “varlığı hükmün varlığını gerektirmemekle birlikte yokluğu hükmün yokluğunu
gerektiren ve onun yapısından bir parça oluşturmayan durum” diye tanımlanır. Şart “onun yapısından bir
parça oluşturmayan” kaydıyla rükünden, “varlığı onun
varlığını gerektirmeyen” kaydıyla sebepten ayrılır.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 15 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
212 FIKIH USULÜ VE TARİHİ
Meselâ namaz için abdest şarttır. Abdest olmayınca
geçerli bir namazın varlığından söz edilemez. Fakat
abdest namazın rükünlerinden değildir. Yine abdest
namazın farz olması için sebep teşkil etmediğinden
abdest olunca namaz kılmak farz olmaz. Aynı şekilde nikâh akdinde şahitlerin hazır bulunması şarttır;
şahitsiz yapılan bir nikâh akdi sahih kabul edilmez.
Fakat şahitler nikâh akdinin bir rüknü olmadığı gibi
sebebi de değildir, yani şahitlik yapacak kimselerin
bulunması halinde nikâh akdi yapılmayabilir.
13. YANIT B: Toprak mahsullerinin zekâtı hasat
mevsiminde ödeneceğinden onlarda havelânü’l-havl
şartı bahis konusu değildir. Madenlerin zekâtı da elde
edildikleri zaman ödenir.
14. YANIT C: Yapılan araştırmalar, insanlığın dinî
tecrübesinde en yaygın ibadet şeklinin bir yüce varlığa veya çeşitli varlıklara dünyevî veya uhrevî gayelerle dua edip yalvarmak olduğunu ortaya koymuştur.
Duanın şekli, ferdin mensup olduğu dine göre istenildiği veya ihtiyaç hissedildiğinde tekrar edilen birkaç kelimeden ibaret olabildiği gibi, belirli zaman ve
mekânlarla irtibatlandırılmış dinî âyinler tarzında genişlik ve yoğunluğa da sahip olabilmektedir.
15. YANIT D: Selef’e göre, Kur’an Allah’ın kelâmıdır ve mahlûk değildir. Allah’la kaimdir ve O’ndan
ayrı değildir. Kur’an ne yalnız anlam, ne de yalnız
harflerden ibarettir; her ikisinin toplamından oluşur.
Allah harflerle konuşur; harfler de mahlûk değildir.
Selef’in benimsediği anlayışın tam karşısında Mutezile’nin görüşleri yer alır. Mu’tezile’ye göre Kur’an ses,
harf, âyet, sûre vb.’lerinden oluşmakta; telif, tanzim,
tenzil, inzal gibi hudûs (sonradan olma) nitelikleri taşımaktadır. Bu nedenle kadim değil, mahlûktur.
(Ehl-i Sünnet) Eş’ari ve Maturidi kelamcılar Selef
ile Mutezile arasında bir yol izlediler. Bunlar kelamı
“nefsi” ve “lâfzî” olmak üzere ikiye ayırdılar.
Nefsi kelam (kelam-ı nefsi), Allah’ın zatı ile kaim,
mahiyetini anlayamayacağımız ezeli bir sıfattır. Lâfzî
kelâm (kelâm-ı lâfzî) ise nefsi kelâma delalet eden
ses ve harflerden oluşan Kur’an’ın lafzıdır. Bu lâfzî
kelam hudûs (sonradan olma) nitelikleri taşıdığı için
ezeli değildir, mahlûktur.
16. YANIT C: Kûfe ekolünün tâbiîn neslindeki
temsilcisi olarak İbrâhim en-Nehaî görülür. Gerçekten de İbrâhim en-Nehaî İbn Abbas, Ebû Saîd el-Hudrî, Enes b. Mâlik gibi sahâbîlerle görüşmüş, ilk nesil
tâbiîn âlimlerinden aldığı ilmi re’y ve ictihaddaki üstün
kabiliyetiyle zenginleştirmiş, bölgedeki ilmî birikimi
temsil ve bir sonraki nesle aktarma konusunda etkin
bir rol oynamıştır. Sadece hadis rivayetiyle meşgul
olanlar da dahil çağdaşı âlimler onun döneminin en
âlim kişisi olduğunda birleşirler. İbrâhim en-Nehaî’nin
metot ve görüşleri, öğrencisi Hammâd b. Ebû Süleyman vasıtasıyla Ebû Hanîfe nesline intikal etmiş, Ebû
Hanîfe’nin ve ekolünün fıkhında derin bir etkiye sahip
olmuştur.
17. YANIT C: Din ayrılığı, Üçlü boşamadan doğan evlenme engeli: İslâm hukuku kocaya ve bazı
durumlarda da kadına boşanma yetkisi vermiştir.
Boşanan eşler yeniden evlenebilir. Ancak kadın üç
defa boşanmış olursa, ikinci defa aynı erkekle evlenebilmesi için, başka bir erkekle normal olarak evlenip, başka bir evlilik tecrübesi geçirmesi şart koşulmuştur. İddete bağlı evlenme engeli: İddet; evliliğin
ölüm, boşanma veya nikâhı fesih sebeplerinden biriyle sona ermesi halinde, yeniden evlenebilmek için
kadının beklemeğe mecbûr olduğu süredir. İddet süresince, kadının başka bir erkekle evlenmesi haram
olduğu için, bu geçici engel doğurur. İki hısımla aynı
zamanda evlenmekten doğan engel: İki kız kardeşin
birlikte aynı erkekle nikâhlanması hâlinde, önceki tarihli nikâh geçerli, sonraki geçersiz olur.
18. YANIT B: Ric’î, talak, üç boşama hakkına
sahip olan erkeğin, bu hakkının sadece birisini veya
ikisini kullandığı boşanma şeklidir. Bu tür boşamadaki ric’î kavramı, kocanın, belli bir süre içinde boşanma iradesini geri alma ve evliliğini sürdürme hakkına
sahip olduğunu ifade etmektedir. Kocaya bu hakkmı
farklı zamanlarda kullanabilme yetkisinin ve boşama
iradesini geri alma hakkınm verilmesiyle, ric’î talak
ile çözülme noktasına gelen aile birliği, yeniden te’sis
edilme imkânı kazanmaktadır. Çünkü bu tür boşamadan sonra koca, muhtemelen anı ve fevrl olarak
verdiği boşama kararını yeniden gözden geçirme,
gerekirse bu karardan vazgeçme imkânına sahip bulunmaktadır.
19. YANIT D: Fıkhın bu dönemde üç temel özelliği vardır: Tedrîc, kolaylık ve nesih. Tedrîc hükümlerin zamana yayılarak peyderpey konulması, böylece
hem toplumun hazırlanmasına hem de yeni hükümlerin toplum tarafından özümsenmesine imkân veHiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 16 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
FIKIH USULÜ VE TARİHİ 213
rilmesi, sonuçta derecelerin ve parçaların bir araya
getirilerek teşriin tamamlanmasıdır. Zaman açısından
tedrîc yirmi üç yılı kaplamıştır. Hazım, hazırlanma,
aşamalar halinde tamamlanma bakımından namaz,
zekât, içki ve faiz yasağı, cihad örnekleri ilgi çekicidir.
Kolaylık ise yasamada, kural koymada, uygulamada insanın tabiatını, yaratılıştan gelen özelliklerini
ve ihtiyaçlarını göz önüne alarak dinle muhatabı arasına zorluk engelini koymamak, tekâmül eğitiminde
tabii olan uygulamalar dışında sevdirme ve kolaylaştırmayı esas almaktır. İbadetlerin günün kısa sayılabilecek parçalarına dağıtılması, insanların tabii
ihtiyaçlarını karşılayan nesnelerin mubah kılınması,
hastalık, yolculuk, baskı, yanılma, unutma gibi hallerin mazeret olarak kabul edilmesi ve darda kalma
halinde haramların mubah hale gelmesi önemli kolaylaştırma örnekleridir. İslâm âlimleri arasında tartışma
konusu olan nesih de alıştırma, kolaylaştırma hikmetine bağlı olarak bazı hükümlerin önce konup sonra
kaldırılması şeklinde gerçekleşmiştir.
20. YANIT B: Fıkıh tarihinin ikinci dönemi, bir kırılma noktasıyla Hulefâ-yi Râşidîn ve Emevîler şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Her iki dönemde de sahâbe
nesli fıkıh açısından belirleyici bir role sahip olmakla beraber siyaset-fıkıh ilişkisi bakımından Emevîler
devri hilâfetin saltanata dönüşmüş olması sebebiyle
önemli bir dönüm noktası teşkil etmektedir. Hulefâ-yi
Râşidîn devri dinî hayatın, İslâm’ın insanlığa getirdiği
inkılâbın tekâmül devridir. Bu dönemde her şey din
için, dinin amaçlarını gerçekleştirmek içindir. Emevîler devrinde ise fazilet ve mânevî tekâmülün yerini
siyasî istikrar ve maddî gelişme almaya başlamış,
kültür karışması, saltanatın ve siyasî baskıların doğurduğu muhalefet (Havâric ve Şîa), özellikle fıkhın
kamu hukuku alanında yeni düşünce ve teorilere zemin hazırlamıştır.
Sahâbe, vahiy kaynağına danışmadan ve onun
tasvibine arzetmeden yapılacak re’y ictihadının kapısını açmıştır. Hz. Ömer’in Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’ye
gönderdiği mektup bu konuda önemli bir vesikadır.
Sahâbîler ictihad ve re’y yoluyla vardıkları hükümleri
kesin görmemiş, Allah ve resulüne nisbet etmemiş,
kendi görüşlerini bu iki kaynağın açık hükümlerinden
ayırma konusunda titizlik göstermişlerdir.
Abbâsîler devri fıkhın olgunluk çağıdır. İctihadlar
belli kitaplarda toplanmış ve bunlardan istifade etmek
isteyenler için ulaşma kolaylığı sağlanmıştır.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 17 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 18 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap

İSLÂM İBÂDET ESASLARI*
*
Şâri‘ tarafından yapılması istenen ibadetler, bu
isteğin kuvvet derecesine göre bazı ayırım ve adlandırmalara tâbi tutulur. İbadetler beş temel teklifî hüküm bakımından vâcip (farz) ve mendup şeklinde
iki ana gruba, vâcibin de Hanefî mezhebindeki ikili
ayırımı dikkate alınırsa farz, vâcip ve nâfile şeklinde
üç kısma ayrılır. Beş vakit namaz, oruç, hac, zekât
farz, vitir namazı vâcip, farz namazlardan önce veya
sonra kılınan sünnetlerle teheccüd, kuşluk, tahiyyetü’l-mescid gibi bazı namazlar, ramazan ayı dışında
tutulan oruçlar, farz olandan sonra yapılan haclar ise
nâfile ibadetlere örnek teşkil eder.
Nâfile ve mendup terimleri esasen farz ve
vâcip dışında kalan bütün emir ve tavsiyeleri kapsamakla birlikte fıkıh literatüründe ibadetler alanında
müekked sünnetlerin ayrı tutulduğu, gayri müekked
sünnetlerin de çok defa nâfile, müstehap ve mendup
terimleriyle karşılandığı görülür. Eda edilmesi için
belirli bir vakit tayini yapılmayan ibadetlere “mutlak
vakitli ibadetler”, böyle bir belirlemenin bulunduğu
ibadetlere ise “mukayyed vakitli ibadetler” denir.
Meselâ kefâretler mutlak vakitli ibadetlerdir; bunların
yerine getirilmesi için herhangi bir vakit tayin edilmemiş olduğundan istendiği zaman ifa edilebilir. İkinci
grup ibadetlerde ise eda vaktinin başlangıç ve bitiş
sınırları belirlenmiştir. Bunların bazısının vakti dar,
bazısının geniş ve bazısının da bir yönden dar,
bir yönden geniştir. Geniş zamanlı ibadetlerde,
eda için belirlenen vakitte hem o ibadeti hem de aynı
cinsten başka bir ibadeti ifa etmeye imkân veren bir
genişlik mevcuttur. Bu sebeple söz konusu vakte Hanefî hukukçuları “zarf” adını vermişlerdir. Beş vakit
* TDV İslam Ansiklopedisi Maddelerinden
Yrd. Doç. Dr. Hadi SOFUOĞLU
farz namaz bu tür geniş vakitli bir ibadettir. Eda vakti
içinde aynı cinsten başka bir ibadetin ifasına imkân
yoksa ona dar vakitli ibadet denir. Hanefî hukuk literatüründe “mi‘yâr” adı verilen bu ibadetlere örnek
olarak ramazan orucu gösterilebilir. Çünkü bunun için
belirlenen vakit içinde başka bir orucun ifasına imkân
yoktur. Bir yönden dar, diğer yönden geniş zamanlı
olan ibadete örnek olarak hac ibadeti gösterilebilir.
Zira haccın vakti belirli aylar olup bu vakit aynı yıliçinde ancak bir hac yapılabilmesi açısından dar vakitli, hacla ilgili davranışların hac aylarının tamamını
kapsamaması açısından ise geniş vakitli bir ibadettir.
Vakit açısından yapılan bu ayırım aynı zamanda
ibadete niyetin gerekliliğini ve şeklini de belirler. Geniş vakitli ibadetin edası için özel olarak niyet edilmesi
şart iken dar vakitli ibadetlerde özel olarak ona niyet
edilebildiği gibi mutlak niyet de kifayet eder. İki özelliği de taşıyan ibadetlerde ise dar vakitliye benzemesi
itibariyle mutlak niyetle edası geçerli olur, geniş vakitli
ibadetlere benzemesi sebebiyle de başka ibadete niyet edilmesi halinde edası geçerli olmaz. Meselâ bir
kimse farz olan hacca niyet etmeksizin haccederse
bu hac onun farz haccı yerine geçer; ancak nâfile
hacca niyet ederse farz olan haccı borç olarak kalır.
Dar zamanlı ibadetlerde vakit edanın mi‘yârı ve şartı,
geniş zamanlılarda ise edanın zarfı olarak nitelendirilir. Her iki tür ibadette de vakit, vâcip oluşun sebebi
olmasının yanı sıra sıhhat şartı sayıldığından edanın
bu vakitten önceye alınması câiz değildir. Ancak malî
yönü bulunan ve edası dar veya geniş bir zamana
bağlanmamış olan zekât ve sadaka-i fıtır gibi ibadetlerin vücûb vaktinden önce eda edilmesinin cevazı
konusu hukukçular arasında tartışmalıdır. Mükellefin,
geniş zamanlı bir ibadeti belirlenen zamanın dilediği
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 19 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
216 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
parçasında eda edebileceği konusunda görüş birliği
bulunmaktaysa da iki nokta arasındaki geniş sürenin
hangi parçasının vücûb sebebi sayılacağı hususunda ihtilâf edilmiştir. Fakih ve usulcülerin çoğunluğuna
göre vücûb sebebi vaktin mükellef olarak idrak edilen
ilk cüzü olup vaktin girmesi mükellefe şer‘î hitabın
yöneltildiğinin de delili sayılır. Sorumluluk veya ifanın
kişinin şahsı veya malıyla ilgili olması bakımından da
ibadetler bedenî, malî, hem bedenî hem malî olmak
üzere ayırıma tâbi tutulmuştur. Namaz, oruç, Kur’an
okuma ilk; zekât, vakıf ve sadaka ikinci; hac ve cihad
üçüncü gruba örnektir.
Sorumluluk ve İfa
Bir kimsenin ibadetle yükümlü olması için gerekli olan şartlara fıkıh dilinde vücûb şartları, yapılan bir ifanın dinen geçerliliği için aranan şartlara da
sıhhat veya eda şartları denilir. Müslümanın akıllı ve
bâliğ olması ile ibadeti ifaya güç yetirecek durumda
bulunması genel yükümlülük şartları olup bu konuda
ibadetler arasında çok az farklılık mevcuttur. Cuma
namazında hür, erkek ve mukim olma, zekâtta belirli
miktarda bir mala, hacda yeterli derecede malî imkâna sahip bulunma, bu ibadetler için aranan diğer
yükümlülük şartlarının örneklerini oluşturur. İbadetle
yükümlü olma şartları fert açısından genelde gayri
iradî gelişmelerdir. Bu yükümlülüğün doğması yani
vücûb sebebi de namaz vaktinin girmesi, ramazan hilâlinin görülmesi, zekâtta yılın dolması veya
Kâbe’nin mevcudiyeti gibi zahirî, gayri iradî ve objektif sebeplerdir.
İbadetlerin geçerlilik şartlarını oluşturan rükün,
şart, farz ve vâcip gibi hükümlere ilâve olarak yapılması tavsiye edilen veya uygun görülen davranışlar
ibadetlerin âdâbını teşkil eder. Âdâb Hanefîler’de
kuvvetliden zayıfa doğru sünnet, mendup (müstehap) ve âdâb şeklinde sıralanırken diğer mezheplerin kullanımında mendup her üçünü de içerecek
şekilde geniş bir kapsama sahiptir. Âdâb grubunda
yer alan fiiller, söz konusu ibadetin ruhuna ve şekil
şartlarına uygun olarak ifa edilebilmesine yönelik tedbirler mahiyetindedir.
İbadetin dinen belirlenen vaktinde yerine getirilmesine eda, bu vaktin dışında başka bir zamanda
yerine getirilmesine ise kazâ denir. Ayrıca Hanefî
usulcüleri edayı, dinen veya hukuken aranan bütün
şart ve vasıfları toplayıp toplamaması açısından
kâmil, kāsır ve kazâya benzeyen eda şeklinde üç
kısma ayırmışlardır. Vakti içinde cemaatle kılınan
namaz birinciye (kâmil eda), tek başına kılınan namaz ikinciye (kâsır eda), namaza imamla beraber
başladığı halde ârızî bir sebeple onun bir kısmını
imamla kılamayarak tek başına tamamlayan kişinin
ibadeti de üçüncü tür edaya (kazaya benzeyen eda)
örnektir. Kazâ da ibadetin mâkul misliyle, mâkul
olmayan misliyle ve edaya benzer olmak üzere üç
şekilde gerçekleşir. Vaktinde eda edilmeyen farz bir
namazın sonradan aynen kazâ edilmesi birinci, yaşlı
bir kişinin ramazan orucunu tutmaya gücünün yetmemesi sebebiyle fidye vermesi ikinci, bayram namazına imam rükûda iken yetişen kimsenin rükûunu
kaçırmamak için tekbirleri rükûda alması ise üçüncü
tür kazâya örnek teşkil eder. Öte yandan birinci ifadaki eksiklik sebebiyle vakti içinde yapılan ikinci tam
ifaya “iâde” adı verilir ve böyle bir ibadete de “iâdeten ibadet” denir.
Namaz ve oruç gibi sırf bedenî ibadetler kişinin
şahsî görevleri olup bunların mükellef tarafından bizzat yapılması asıldır ve bu tür ibadetlerde naslara
dayanan sınırlı ruhsatlar hariç başkası adına ibadet
yapmak (niyâbet) kural olarak câiz değildir. Bu durum
hem yaşayan hem de ölmüş olan mükellefler açısından böyledir.
Buna karşılık üçüncü şahısların haklarını ilgilendiren birtakım yönler bulunması sebebiyle zekât ve
kurban gibi malî ibadetlerin bedel ve niyâbet yoluyla
ifa edilmesi câiz görülmüştür. Ancak mükellefin şahsî
niyeti, emri veya bilgisi dışında malî de olsa herhangi
bir ibadetin başkaları tarafından yapılmasının onun
Allah’a karşı ibadet borcunu düşürüp düşürmeyeceği
hususu tartışmaya açık bir konudur.
Hem bedenî hem malî bir ibadet olan haccın
niyâbet ve bedel yoluyla ifası konusunda fakihlerin
çoğunluğu, Hz. Peygamber’in hayvana binemeyecek
derecede yaşlı olan babası için haccetmek isteyen
bir sahâbîye onun adına haccedebileceğini söylemesi gibi bazı delillerden hareketle ölü veya diri adına
başkası tarafından yapılacak haccı câiz görmüş, fakat bu konuda birbirinden oldukça farklı şartlar ileri
sürmüşlerdir. Haccı bizzat ifa edecek bedenî güce
sahip bulunmayan kimselere belli şartlarda yerine
başkasını (bedel veya vekil) gönderme imkânı tanınması bu ibadetin malî yönünün bulunması, içtimaî ve
milletlerarası bir boyuta sahip oluşuyla açıklanabilir.
İmam Mâlik ile Mu‘tezile âlimleri ise bedenî, malî veya
hem bedenî hem malî şeklinde bir ayırıma tâbi tutmaksızın ibadetlerin ifasında niyâbet usulünü kural
olarak câiz görmezler.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 20 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
İSLÂM İBÂDET ESASLARI 217
TAHÂRET
Sözlükte “temizlenmek, arınmak” mânasındaki
tahâret (tuhr) terim olarak “maddî kiri (necâset, habes) veya mânevî pisliği (hades) gidermek” anlamına
gelir, isim olarak “temizlik” demektir. Tuhr özellikle
“hayızdan temizlenme”anlamında kullanılmaktadır.
Tâhir (temiz), tahûr ve mutahhir (temizleyici madde),
tathîr (temizlemek), tetahhur (temizlenmek) bu kökün türevleridir. Tahâret kelimesinin karşıtı necâsettir (pislik). Necîs ve neces “pis” anlamındadır. Hubs
(habâse) kökünden türeyen habes “maddî necâset,
necis şey” mânasına gelir. Türkçe’de abdest bozduktan sonra yapılan temizlenme için kullanılan tahâret
fıkıhta istibrâ ve istincâ terimleriyle ifade edilir.
Dinen mânevî kirlilik hali sayılan abdestsizlik, cünüplük, hayız ve nifastan temizlenme. Buna “hadesten tahâret, mânevî necâsetten tahâret, tahâret-i
hükmiyye” denir. Hades küçük hükmî kirlilik (hades-i asgar) ve büyük hükmî kirlilik (hades-i ekber)
kısımlarına ayrılır. Hades-i asgardan temizlenmenin
yolu abdest almaktır. Bu temizliğe tahâret-i hükmiyye-i suğrâ veya kısaca tahâret-i suğrâ adı verilir. Hades-i ekberden temizlenmenin yolu gusül yapmaktır.
Bu temizliğe tahâret-i hükmiyye-i kübrâ veya kısaca
tahâret-i kübrâ denir. Hadesten temizlenme aracı sudur. Bu temizliğe elverişli su bulunamaması veya kullanma imkânının olmaması halinde temizlenme aracı
topraktır. Toprakla veya toprak cinsinden bir madde
ile usulüne göre yapılan temizliğe teyemmüm adı verilir. Teyemmüm hem abdestin hem de guslün yerini
tutan bir temizlenme yolu olduğu için tahâret-i suğrâ
ve tahâret-i kübrâ diye nitelendirilebilir.
Vücut, elbise veya ibadet yerinin dinen pis sayılan maddelerden temizlenmesi. Buna “necâsetten
tahâret, hissî (maddî) necâsetten tahâret, tahâret-i
hakîkiyye” denir.
Hakiki necâset namazda müsamaha gösterilebilecek miktarları bakımından hafif necâset (necâset-i
hafîfe) ve ağır necâset (necâset-i galîza), akıcı
olup olmaması yönünden sıvı (mâî) ve katı (câmid),
görülüp görülmemesi yönünden görülen necâset (necâset-i mer‘iyye) ve görülmeyen necâset (necâset-i
gayr-i mer‘iyye) kısımlarına ayrılır. Hacmi olan veya
kuruduktan sonra görülen pis maddeye necâset-i
mer‘iyye denir, akan kan gibi. Katı bir hacmi olmayan veya bulaştığı yerde kuruduktan sonra görülmeyen pis maddeye necâset-i gayr-i mer‘iyye adı verilir,
idrar gibi. Maddî ve mânevî temizlik namaz gibi ibadetlerin ifası için farzdır. Necâsetten tahâret hemen
bütün İslâm âlimlerine göre namazın geçerlilik şartlarındandır. Mâlikî mezhebinde meşhur görüş necâsetten tahâretin sünnet-i müekkede olduğu yönünde ise
de bilerek ve gücü yettiği halde necâsetten tahâreti
terketmenin namazı geçersiz kılacağı (tahâretin şart
olduğu) belirtilir.
İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğuna göre şu varlık ve nesneler temiz sayılmıştır:
1. Üzerinde necis madde bulunmadığı takdirde
insan vücudu temizdir. Meselâ insanın az su hükmünde sayılan havuza veya kuyuya düşüp diri olarak
çıkması halinde bu su pis olmaz. Tükürük ve balgam
türünden ifrazat, temizlik ve sağlık açısından kaçınılması ve temizlenmesi gereken maddeler olmakla
beraber ibadet temizliğini engelleyici nitelikte değildir.
2. Karaciğer ve dalak kanın haramlığı kapsamı
dışında tutulmuş olup temizdir. Kanın haram olduğunu bildiren âyetlerden birinde de “akmış kan” şeklinde
kayıt konmuştur (el-En‘âm, 6/145). Usulünce kesilmiş, eti yenen hayvanın etinin (damarlarının) içinde
kalan kan da temizdir.
3. Eti yenmesi helâl olan hayvanların dinî usullere göre boğazlanması durumunda akmış kanı dışında
bütün parçaları temizdir.
4. Balık ve çekirgenin ölüsü bu konudaki hadislere dayanarak bütün İslâm âlimlerince temiz sayılmıştır.
5. Şarap kendiliğinden sirke haline gelirse bu sirke temizdir. Bir şeyin dinen temiz sayılması öncelikle
o şeyin kişinin vücudunda, elbisesinde veya namaz
kılacağı yerde bulunması durumunda namazın geçerliliğine engel olmayacağı anlamına gelmektedir;
fakat bir maddenin dinen temiz sayılması her hâlükârda o nesnenin yenilip içilmesinin de helâl olduğunu
göstermez. Meselâ zehirli su veya uyuşturucu özelliği olan ot temiz sayılsa bile bunların yenilmesi ve
içilmesi haramdır. Buna karşılık dinen necis sayılan
nesnelerin yenilip içilmesi -bazı istisnalar dışındaharamdır.
Necis Olduğunda İttifak Edilenler
a) Meyte (murdar hayvan, dinî usule uygun biçimde boğazlanmamış ölü hayvan eti),
b) Kan, irin ve canlı iken koparılan parça. Şehidin
üzerindeki kan dışında insandan ve kara hayvanlarından canlı veya ölü iken akan kan necistir,
c) Domuz eti,
d) Sarhoş edici içkiler. Şarap vb. içkiler fakihlerin
büyük çoğunluğuna göre necistir.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 21 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
218 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
e) İnsanın idrarı, dışkısı, mezisi, vedîsi ve kusmuğu. Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde konuyla ilgili bir
hadise dayanılarak başka gıda almayan erkek süt çocuğunun idrarının üzerine su serpmekle temizlenmiş
olacağına hükmedilmiştir. Hanefîler’e göre kusmuk
ağız dolusu olmadıkça necis sayılmaz,
f) Etinin yenmesi helâl olmayan hayvanların idrarı ve dışkısı. Hanefî ve Mâlikî mezheplerine göre -domuz hariç- eti yenmeyen hayvanın dinî usullere göre
boğazlanması halinde eti temiz sayılır.
Necis Olduğunda İhtilâf Edilenler
a) Eti yenen hayvanların idrar ve dışkısı. Eti yenen ehlî ve yabani hayvanların idrar ve dışkısı Hanbelîler’e ve pislik yiyerek beslenmiyorlarsa Mâlikîler’e
göre temizdir. Şâfiîler’e göre ise bunlar necistir; Hanefîler’e göre de necis olmakla beraber tavuk ve kaz
gibi kümes hayvanlarının tersleri necâset-i galîza,
koyun ve geyik gibi dört ayaklı hayvanların idrar ve
dışkıları necâset-i hafîfe hükmündedir,
b) Eti yenmeyen bazı hayvanların idrar ve dışkıları. Hanefî mezhebinde at, eşek ve katırın idrar ve dışkısı ile havada pisleyen atmaca, kartal gibi yırtıcı kuşların dışkıları necâset-i hafîfedir. Fetvada esas alınan
bu görüş İmâmeyn’e ait olup Ebû Hanîfe’ye göre bunlar necâset-i galîzadır. Kaçınılması güç olduğu için
Şâfiî mezhebine göre de bu pislikler namaza engel
olmaz. Kedi ve farenin idrar ve dışkıları çok miktarda
değilse -kaçınılması zor olan durumlarda- elbise ve
yiyecekler bakımından bunların necis sayılmayacağına hükmedilmiştir,
d) Canlı hayvanlar. Mâlikîler’e göre domuz ve köpek dahil canlı hayvanlar temizdir; diğer üç mezhebe
göre domuz canlı haliyle de necistir. Hanefîler’e göre
köpeğin bedeni necis olmayıp salyası ve dışkısı pistir.
Mâlikîler’e göre köpek mutlak olarak temizdir; sadece dilini hareket ettirerek bir kabı yalarsa bir hadise
göre kap yedi defa yıkanır. Şâfiî ve Hanbelîler’e göre
köpek her şeyi ile necistir; köpeğin kirlettiği şey biri
toprakla olmak üzere yedi defa yıkanır. Domuz ve köpek dışındaki canlı hayvanlar bütün mezheplere göre
temiz sayılmıştır,
e) Meytenin derisi ve içine kan nüfuz etmeyen
boynuz ve tüy gibi katı parçaları. Meytenin derisi tabaklanırsa Hanefî ve Şâfiîler’e göre temiz olur. Hanefîler domuz derisini, Şâfiîler ise domuz ve köpek
derisini bundan hariç tutarlar. Mâlikî ve Hanbelîler’de
meşhur görüşe göre meytenin derisi tabaklansa bile
temiz olmaz. Meytenin içine kan nüfuz etmeyen boynuz, kemik, diş ve tüy gibi katı parçaları Hanefîler’e
göre temiz, Şâfiîler’e göre necistir. Mâlikî ve Hanbelîler’e göre meytenin yünü ve kılları temizdir,
f) Su hayvanları ve akıcı kanı olmayan kara hayvanlarının ölüsü ve bunlardan çıkan kan ve pislik. Su
hayvanlarının ve akıcı kanı olmayan pire, akrep ve
çekirge gibi böceklerin ölüsü temizdir; ancak Şâfiî
mezhebinde çekirge dışında akıcı kanı olmayan böceklerin ve Şâfiî ile Hanbelî mezheplerinde karada da
yaşayabilen kurbağa ve timsah gibi su hayvanlarının
ölüsü necistir. Balığın kanı ile pire ve sivrisinek gibi
akıcı kanı olmayan böceklerden çıkan kan Hanefî ve
Hanbelîler’e göre necis değildir; Şâfiî ve Mâlikîler’e
göre ise necistir. Buna göre akan kanları ile üst üste
yığılıp tuzlanan balıklar necis olduğundan Şâfiî ve
Mâlikîler’e göre yenmez,
g) Meni. Hanefî ve Mâlikîler’e göre meni necistir;
ancak Hanefîler’e göre meni kurumuşsa ovalamakla
temizlenebilir. Şâfiî ve Hanbelîler’e göre ise meni temizdir. Daha önce mezi gelmiş ve meniye karışmışsa
bu sıvı bütün mezheplere göre necistir,
ğ) Kan ve irin dışında yaradan çıkan sarı su vb.
akıntılar. Kural olarak bu tür akıntılar necis sayılmıştır.
Ancak Hanbelî mezhebinde sakınmanın zor olduğu
durumlarda kan ve kanla ilişiği olan irin gibi akıntılar
dahil olmak üzere bu tür maddelerin çok sayılmayacak miktarının vücut veya elbisede bulunmasının namazı engellemeyeceği kabul edilmiştir. Şâfiî mezhebinde yaradan akan sıvının rengi ve kokusu varsa necis sayılmış, küçük sivilcelerden çıkan renksiz kokusuz sıvılar temiz kabul edilmiştir. Hanefî mezhebinde
ağrılı acılı olmasa bile bir hastalık sebebiyle çıkıyorsa
bu tür akıntılar necistir,
h) Ağız ve burundan akan maddeler ve ter. İnsan
ve artığı temiz olan hayvanların ağzından akan balgam, tükürük, salya, uyuyan insanın ağzından akan
su vb. şeyler temiz olup mideden gelen kokuşmuş,
kusmuk niteliğindeki maddeler necistir. Balgam mideden de gelse Mâlikî ve Hanbelîler’e göre temizdir.
Mâlikîler’e göre mideden gelen safra da temizdir.
* Galiz necâset eğer katı ise 1 dirhemden (yaklaşık 3 gram), sıvı ise el ayasını (avuç içini) kaplayacak miktardan fazlası vücutta, elbise veya namaz
kılınacak yerde bulunursa namaza engel olur. Hafif
necâset ise bulaştığı organın veya elbisenin tamamının dörtte birine yayılmışsa namaza engeldir.
* Necâsetlerin namaza mani sınırı aşmayan
miktarı ile kılınan namaz geçerli olmakla beraber
tahrîmen veya tenzîhen mekruhtur. Öte yandan yine
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 22 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
İSLÂM İBÂDET ESASLARI 219
Hanefî mezhebinde kaçınılması zor olduğu için toplu
iğne başı kadar küçük olup vücut ve elbiseye sıçrayan
idrar serpintileri, sokakta yürürken sıçrayan çamur,
kasabın üstüne sıçrayan kan, pisliğe konmuş sinek
vb. böceklerin taşıdığı pislik, necis maddenin kaynatılmasıyla çıkan buhar, necis maddenin tozu ve külü
gibi bazı nesnelerin vücutta veya elbisede bulunması
namazın geçerliliğine engel sayılmamıştır. Fakat bu
kan ve idrar serpintilerini taşıyan elbise ve organ az
ve durgun suya sokulursa o su pislenmiş olur. Diğer
mezheplerde de esasen necis hükmünde olan birçok
nesnenin namazın geçerliliğine engel olmayacağı görüşü benimsenmiştir.
ABDEST
Bu dinî temizliği anlatmak için Türkçe’de kullanılan abdest kelimesi ise Farsça âb (su) ve dest (el)
kelimelerinden oluşan ve “el suyu” mânasına gelen birleşik bir kelimedir. Fıkıhta, abdeste tahâret-i
suğrâ (küçük temizlik), gusüle de tahâret-i kübrâ
(büyük temizlik) denir. Abdest almayı gerektiren
hallere hades-i asgar (küçük kirlilik), gusül yapmayı
gerektiren hallere de hades-i ekber (büyük kirlilik)
adı verilir.
Bu dinî temizliği anlatmak için Türkçe’de kullanılan abdest kelimesi ise Farsça âb (su) ve dest (el)
kelimelerinden oluşan ve “el suyu” mânasına gelen birleşik bir kelimedir. Fıkıhta, abdeste tahâret-i
suğrâ (küçük temizlik), gusüle de tahâret-i kübrâ
(büyük temizlik) denir. Abdest almayı gerektiren
hallere hades-i asgar (küçük kirlilik), gusül yapmayı
gerektiren hallere de hades-i ekber (büyük kirlilik)
adı verilir.
Namazdan başka, Kur’an’a dokunmak,
Kâbe’yi tavaf etmek ve tilâvet secdesi yapmak
gibi ibadet ve ameller için de abdest almak şarttır.
Sünnî mezhepler bu konuda görüş birliği içindedirler.
Kur’an’a dokunmak için abdestin farz olduğu hükmü
Kur’an’a ve Sünnet’e dayanır (el-Vâkıa 56/79; Beyhaki, es-Sünenü’l-kübrâ, I, 87-88;) Abdestin Kâbe tavafı
için vâcip oluşu ise yalnızca sünnetten kaynaklanmaktadır Bunun dışında, fıkıh kitaplarında zikredilen
diğer bazı durumlarda abdest almak müstehabdır.
Yatmadan önce, vakit namazları için ayrı ayrı, cünüp
olan kimselerin yemek-içmek istediklerinde abdest
almaları bu cümledendir. Abdest temiz su ile alınır; bu
suyun vasıfları fıkıh kitaplarında anlatılmıştır. Suyun
bulunmaması halinde veya kullanma imkânı olmayan
durumlarda teyemmüm edilir.
Abdestin Farzları
Âyette (el-Mâide 5/6) *
zikredildiği üzere şunlardır: Yüzü yıkamak, kolları dirseklere kadar yıkamak, başı meshetmek, ayakları topuklara kadar
yıkamak. Sünnî dört mezhep bu şartlar üzerinde ittifak etmiştir. Ancak Şâfiîler bu şartlara, niyet ve tertibi
de ilâve ederler. Hanbelîler tertibi ve uzuvların ara
verilmeden ardarda yıkanmasını (muvâlât), Mâlikîler
niyet ve uzuvların ardarda yıkanması yanında, uzuvların yıkanırken ovulmasını da (tedlîk) abdestin şartlarından sayarlar. Hanefîler’e göre, âyette zikredilen
dört şart dışındaki bu ilâveler farz değil sünnettir. Bu
şartlara riayet edilerek alınan bir abdestin sahih olabilmesi için, abdest uzuvlarında kuru yer bırakılmaması ve deri üzerinde suyun temasını engelleyecek
bir şeyin bulunmaması gerekir. Abdestin şartları ve
bu şartların mahiyetiyle ilgili diğer görüş ayrılıkları,
konuya dair âyet ve hadislerin farklı yorum ve değerlendirilmesinden kaynaklanmaktadır.
Burada zikredilmesi gereken bir husus da şudur:
Sünnî dört mezhep ile Hâricîler ve Şîa mezheplerinden Zeydiyye’ye göre abdest alırken ayakları yıkamak farz olduğu halde, İmâmiyye (Ca‘feriyye) Şîası,
ayakların yıkanmayıp çıplak olarak üzerlerine meshedilmesi gerektiği görüşündedir. Bu ihtilâf, abdestle
ilgili âyette bulunan bir okuyuş (kıraat) farklılığından
ileri gelmektedir.
Abdestin Hz. Peygamber’in uygulamasına dayanan bazı sünnetleri de vardır ki başlıcaları şunlardır: Abdeste besmele ile başlamak, önce elleri bileklere kadar yıkamak, ağıza ve buruna su vermek
(mazmaza ve istinşâk), önce sağ organları yıkamak
veya meshetmek, organları üçer defa yıkamak, kulakları ve boynu meshetmek, misvak kullanmak. Niyet, tertip, organları ardarda yıkamak ve ovmak da
Hanefîler’e göre sünnettir. Abdestten sonra iki rek‘at
namaz kılınması da Hz. Peygamber tarafından tavsiye edilmiştir. Abdest alırken kıbleye dönmek, suyu israf etmemek, zaruret olmadıkça başkasından yardım
istememek, gereksiz yere konuşmamak, ağıza ve buruna suyu sağ elle vererek burnu sol elle temizlemek
gibi hususlar abdestin âdâbından olup bunların aksini
yapmak mekruhtur.
Abdesti Bozan Şeyler İdrar ve dışkı yollarından
herhangi bir şeyin çıkması. Bayılma, delirme, sarhoş
olma ve uyuma gibi şuurun kontrolüne engel olan du-
ِِق *
اف
َ
َر
ْم
َل ال
ِ
ا
ْ
َ ُكم
ي
ِ
ْد
ي
َ
ا
َ
ْ و
َ ُكم
ُوه
ُج
ُواو
ِ ل
َ ْ اغس
ِ ف
ٰوة
الصل
َل َّ
ِ
ا
ْ
ُم
ت
ْ
ُم
َذا ق
ِ
ُوا ا
ن
َ
ٰم
ا
َ
ا الَّذين
َ
ُّه
َيـ
َ ا
ي
ِ
َْي
بـ
ْ
ْ َكع
َل ال
ِ
ا
ْ
َ ُكم
ل
ُ
ْج
َر
ا
َ
ْ و
ِ ُكم
ُس
ؤ
ُ
ِر
ُوا ب
َح
ْس
َام
و
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 23 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
220 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
rumlar. Vücudun herhangi bir yerinden kan, irin gibi
şeylerin çıkarak akması ve yaranın etrafına yayılması (Şâfiî ve Ca‘ferîler’e göre bu durumda abdest
bozulmaz). Ağız dolusu kusmak. Kadın ve erkeğin
tenlerinin birbirine değmesi (Hanefîler’e göre bu durumda abdest bozulmaz. Ancak, kişilerin birbirlerine
mahrem olup olmamaları, cinsî haz ve kasdın bulunup bulunmaması gibi hususlarda Hanefîler dışındaki
mezhepler arasında görüş ayrılıkları vardır). Bunlardan başka, mezheplere göre farklılık gösteren diğer
bazı hallerde de abdest bozulur.
GUSÜL
Cünüplük, hayız ve nifas gibi hükmî kirlilik halinden kurtulmak için gerekli olan dinî temizlik.
Gusülde bütün vücudun kuru bir yer kalmayacak şekilde tamamen yıkanması şarttır. Hanefî ve
Hanbelîler’e göre ağız ve burnun içi bedenin (yüzün) dışından sayıldığı için gusülde ağza su almak
(mazmaza) ve burna su çekmek (istinşâk) suretiyle buraları yıkamak da farzdır. Bu sebeple guslün
ağza su almak, burna su vermek ve bütün vücudu
kuru yer kalmayacak şekilde yıkamak şeklinde üç farzının bulunduğu belirtilir. Mâlikî ve Şâfiîler ile Şîa’dan
Ca‘ferîler’e göre ise ağız ile burun içi bedenin dışından sayılmadığı için gusülde yıkanmaları farz değil,
sünnettir. Gusülde niyet Hanefîler’e göre sünnet,
diğer mezheplere göre farzdır. Vücudu ovalamak
Mâlikîler’e ve Şâfiî fakihlerinden Müzenî’ye göre farzdır; ayrıca gusle besmele ile başlamak da Hanbelîler’e göre farzdır.
Guslün sünnetleri de şunlardır: Cünüplükten
dolayı yıkanmaya niyet etmek, besmele ile başlamak,
elleri üç kere yıkamak, avret yerlerini ve varsa bedenindeki pisliği yıkamak, namaz abdesti gibi abdest
almak, parmaklarla saçları tarar gibi yaparak suyun
saç köklerine ulaşmasını sağlamak, önce sağ omuza,
sonra da sol omuza su döküp bütün bedeni ovalamak, her organı üç kere yıkamak ve gusül esnasında
bu sıraya riayet etmek.
Bedeninde yara bulunan kişi yaranın üzerindeki
sargıyı çıkararak yıkanır; yıkama yaraya zarar verirse
sargının üzerini mesheder, bu da zarar verirse meshetmez. Yıkandıktan sonra abdesti bozacak bir şey
meydana gelirse sadece abdest bozulur. Gusül yapması gereken bir kimse bedenindeki pislikleri giderdikten, ağzına ve burnuna su aldıktan sonra deniz ve
ırmak gibi yerlere girecek olursa gusül yapmış sayılır.
Guslü gerektiren hallerden cünüplük, meninin
cinsî bir zevkle (şehvetle) tenâsül organından çıkmasıyla oluşur. Bunun rüyada veya uyanıkken hâsıl olacak cinsî bir arzudan veya herhangi bir heyecandan
ileri gelmesi mümkündür. Bu hallerde ve ayrıca meni
gelmese bile cinsî münasebette bulunma durumunda
hem erkek hem de kadına gusül farzdır.
Uyandığı zaman düşünün azdığını hatırlamadığı
halde çamaşırının meni ile kirlendiğini gören kimse de
cünüp sayılır. Bunun aksine ihtilâm olduğunu sandığı
halde çamaşırı kirlenmeyen kimsenin gusül yapması
gerekmez. Hanefîler’le Ca‘ferî fakihlerine göre cünüp
olan kimsenin, idrar yolundaki meni kalıntılarının temizlenmesi için bir süre beklemesi veya küçük abdestini
yapması gerekir. Bunu yapmadan gusletmesi halinde
gusülden sonra gelen meniden dolayı yeniden yıkanması icap eder. Hanbelî ve Mâlikîler’e göre ise bu durumda yeniden gusül gerekmez. Şâfiîler’le Ca‘ferî fakihlerine göre, ister şehvetle ister şehvetsiz olsun tenâsül
organından gelen meni yıkanmayı gerektirir; diğer mezheplere göre ise guslün vacip olması için meninin şehvetle gelmesi şarttır. Cinsî heyecan sebebiyle tenâsül
organından gelen ince, beyazımtırak sıvı ile (mezi) bazan idrardan sonra gelen katı ve mat renkteki sıvı (vedî)
guslü gerektirmeyip sadece abdesti bozar.
* Hayız ve nifas kanlarının kesilmesiyle veya hayız ve nifas hali için öngörülen âzami sürenin sona ermesiyle gusül gerekli olur. Bu süreyi aşan kanamalar
özür hali (istihâze) sayıldığından bu tür kanamaların
sona ermesi halinde gusletmek farz değil müstehap
görülmüştür.
Bazı Mâlikîler hariç fakihlerin çoğunluğuna göre
ölünün yıkanması da farzdır (farz-ı kifâye). Yeni müslüman olan bir kimsenin sırf bu sebeple gusletmesi
Mâlikî ve Hanbelîler’e göre vâcip, Hanefî ve Şâfiîler’e
göre ise müstehaptır. Bu sayılanlar dışında sünnet
veya müstehap olan gusül çeşitleri de vardır. Meselâ
cuma ve bayram namazları öncesinde, ihrama girerken ve Arafat’ta vakfe için yıkanmak sünnettir. Ergenlik
yaşına ulaşan, kan aldıran, cenaze yıkayan, baygınlıktan ayılan, Berat ve Kadir gecelerini ihya etmek isteyen
kimselerle Mekke ve Medine’ye gireceklerin, Müzdelife’de vakfe, ayrıca ziyaret tavafı veya herhangi bir tavaf
yapacakların, ay ve güneş tutulması (husûf ve küsûf)
namazlarını kılacakların gusletmeleri ise müstehaptır.
TEYEMMÜM
Terim olarak teyemmüm, suyu temin etme veya
kullanma imkânının bulunmadığı durumlarda büyük
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 24 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
İSLÂM İBÂDET ESASLARI 221
ve küçük hükmî kirliliği (hades) gidermek amacıyla iki
eli temiz toprak veya yer cinsinden sayılan bir maddeye sürerek yüzü ve iki kolu meshetmekten ibaret
hükmî temizliktir.
Abdest ve gusül, normal durumlarda su ile olan
ve maddî temizlenme özelliği de taşıyan hükmî bir
temizlik iken teyemmüm istisnaî hallerde başvurulan,
abdest ve gusül yerine geçen (bedel) sembolik bir işlemdir.
Teyemmüm Şartları
1. Suyun bulunmaması Hanefîler’e göre bu
mesafenin en az 1 mil (yaklaşık 2 km.), Mâlikîler’e
göre 2 mil, Şâfiîler’e göre 400 kulaç (yaklaşık 200 m.)
kadar olması gerekir. Hanbelîler’e göre, teyemmüm
yapacak kişi suyu örfen yakın sayılan mesafe içinde
aramak zorundadır. Başkasında su bulan kişi normal
sayılabilecek bir fiyatla satılması ve başka bir şey için
paraya ihtiyacı olmaması halinde suyu satın almalıdır; suyun aşırı fiyatla satılması veya kişinin parasının
bulunmaması durumunda teyemmüm yapılır.
2. Suyu kullanamamak. Bu da ya hastalık, hastalık korkusu veya suyu kullanmaktan âciz olmakla
gerçekleşir. Suyun kullanılması durumunda ölüm, bir
organın telef olması, hastalığın artması veya iyileşmenin gecikmesi söz konusu ise hastanın teyemmüm
etmesi ittifakla câiz görülmüştür.
Ebû Hanîfe’ye ve İmam Muhammed’e göre yer
cinsinden olan toprak, taş vb. her şeyle teyemmüm
yapılabilir. Mâlikîler de bu görüştedir; hatta Mâlikîler’e
göre eritme imkânı yoksa karada veya denizdeki buzla teyemmüm câizdir. Ebû Hanîfe’ye göre teyemmüm
yapılan şeyden elde bir parça kalması şart değildir;
Muhammed’e göre ise şarttır. Dolayısıyla Ebû Hanîfe’ye göre kaygan taş, kireç, sürme taşı, toprak duvar,
kireçle sıvanmış duvar, kaya tuzu, toprak kiremit, çamur vb. maddelerle teyemmüm yapılabilir. Ebû Hanîfe’ye ve Muhammed’e göre elbise, kumaş, eyer vb. bir
şeye vurulunca çıkan tozla da teyemmüm etmek câizdir. Yer cinsinden olmayan, tahta ve ot gibi yanınca
kül haline gelen veya demir, bakır, cam gibi ısıtılınca
yumuşayıp eriyen maden vb. maddelerle teyemmüm
yapılmaz.
Şâfiîler, Hanbelîler ve Ebû Yûsuf’a göre yalnız
temiz, vurulduğunda elde toz bırakan toprakla teyemmüm edilebilir. Şâfiîler ve bir rivayete göre Ebû Yûsuf
ile Hanbelîler kumu toprak hükmünde saymıştır.
Teyemmümün iki rüknü/farzı üzerinde görüş
birliği vardır: Elleri yere vurmak ve belirli organları meshetmek. Niyet çoğunluğa göre rükün, Hanefî
ve Hanbelîler’in bir kısmına göre şarttır. Yüzün meshedilmesinde ittifak vardır. Hanefî ve Şâfiîler’e göre
kolların dirseklere kadar meshedilmesi gerekir; teyemmüm abdest yerine geçtiğinden kollar abdestte
yıkandığı yere kadar meshedilmelidir. Mâlikî ve Hanbelîler’e göre ise ellerin bileklere kadar meshedilmesi
farz, dirseklere kadar meshedilmesi sünnettir. Hanefî
ve Şâfiîler’e göre yüz ve kollar için yere birer defa
vurmak farzdır. Mâlikî ve Hanbelîler’e göre ise birinci
vuruş farz, ikincisi sünnettir.
Abdesti ve guslü bozan her şey teyemmümü de
bozar. Zaruri ihtiyacı dışında ve abdeste yetecek miktardaki suyu görmek veya kullanmaya güç yetirmek
Hanefî ve Mâlikîler’e göre teyemmümü bozar; Şâfiî
ve Hanbelîler’e göre su abdeste yetecek kadar olmasa da teyemmüm bozulur. Namaz kılarken suyu
görmek Hanefî ve Hanbelîler’e göre namazı bozar,
Şâfiî ve Mâlikîler’e göre ise bozmaz; ancak Şâfiîler’e
göre o yerde su bulma ihtimali yüksek idiyse namaz
bozulur. Namaz bittikten sonra vakit çıkmadan su
bulunması halinde çoğunluğa göre namazın iadesi
gerekmez; yalnız Şâfiî mezhebinde tercih edilen görüşe göre, mukim olan kişi su bulma ihtimali yüksek
bir yerde teyemmüm almışsa namazı iade etmelidir.
Teyemmümü câiz kılan durumun ortadan kalkması,
meselâ düşmanın gitmesi, hastalığın veya soğuğun
sona ermesi de teyemmümü bozar.
Hanefîler’e göre ise teyemmüm mutlak anlamda
bedeldir; dolayısıyla su bulunana kadar hadesi ortadan kaldırır. Bu görüş ayrılığının sonucu şudur: Hanefîler’e göre vakit girmeden önce teyemmüm yapılabilir ve teyemmüm yapan kişi bu teyemmümle istediği
kadar namaz kılabilir. Diğer üç mezhebe göre ise belli
vakti bulunan namaz için vakit girmeden teyemmüm
yapılamaz; cenaze namazı, belli vakti olmayan nâfile
namaz veya kazâ namazı için kerahet vakitleri dışında teyemmüm yapılabilir.
Cenazeyi yıkayacak su bulunamaması veya su ile
yıkandığı takdirde dağılacağından korkulması, ölen bir
erkeği yıkayacak erkek veya bir kadını yıkayacak kadın
olmaması gibi durumlarda cenazeye teyemmüm yaptırılır. Su bulamadığı gibi teyemmüm yapacak toprak
vb. maddelerden de mahrum bulunan, meselâ hapiste
olan veya hastalık sebebiyle abdest alamayan yahut
teyemmüm yapamayan kişi çoğunluğa göre o haliyle
namazını kılar; Mâlikî mezhebinde tercih edilen görüşe göre bu kişiden namaz sâkıt olur ve kazâ etmesi de
gerekmez. Hanefî ve Şâfiîler’e göre bu durumda kılıHiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 25 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
222 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
nan namazın kazâ edilmesi gerekir; Hanbelîler’e göre
ise gerekmez. Abdest organlarının bir kısmında yara
vb. su değdirmeye engel bir şey bulunan kişi yarasız
organlarını yıkar, yaralı organları mesheder; Şâfiî ve
Hanbelîler’e göre ayrıca teyemmüm yapması gerekir.
Bu durumdaki kişinin organlarının çoğu yaralıysa Hanefî ve Mâlikîler’e göre abdest ile mesh sâkıt olur ve
yalnız teyemmüm yapması yeterlidir.
HAYIZ
Ergenlik çağına giren sağlıklı kadının rahminden
düzenli aralıklarla ve bazı ibadetlerin ifasına engel
teşkil eden akan kanı ifade eder.
Kur’ân-ı Kerîm’de hayzın bir nevi sıkıntı ve rahatsızlık hali olduğu, bu dönemde kadınlarla cinsî
münasebetten uzak durulması gerektiği boşanmış
kadınların üç hayız veya temizlik süresi iddet bekleyeceği hayızdan kesilen veya henüz hayız görmemiş
kadınların iddetinin ise üç ay olduğu belirtilir.
Hayız süresinin en azı için bazı mezhepler bir
gün bir gece, bazıları üç gün üç gece, en çoğu için de
altı, yedi, on, on beş gün gibi süreler vermişlerdir. İki
hayız arasındaki asgari temizlik müddeti genel olarak
on beş gün kabul edilmekle birlikte bunun için on üç,
on yedi, on sekiz gibi rakamlar da verilmiştir.
Hayız bir nevi abdestsizlik ve cünüplük hali
(hükmî kirlilik, hades) veya mazeret kabul edildiğinden yalnız namaz, oruç, Kur’an okuma, Kâbe’yi tavaf
gibi belirli ibadetlerin ifasına ve doğrudan kanın aktığı
organla ilgisi sebebiyle cinsî münasebete engel olarak görülmüştür. Hayızlı kadının namaz kılmasının ve
oruç tutmasının câiz ve sahih olmadığında, yani hayız
halinin bu iki ibadetin ifasına engel bir mazeret sayıldığında fakihler görüş birliği içindedir. Hayız süresince terkedilen namazların kazâ edilmesinin gerekmediği, oruçların ise temizlendikten sonra tutulacağı
hususunda da ittifak vardır.
Hayızlı bir kadının hac ibadetini eda ederken
tavaf dışındaki bütün menâsiki yerine getirebileceği
hususunda görüş birliği vardır. Haccın rüknü olan
ziyaret (ifâza) tavafı hiçbir şekilde terkedilemez. Dolayısıyla hayızlı kadın temizleninceye kadar Mekke’de
kalmak ve temizlendikten sonra tavafını eda etmekle
yükümlüdür. Hanefî mezhebine göre hayızlı olarak tavaf yapılması mekruh olmakla birlikte geçerli sayılmış
ve bu durumda tavaf yapan kadının günahkâr olacağına, ceza olarak da bir büyük baş hayvan (bedene)
kesmesi gerektiğine hükmedilmiştir. Ancak temizlendikten sonra tavaf tekrar edilirse bu ceza düşer.
Hayızlı kadının Kur’an okumasının hükmü
konusunda âlimler görüş ayrılığı içindedir. Mâlikîler
dışında kalan üç mezhebe mensup fakihlere göre
bu haramdır. Mâlikîler ise, bazı sahâbe ve tâbiîn
âlimlerinden rivayet edilen bu yöndeki görüşlerin de
desteğiyle kadının hayız süresi içinde Kur’an okuyabileceğini, fakat kanı kesildiği andan itibaren gusledip temizleninceye kadar okumasının câiz olmadığını
söylemişlerdir. İbn Hazm ve diğer bazı âlimler de hayızlı kadının ve cünübün Kur’an okuyabileceğini ileri
sürmüşlerdir. Hanefî mezhebinde, Kur’an okumak niyetiyle bir âyetten daha az cümleciklerin bile telaffuz
edilmesi câiz görülmemiş, ancak öğretmenlik yapan
hanımların Kur’an dersi verirken kelimeleri tek tek
söylemek suretiyle görevlerini yerine getirmelerinde
bir sakınca görülmemiştir. Aynı şekilde dua ve zikir
niyetiyle Kur’an okunması da câiz görülmüştür. Şâfiî
fakihleri, hayızlı kadının Kur’an’ın bir harfini bile telaffuzunu câiz görmemiş, ancak mushafa bakarak kendisinin de işitemeyeceği şekilde içinden okumasının
câiz olduğunu söylemişlerdir.
Hayızlının mushafa dokunması Kur’an okuması hükmünde olduğu gibi yine fakihlerin büyük çoğunluğu tarafından câiz görülmemiştir. Ancak İbn Hazm
ile birlikte bazı fakihler, söz konusu âyette geçen kitapla Kur’an’ın değil levh-i mahfûzun kastedildiğini,
hadisin de sahih sayılamayacağını ve her iki nasta
işaret edilen “temiz olanlar” ifadesinin melekler veya
müminler şeklinde yorumlanması gerektiğini belirterek hayızlının ve cünübün Kur’an’a dokunmasında
sakınca bulunmadığını söylemişlerdir.
Şâfiî âlimleri, bir kimsenin haram olduğunu bilerek ve kendi iradesiyle cinsî münasebette bulunmasını büyük günahlardan (kebîre) saymıştır. Bu arada
bütün mezhepler, hayızlı kadınla cinsî münasebette
bulunan kimsenin tövbe etmesi gerektiğini söylerken Hanefî ve Şâfiîler, hayzın ilk günlerinde vuku bulan ilişki için 1 dinar (4.25 gr. altın), son günlerindeki
ilişki için yarım dinar sadaka vermenin müstehap olduğuna, Hanbelîler herhangi bir ayırım yapmaksızın
1 dinar sadaka vermenin vâcip olduğuna, Mâlikîler
ise malî bir kefâretin bulunmadığına hükmetmişlerdi.
Ayrıca âdeti sona eren kadın gusletmedikçe kendisiyle cinsî münasebette bulunmanın helâl olmadığı
hususunda görüş birliği mevcuttur. Yalnız Hanefîler,
hayız kanının belirli âdet süresinin sonunda kesilmesi
halinde bir namaz vakti geçtikten sonra gusül yapılmasa da cinsî münasebetin câiz olacağını söylemişlerdir.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 26 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
İSLÂM İBÂDET ESASLARI 223
Âdet görmekte olan bir kadını o haliyle boşamanın hem Kur’an hem de sünnetle haram kılındığı
hususunda bütün mezhepler ittifak etmiştir. Buna
rağmen boşama söz konusu olursa “bid‘î talâk” adını alan bu boşamanın hukuken geçerli olduğu bildirilmiş, ancak erkeğin hemen eşine dönmesi Hanefî
ve Mâlikî mezheplerine göre vâcip, Şâfiî ve Hanbelî
mezheplerine göre ise sünnet kabul edilmiştir.
Hayız ve nifas kanları dışında kadının döl yolundan gelen ve bir hastalık eseri olan kana fıkıhta
“istihâze”, kendisinden bu tür kan gelen kadına da
“müstehâze” denilir. İstihâze kanı dinmeyen burun
kanaması, tutulamayan idrar veya bir yaradan kan
akması gibi sadece abdesti bozan bir özür hali olup
bu durumdaki kadın Hanefî ve Hanbelîler’e göre her
namaz vakti için, Şâfiî ve Mâlikîler’e göre ise her farz
namaz için ayrı abdest almak kaydıyla ibadetini yerine getirebilir. Hanefî ve Hanbelîler’e göre alınan
abdestle o vakit içinde her türlü farz, vâcip ve nafile
namaz kılınabilirken diğer iki mezhebe göre yalnız o
vakte ait farz ve nâfileler kılınabilir, başka namazlar
için ayrıca abdest almak gerekir. Abdestin şart olduğu diğer ibadetler de abdest alınarak eda edilir.
NİFAS
Fıkıhta doğum sebebiyle kadının rahim yolundan
gelen kanı ve doğum sonrasında kadının bazı özel
hükümlere tâbi olmasını ifade eden bir terimdir. Bu
durumdaki kadına nüfesâ denir.
Asr-ı saâdet’ten beri müslümanların uygulamasını dikkate alan âlimler, hayızlı kadın için haram olan
şeylerin nifaslıya da haram ve hayızlıdan sâkıt olan
hükümlerin nifaslıdan da sâkıt olacağı hususunda
fikir birliği etmişlerdir; ancak nifaslı kadınla cinsî temas halinde kefâret gerekip gerekmeyeceği hususu
ihtilaflıdır.
Fakihlerin çoğunluğuna göre nifasın en uzun süresi kırk gündür. Hz. Peygamber döneminde doğum
yapan kadınların kırk gün beklediklerini bildiren hadislerle Asr-ı saâdet’ten beri bu hususta ittifak edildiğine dair rivayetler bu görüşün dayanağını oluşturur.
Nifas hali kadının vücûb ve edâ ehliyetini etkilemez; sadece loğusa olan kadın için bazı özel hükümler söz konusudur. Bunlar şöylece özetlenebilir: Nifaslı kadın namaz kılamaz, tilâvet ve şükür secdesinde bulunamaz, oruç tutamaz, mushafı eline alamaz,
-bazı mezheplerde kabul edilen istisnaî durumlar dışında- Kur’an okuyamaz, mescide giremez, Kâbe’yi
tavaf edemez, cinsel ilişkide bulunamaz. Bu sürede
geçirdiği namazları kazâ etmez, fakat tutamadığı farz
ve vâcip oruçları kazâ eder.
* Nifas hali kadının vücûb ve edâ ehliyetini etkilemez; sadece loğusa olan kadın için bazı özel hükümler söz konusudur. Bunlar şöylece özetlenebilir: Nifaslı kadın namaz kılamaz, tilâvet ve şükür secdesinde bulunamaz, oruç tutamaz, mushafı eline alamaz,
-bazı mezheplerde kabul edilen istisnaî durumlar dışında- Kur’an okuyamaz, mescide giremez, Kâbe’yi
tavaf edemez, cinsel ilişkide bulunamaz. Bu sürede
geçirdiği namazları kazâ etmez, fakat tutamadığı farz
ve vâcip oruçları kazâ eder.
NAMAZ
Kur’ân-ı Kerîm’den hemen bütün ilâhî dinlerde
namaz ibadetinin mevcut olduğu anlaşılmaktadır.
Kaynaklarda, İslâm’ın ilk dönemlerinden itibaren namaz ibadetinin mevcut olduğu ve beş vakit namaz
farz kılınmadan önce sabah ve akşam olmak üzere
günde iki vakit namaz kılındığı belirtilmektedir. İslâmiyet’te bugün bilinen şekliyle beş vakit namaz hicretten bir buçuk yıl kadar önce Mi‘râc gecesinde farz
kılınmıştır.
Tefsir kaynaklarında Rûm sûresinin 17 ve 18.
âyetlerinde “akşam vaktine eriştiğinizde”*
ifadesinin
akşam ve yatsı namazlarına, “sabah kalktığınızda” ifadesinin sabah namazına, “akşamüstü” ifadesinin ikindi
namazına, “öğle vaktine ulaştığınızda” ifadesinin de
öğle namazına işaret ettiği; ayrıca namazın farz kılındığı mi‘rac olayının ardından inen İsrâ sûresinin 78.
âyetinde geçen “dülûkü’ş-şems”in öğle ve ikindiyi, “gasaku’l-leyl”in akşam ve yatsıyı, “kur’ânü’l-fecr”in sabah
namazını ifade ettiği belirtilmektedir. Bu iki âyetin dışında; “Gündüzün iki tarafında ve gecenin -gündüze- yakın saatlerinde namaz kıl”** meâlindeki âyette
(Hûd, 11/114) gündüzün iki tarafında kılınması emredilen namazlardan biri sabah namazı, diğeri ise güneş
batmadan önceki kısım (taraf) olarak alındığında öğle
ve ikindi, battıktan sonraki taraf olarak alındığında akşam ve yatsı olarak yorumlanmıştır. Âyette geçen zülef
(gündüze yakın saatler) kelimesinin gecenin gündüze
yakın olan ilk saatlerini ifade ettiği dikkate alınarak bu
saatlerde kılınması emredilen namazın da yatsı namazı olduğu görüşü benimsenmiştir.
Namaz denilince ilk hatıra gelen günlük beş vakit
farz namaz olmakla birlikte hüküm bakımından deği-
ُ َون *
ْس
ِل ** َحني ُت
ْ
َ الَّي
ِن
ًا م
لَف
ُ
ز
َ
َ ِارو
َّه
َ ِی النـ
ف
َ
َر
َ ط
ٰوة
الصل
ِِم َّ
َق
ا
َ
و
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 27 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
224 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
şik namazlar bulunmaktadır. Hanefî mezhebi dışındaki fakihler, namazı hüküm bakımından genel olarak
farz ve nâfile olmak üzere iki grupta ele almaktadır.
Hanefî fıkhında ise çeşitli tasnifler söz konusudur.
Bunlardan birine göre namazlar farz, vâcip, nâfile (tatavvu) olmak üzere üç grupta ele alınırken bir
diğer tasnif Allah’ın farz kıldığı (mektûbe) namazlar,
Hz. Peygamber’in sünnetiyle sabit olan (mesnûn)
namazlar ve nâfile namazlar şeklindedir; Resûl-i Ekrem’in sünnetiyle sabit olan namazlar da vâcip olan
ve vâcip olmayan kısımlarına ayrılır.
Farz-ı ayın olanlar, yükümlülük çağına gelmiş
her müslümanın yerine getirmekle mükellef olduğu
namazlardır. Farz-ı kifâye olan namaz ise ölen bir
müslüman için cemaatle kılınması gereken cenaze
namazıdır.
Vâcip oluşu kulun fiiline bağlı olmayan (li-aynihî
vâcip) ve vâcip oluşu kulun fiiline bağlı olan (li-gayrihî vâcip) şeklinde iki kısımdır. Hanefîler’e göre, bu
mezhepte vâcip kabul edilen vitir namazı ile ramazan
ve kurban bayramı namazları birinci grupta yer alır.
İkinci grupta ise bozulan nâfile namazın kazâsı ve
dinen yüklenmiş bir görev olmamakla birlikte bir vesileyle kişinin kendi iradesiyle kılmayı adadığı nezir
namazı bulunur. Vitir namazı ile bayram namazları
Hanefîler’in dışındaki fakihlere göre sünnet namazlar
arasında yer almaktadır. Öte yandan tilâvet secdesi
de Mâlikî ve Hanbelî mezheplerinde bir namaz çeşidi
olarak kabul edilir.
Farz veya vâcip namazların dışında kalan namazlar genel olarak nâfile namaz olarak adlandırılır.
Bu sebeple farz namazlardan önce ve sonra kılınan
sünnet namazlar nâfile namazlara dahildir.
Farz namazlara tâbi nâfile namazlar belli bir düzen içinde beş vakit farz namazlarla birlikte kılındığı
için “revâtib”, farzlara tâbi olmayanlar ise “regâib”
şeklinde isimlendirilir. Revâtib nâfile namazlar müekked sünnet (Hz. Peygamber’in devamlı kıldığı) ve
gayri müekked sünnet (Hz. Peygamber’in ara sıra terkettiği) şeklinde iki kısma ayrılır. Diğer taraftan Hanefî
literatüründe müekked sünnet olan nâfile namazlar
sünnet, gayri müekked olanlar ise müstehap ya da
mendup şeklinde adlandırılmıştır.
Nâfile namazların en kuvvetlisi sabah namazının sünnetidir. Bazı âlimlere göre bundan sonra en
kuvvetli olanları sırasıyla akşamın sünnetiyle öğle
namazının ilk sünnetidir. Bazı âlimlere göre ise sabah namazından sonra en kuvvetli sünnet öğle namazının ilk sünneti olup geri kalanlar aynı derecededir.
Gönüllü olarak kılındığı için tatavvu namazlar
olarak da adlandırılan namazlar; Teheccüd, kuşluk
(duhâ), istihâre, yağmur duası, husûf (ay tutulması),
küsûf (güneş tutulması), tahiyyetü’l-mescid, evvâbîn,
tesbih, ihrama giriş ve hâcet namazlarıyla abdest ve
gusülden sonra kılınan namaz regāib türünden nâfile
namazlardır.
Başlanmış nâfile namazın bozulması durumunda kazâsı Hanefîler’e göre vâcip, Mâlikîler’e göre
farzdır. Şâfiîler’e göre ise nâfile bir ibadeti bozan
kimsenin o ibadeti kazâ etmesi gerekmez. Şâfiî
mezhebine göre sünnet namazlarda iki rek‘atta bir
selâm verilmesi sünnettir. Hanefîler’e göre ise iki
veya dört rek‘atta bir selâm verilebilir. Namaz kılmanın mekruh olduğu vakitler dışında istenildiği kadar nâfile namaz kılınabilir. Nâfile namazların bütün
rek‘atlarında kıraat farzdır. Bu tür namazların ayakta
kılınması daha faziletli sayılmakla birlikte oturarak da
kılınabilir. Farz namazlara bağlı sünnet namazların
camide eda edilmesi, diğer nâfile namazların evde
kılınması daha faziletli görülmüştür.
Namazın Rükünleri:
1. İftitah Tekbiri
2. Kıyam
3. Kıraat
4. Rükû
5. Rükû
6. Ka‘de-i Ahîre
Namazın şartları şunlardır:
1. Hadesten Tahâret
2. Necâsetten Tahâret
3. Setr-i Avret
4. İstikbâl-i Kıble
5. Vakit
6. Niyet
* Hadislerde secdenin alın, eller, dizler ve ayak
parmakları olmak üzere vücudun yedi kısmını yere
değdirmek suretiyle yapılacağı bazı rivayetlerde Hz.
Peygamber’in alnı zikrettikten sonra eliyle burnunu
da işaret ettiği belirtilmektedir. Hanefî mezhebinde
farz olan alnın ve ayakların, hiç değilse bir ayağın
yere değmesidir. Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde
yukarıda zikredilen yedi kısmın her birinin, Mâlikî
mezhebinde alnın bir bölümünün yere değdirilmesi
farzdır. Secdede alınla burnu birlikte yere değdirmek
İmam Şâfiî’ye göre namazın geçerlilik şartlarından,
Hanefîler’e göre namazın vâciplerindendir.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 28 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
İSLÂM İBÂDET ESASLARI 225
Hanefî mezhebine göre namazın başlıca vâcipleri şunlardır:
1. Namaza Allahüekber gibi tekbir ifade eden bir
cümle ile başlamak (diğer üç mezhebe göre farzdır).
2. Namazların bütün rek‘atlarında Fâtiha sûresini
okumak (fakihlerin çoğunluğuna göre farzdır).
3. Farz namazların ilk iki rek‘atında, vâcip ve nâfile namazların her rek‘atında Fâtiha sûresinden sonra
Kur’an’dan bir miktar okumak (çoğunluğa göre sünnettir).
4. Farz olan kıraati ilk iki rek‘atta yerine getirmek.
5. Fâtiha sûresini Kur’an’dan okunacak âyetlerden önce okumak.
6. Secdede alınla birlikte burnu da yere koymak.
7. Üç ve dört rek‘atlı namazlarda ikinci rek‘atın
sonunda oturmak.
8. Namazların ilk ve son oturuşlarında teşehhüdde bulunmak.
9. Namazın sonunda sağ ve sol tarafa selâm vermek (çoğunluğa göre farzdır).
10. Farz olan fiilleri sırayla yapmak.
11. Farz olan fiili geciktirmemek.
12. Ta‘dîl-i erkâna riayet etmek (Hanefîler’den
Ebû Yûsuf’a ve diğer mezheplere göre farzdır).
Daha çok Hanefî mezhebi esas alınmak suretiyle
namazın belli başlı sünnetleri şöylece sıralanabilir:
1. Beş vakit farz namaz ve cuma namazı için
ezan okunması ve kāmet getirilmesi.
2. İftitah tekbiri için erkeklerin ellerini kulak hizasına, kadınların omuz hizasına kadar kaldırması. Mâlikîler ve Şâfiîler’e göre erkekler ellerini omuz hizasına kadar kaldırırlar, Hanbelîler’e göre muhayyerdirler.
3. Kıyamda erkeğin sağ elini sol elinin üzerine
koyarak göbek altında bağlaması, kadının aynı şekilde göğsünün üstünde bağlaması. Mâlikîler’e göre
namazda iki elin yana salıverilmesi menduptur.
4. İftitah tekbirinden sonra Sübhâneke duasının
okunması (Mâlikîler’e göre mekruhtur).
5. Fâtiha sûresinin sonunda âmin demek. Hanefîler’e ve Mâlikîler’e göre âmin ifadesi gizli söylenir.
Şâfiîler ve Hanbelîler’e göre kıraatin gizli yapıldığı namazlarda gizli, açıktan yapıldığı namazlarda açıktan
söylenir.
6. Hanefî ve Hanbelî mezheplerine göre birinci
rek‘atta, Şâfiîler’e göre her rek‘atta kıraate başlarken
besmeleden önce istiâze cümlesini söylemek.
7. Kıyamdayken ayakların arasında mesafe bırakmak.
8. Hanefîler’in dışındaki mezheplere göre her namazın birinci ve ikinci rek‘atında Fâtiha sûresinden
sonra Kuran’dan bir miktar okumak (Hanefîler’e göre
vâciptir).
9. Rükûda iki eli diz kapaklarına koymak ve rükûda en az bir kere “sübhâne rabbiye’l-azîm” demek.
10. Farz namazların üçüncü ve dördüncü rek‘atlarında Fâtiha sûresini okumak (Şâfiîler’e göre farzdır).
11. Rükû ve secde yaparken tekbir almak.
Sehiv Secdesi Yapılması Gereken Durumlar
* Rükün ve şartların eksikliği dışında ayrıca kaçınılması gereken bazı durum ve davranışlar vardır
ki bunlar namazı bozan şeyler (müfsidâtü’s-salât)
olarak adlandırılır. Bozulan bir namazın tekrar kılınması gerekir. Namazı bozan durumların başlıcaları
şunlardır: Abdestin bozulması, namazda konuşmak,
dışarıdan bakan kişide namazda olunmadığı izlenimi
verecek davranışta bulunmak (amel-i kesîr), kıbleden başka bir yöne dönmek, bir şey yiyip içmek, özürsüz olarak öksürmeye çalışmak, huşû halinin dışında inlemek, gülmek. Hanefîler’e göre kişinin sadece
kendisinin duyabileceği kadar gülmesi namazı bozar.
Hem kendisinin hem yanındakilerin duyacağı şekilde
gülenin namazla birlikte abdesti de bozulur. Ayrıca
sabah namazını kılarken güneşin doğması, bayram
namazını kılarken zeval vaktinin başlaması, cuma namazını kılarken ikindi vaktinin girmesi gibi namaz kılan kişinin kendi iradesi dışında meydana gelen bazı
durumlarda da namaz bozulur.
* Namazın en önemli rükünlerinden biri olan
secdenin her rek‘atta rükûdan doğrulduktan sonra
iki defa yapılması farzdır. Namazın farzlarından birinin terkedilmesi durumunda, bu farzın namaz içinde
telâfi (tedârik) edilmesi mümkün ise, farz olan bu fiilin
-namaz içinde kazâ edilmesi gerekir. Kazâ yoluyla
telâfinin mümkün olduğu durumların her birinde sehiv
secdesi yapmak gerekir.
* Bir kimse iftitah tekbiri alarak namaza durup
kıyamı da yerine getirdikten sonra kıraat etmeden
rükûa varır da kıraati unuttuğunu rükûda hatırlarsa, unutulan bu kıraatin kazâ yoluyla telâfi edilmesi
mümkündür. Bu kişi rükû halinde iken Kur’an’dan bir
âyet okursa, bu suretle terkettiği farzı (ki bu kıraattir)
telâfi etmiş olur. Fakat kişi kıraat etmediğini rükûda
iken değil de secdede iken hatırlayacak olursa artık
unutulan kıraatin namaz içinde kazâ yoluyla tedarik
edilmesi mümkün olmaz, namaz fâsid olur ve yeniden
kılınması gerekir.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 29 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
226 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
* Bir kimse dört rek‘atlı farz namazda son oturuşu (ka‘de-i ahîre) unutarak beşinci rek‘ata kalkar da
beşinci rek‘atı kılmakta iken son oturuşu yapmadığını
hatırlarsa, bunu henüz secdeye varmadan hatırlaması halinde bunun telâfisi mümkündür. Hemen oturur,
Tahiyyât okur ve selâm verir, farz olan oturuşu geciktirdiği için de sehiv secdesi yapar. Fakat beşinci
rek‘atın secdesini yaptıktan sonra hatırlayacak olursa o vakit ka‘de-i ahîrenin telâfisi mümkün değildir.
Namazının farzlığı bâtıl olur ve farz diye kıldığı beş
rek‘at namaz nâfileye dönüşür. Bir rek‘at daha kılarak
bu nâfileyi altıya tamamlar. Farzı tekrar kılar.
* Rüknün tekrarı. Namazın rükünlerinden birini
tekrar etmek veya bir rüknü tehir etmek, meselâ bir
rek‘atta iki defa rükû veya üç defa secde yapmak durumunda, namaz kılan kişi ister imam ister münferit
olsun, sehiv secdesi gerekir.
* Takdim ve tehir. Namazın rükünlerinden birinin
takdim veya tehir edilmesi sehiv secdesini gerektirir.
Meselâ kıraatten önce rükû etmek veya oturacağı
yerde kıyam etmek veya kıyam edeceği yerde oturmak veya rükû yerinde secde etmek veya secde edecek yerde rükû etmek, kısaca bir fiili başka bir fiilin
yerinde yapmak durumunda, namaz kılan kişi ister
imam ister münferit olsun, sehiv secdesi gerekir.
* Ara verme. Bu genelde namaz içinde uzunca
bir süre tereddüt ve düşünme şeklinde olur. Bu uzunca düşünme, namaz kılan kişiyi bir rüknü veya bir
vâcibi yerinde edadan alıkoyduğu için sehiv secdesi
gerekir. Bir rüknün eda edildiği sıradaki düşünme ise
sehiv secdesini gerektirmez.
* Kıraat eksikliği veya fazlalığı. Bir kimse Fâtiha sûresini hiç okumasa veya büyük bir kısmını okumasa, ya da Fâtiha’dan sonra sûre koşmasa sehiv
secdesi gerekir.
* Secde ve rükûda hata. Rükû ve secdeyi düzgün, yani ta‘dîl-i erkâna uygun olarak yapmayan kişi,
sehiv secdesi yapılmalıdır. Bir kimse birinci veya ikinci
rek‘atta bir secdeyi yapmadığını namazı tamamladığı
sırada hatırlasa namazı fâsid olmaz, terkettiği secdeyi yapar, tertibi terkettiği için sehiv secdesi yapar.
* Ka‘dede hata. Bir kimse ka‘de-i ahîreyi unutup
başka bir rek‘atı kılmaya kalkarsa, secde etmediği
müddetçe oturup sonra sehiv secdesi yapacağını,
eğer secdeden sonra hatırlarsa, o kişinin farz diye
kıldığı namazın nâfileye dönüşür.
* Öğle namazının ilk oturuşunda namazı tamamladım zannıyla selâm verdikten sonra henüz iki rek‘at
kılmış olduğunu, geriye iki rek‘at kaldığını anlayan
kişi, kalkıp namazını tamamlar, sonra sehiv secdesi
yapar.
* Sehiv secdesi yaparken, sehiv secdesi gerektirecek bir iş yapılsa teselsüle düşme ihtimaline binaen,
artık ikinci bir sehiv secdesine gerek olmaz. Bu bakımdan bir kimse kaç kez yanılırsa yanılsın, kendisine vâcip olan sadece bir kez sehiv secdesi yapmaktır.
* İmama sonradan yetişen kimse unutarak imamla
birlikte selâm verecek olsa sehiv secdesi gerekmez.
Cuma Namazı
Cuma namazının hangi tarihte farz kılındığı konusunda iki rivayet vardır. Birinci rivayete göre Mekke’de farz kılınmış, ancak müşriklerin engellemesi
yüzünden fiilen edası hicrete kadar ertelenmiştir.
İkinci rivayete göre ise cuma namazı hicret sırasında
farz kılınmıştır. Peygamberimiz (sav) Cuma günü Kubâ’dan hareket edip Rânûnâ vadisine gitmiş ve Sâlim
b. Avf kabilesine misafir olmuştur. Bu sırada cuma
vakti girdiğinden vadideki namazgâhta ilk cuma namazını kıldırmıştır.
Bir müslümanın cuma namazı ile yükümlü olabilmesi için erkek, hür, mukim (dinen yolcu sayılmayan)
ve mazeretsiz olması şarttır. Cuma namazı kadına farz
olmamakla beraber camiye gidip namaza iştirak ettiği
takdirde ayrıca öğle namazını kılması gerekmez. Yolculuk halinde bulunanlara cuma namazı farz değildir,
kıldıkları takdirde namazları geçerli olup ayrıca öğle
namazı kılmazlar. Cuma namazı yükümlülüğünü düşüren mazeretler de şunlardır: Hastalık, hasta bakıcılık,
kişiyi bitkin hale getiren yaşlılık, sağlığa zarar verecek
ölçüde sıcak veya soğuk, aşırı derecede yağmur ve
çamur, mal, can bakımından güvenliğin bulunmaması.
Kılınan cuma namazının muteber ve geçerli olabilmesi için gerekli şartlar şu şekilde sıralanabilir:
1. Şehir
2. Cami
3. Cemaat
4. Vakit
5. İmam
6. Hutbe
Ebû Hanîfe’ye göre cemaat imam dışında üç,
Ebû Yûsuf’a göre ise iki yükümlüden aşağı olamaz.
Şâfiîler namazın en az kırk kişiyle kılınması gerektiğini söylerken Hanbelîler hutbede de aynı sayının
bulunması şartını ileri sürerler. Mâlikîler, imamdan
başka en az on iki kişiden oluşan cemaatle kılınabileceği görüşünü benimsemekle birlikte mezhepte
meşhur olan kanaat, cemaatin sayı ile değil asgari bir
köy nüfusuna göre belirlenmesidir.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 30 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
İSLÂM İBÂDET ESASLARI 227
Cuma günü yapılması sakıncalı olan belli başlı hususlara gelince, imam minbere çıkıp iç ezanın
okunmasından itibaren namaz kılınıncaya kadar
alışveriş ve benzeri bir dünya işiyle meşgul olmak
Hanefîler’e göre tahrîmen mekruh, çoğunluğu
oluşturan diğer fukahaya göre ise haramdır. Hanefî ve Şâfiîler’e göre bu zaman zarfında yapılan alışverişin dinî hükmü böyle olmakla birlikte akid hukuken geçerlidir. Mâlikî ve Hanbelîler ise akdin geçerli
olmadığı görüşündedirler. Cuma günü namaz vakti
girdikten sonra namazı kılmadan yolculuğa çıkmak
Hanefîler’e göre mekruh, Mâlikîler’e göre haramdır.
Vakit girmeden önce çıkmak ise câizdir. Şâfiîler’le
Hanbelîler, ister vakit girsin ister girmesin, cuma namazını kılmadan yolculuğa çıkmanın haram olduğunu
kabul etmişlerdir. Ancak sabah fecirden önce yolculuğa çıkmak câiz olduğu gibi yolda kılma imkânının
bulunması veya hac yolculuğu gibi dinî bir gerekliliğin
bulunması halinde de yolculuğa çıkılabilir.
Bayram Namazları
İslâm dininde ramazan ve kurban olmak üzere
iki bayram vardır. Arapça’da îdü’l-fıtr ve îdü’l-adhâ
şeklinde adlandırılan her iki bayram da hicretin 2. yılından itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Esasen ramazan orucu ilk defa bu yıl farz kılınmış, bu ayı oruçla
geçiren müminler sonraki ayın (şevval) ilk üç gününü
bayram olarak kutlamışlardır. Bu sebeple bu bayrama
ramazan bayramı veya bayramdan önce fitre (fıtır sadakası) verildiği için fıtır bayramı denilmiştir.
Cuma namazı kılması farz olan kişilerin bayram
namazı kılmaları Hanbelîler’e göre farz-ı kifâye,
Hanefîler’e göre vâcip, Mâlikîler’e göre de sünnet-i müekkededir. Şâfiîler’e göre ise üzerine beş
vakit namaz farz olan her kadın ve erkeğin bayram
namazı kılması sünnettir. Hanefî, Mâlikî ve Hanbelî
mezheplerine göre bayram namazının cemaatle kılınması şart, Şâfiîler’e göre ise sünnettir. Bu görüş
ayrılığı Kevser sûresinin ikinci âyetinin delâleti ve
konuyla ilgili hadislerin farklı yorumlanmasından kaynaklanmaktadır.
Cenaze Namazı
Cenazenin yıkanması farz-ı kifâyedir, bu konuda çocukla yetişkin arasında fark yoktur. Ancak
ölü doğan çocukların yıkanması hususunda değişik
görüşler ileri sürülmüştür. Mâlikî mezhebine göre bu
çocukların yıkanması ve dolayısıyla namazlarının kılınması mekruhtur. Hanbelîler’e göre çocuğun anne
karnındaki hayatı dört aydan fazla sürmüşse yıkanır
ve namazı kılınır. Şâfiîler, aynı durumdaki çocuğun
yıkanıp yıkanmayacağı konusunda iki farklı görüş
belirtmişlerdir. Ebû Hanîfe’ye göre çocuğun organları belirgin ise yıkanır, fakat namazı kılınmaz; belirgin
değilse yıkanması da gerekli değildir.
Savaşta şehid düşenler yıkanmaz. Yanan veya
suda boğulan kişilerin, yıkandıkları takdirde vücutlarının parçalanması söz konusu ise yıkanmayıp üzerlerine sadece su dökülür. Bu da zararlı olacaksa mümkün olduğu takdirde teyemmüm ettirilir. Ölen erkek
erkekler tarafından, kadın kadınlar tarafından yıkanır.
Eşlerin birbirini yıkaması câizdir. Ancak Hanefîler,
erkeğin ölen eşini yıkayamayacağı görüşündedirler.
Küçük çocukları karşı cins de yıkayabilir. Cünüp kişilerin ve hayız halindeki kadınların cenaze yıkaması
mekruh kabul edilmiştir. Su bulunmadığı takdirde cenazeye teyemmüm ettirilir.
Sünnete uygun kefen erkek için üç, kadın için
beş parçadan oluşur. Erkeğin cesedine sarılacak ilk
parça yakasız, yensiz ve dikişsiz bir gömlek (kamîs)
olup omuzdan ayaklara kadar uzanır. Onun üstüne
gelecek parça baştan ayağa kadar uzanan bir örtü
(izâr), en üst kat ise ondan biraz daha uzun olan bir
başka örtüdür (lifâfe).
Kadının kefenlenmesinde ise gömlek giydirildikten sonra başörtüsüyle başı ve yüzü örtülür. Kefenin
ikinci ve üçüncü parçaları sarıldıktan sonra da kefenin açılmaması için göğüs örtüsü, enlemesine göğüsle göbek arasına gelecek şekilde kuşak gibi sarılır.
Erkeğin kefeninin iki, kadının kefeninin üç parça
olması da câizdir ki buna “kefen-i kifâye” denir. Bütün vücudu kaplayan herhangi bir örtü zaruret halinde
kefen olarak yeterlidir. Buna da “kefen-i zarûret” adı
verilir. Kefenin beyaz renkte olması menduptur.
İmam cenazenin erkek, kadın veya çocuk oluşuna göre niyet edip yüksek sesle tekbir alır. Cemaat de
aynı şekilde niyet eder ve imamla birlikte tekbir alır.
İmam ve cemaat Sübhâneke duasını sessizce okurlar. Şâfiîler’le Hanbelîler’de Sübhâneke yerine Fâtiha
sûresi okunur. Bundan sonra Hanefî ve Mâlikîler’e
göre eller kaldırılmadan ikinci tekbir alınır. Şâfiîler’le
Hanbelîler her tekbirde ellerini kaldırırlar. Bu tekbirden sonra “Allahümme salli” ve “Allahümme bârik”
duaları, üçüncü tekbirin ardından da cenaze duası
okunur; bu duayı bilmeyenler başka bir dua okuyabilirler. Dördüncü tekbir alındıktan sonra sağa ve sola
selâm verilir. Hanefîler’e göre her iki tarafa selâm verilmesi vâcip olduğundan ellerin de sol tarafa selâm
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 31 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
228 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
verildikten sonra bırakılması uygundur. Diğer üç
mezhepte ise sadece sağa selâm verilmesi vâciptir.
Cenaze namazı için cemaat şart değildir, bir kişinin
kılmasıyla bile farz yerine getirilmiş olur. Namaz başladıktan sonra cemaate katılan kimseler, eksik kalan
tekbirleri imam selâm verdikten sonra dua okumaksızın peşpeşe alıp namazlarını tamamlarlar.
ORUÇ
Ramazan orucunun farz ibadetlerden olduğu kitap, sünnet ve icmâ ile sabittir.
Emredilenler Oruçlar: Ramazan orucunun gerek edası gerekse kazâsı farz oruçlar grubuna girer.
Ramazan orucunu belirli şartlar içinde bozma, yanlışlıkla veya kazâ ile adam öldürme, yemini bozma,
ihramlıyken avlanma veya vaktinden önce tıraş olma,
erkeğin belli bir ifade kullanarak karısından kesin ayrılık yemini (zıhâr) yapıp bundan pişmanlık duymasına bağlı kefâretlerin ifa seçenekleri arasında yer alan
oruçlar da bu grupta mütalaa edilmiştir. Ramazan
orucunun edası yalnız belli vakitte mümkün olduğundan “muayyen farz”, diğerleri istenilen mubah günlerde tutulabildiği için “gayr-i muayyen farz” olarak
nitelendirilir. Kişinin dinen yükümlü olmadığı halde
tutmayı adadığı orucun (nezir orucu) hükmü Hanefîler’in terimiyle vâcip olup hüküm sıralaması içinde
farzdan bir kademe aşağıda yer alır. Çoğunluğun
terminolojisinde ise farz ve vâcip kelimeleri genellikle
eş anlamlı kullanılır. Nezir orucu belirli zamanlarda
tutulması adanmışsa “muayyen vâcip”, böyle değilse “gayr-i muayyen vâcip” şeklinde anılır. Hanefîler’e
göre vâcip (adanmış) olan itikâfta oruç tutulması vâciptir; Mâlikîler müstehap olan itikâfta da orucu şart
koşarlar. Başlanmış nâfile orucun bozulması halinde
kazâ edilmesi de Hanefîler’e göre vaciptir.
Tavsiye edilenler. Farz ve vâcip olmayan, fakat
dinen yapılması tavsiye edilen oruçların hükmü fıkıh
usulü terimiyle menduptur. Fürû-i fıkıh eserlerinde
kendi içinde ayırımlara da tâbi tutularak ve bir kısmı
eş anlamlı olmak üzere sünnet, mesnûn, mendup,
müstehap, nefl, nâfile ve tatavvu‘ gibi terimlerle anılan bu oruçları iki ana gruba ayırmak mümkündür.
a) Fazileti ve sevabı hakkında hadis bulunan
ve belirli zamanlarda tutulması tavsiye edilen oruçlar Bir günü oruçlu bir günü oruçsuz geçirmek
(savm-ı Dâvûd); bazılarıyla ilgili ayrıntılarda mezheplerin farklı değerlendirmeleri bulunmakla birlikte
muharrem ayının dokuz ve onuncu veya on ve on
birinci günlerinde, Zilhicce ayının ilk sekiz gününde
ve hacda olmayanlar için dokuzuncu (arefe) gününde,
şevval ayının altı gününde, tercihen on üç, on dört ve
on beşinci günleri olmak üzere her kamerî ayın üç
gününde, her haftanın pazartesi ve perşembe günlerinde, haram aylar olarak bilinen zilkade, zilhicce,
muharrem ve recep aylarında (Hanefîler’e göre tercihen bu ayların perşembe, cuma ve cumartesi günlerinde) ve şâban ayında oruç tutmak bu grupta yer alır.
b) Sayılanlar dışında -oruç tutmanın mekruh veya
haram olmadığı günlerde- kişinin kendi isteğiyle oruç
tutması tavsiye edilmiş olup bunlara dar anlamıyla
“nâfile oruçlar” denir.
Yasaklanan veya dinen hoş karşılanmayanlar.
Dinen yasaklanan fiiller için cumhur tarafından haram
terimi esas alınırken delilleriyle ilgili değerlendirme
sebebiyle bunların bir kısmı Hanefî mezhebinde tahrîmen mekruh olarak nitelenir. Dinen hoş karşılanmayan ve yapılmaması tavsiye edilenler de cumhur
tarafından mekruh diye anılırken Hanefî mezhebinde
bunlar için tenzîhen mekruh terimi kullanılır (bazı Mâlikî fakihleri de tahrîmen ve tenzîhen mekruh ayırımı
yaparlar). Ramazan bayramının ilk günüyle kurban
bayramının dört gününde oruç tutmak kadınların hayız ve nifas hallerinde oruç tutmaları ve orucun hayatî
tehlikeye yol açacağı durumlarda oruç tutmak dinen
yasaklanmış olup cumhura göre haram, Hanefîler’e
göre tahrîmen mekruhtur. Ramazan ayının başladığına hükmedilemediği halde şâban ayının otuzuncu
gününde (yevm-i şek) kişinin mûtat oruçlarından birini tutmasında dört mezhebe göre sakınca bulunmamakla beraber ramazan orucu veya başka vâcip
bir oruç niyetiyle oruç tutulması Hanefî mezhebine
göre tahrîmen mekruhtur. Bu günde nâfile oruç tutmayı Hanefîler câiz görürken Mâlikî ve Hanbelîler
mekruh, Şâfiîler haram olarak nitelendirir; Şâfiîler’e
göre ramazan orucunun edası dışında farz / vâcip bir
oruç tutmak ise câizdir. Bazı Şâfiî eserlerinde mûtat
oruçlar dışında şâban ayının ikinci yarısında nâfile
oruç tutmanın haram olduğu belirtilir. İki veya daha
fazla günü iftar etmeksizin oruçlu geçirmek (savm-ı
visâl) Mâlikîler’e göre haram, diğer üç mezhebe göre
mekruhtur. Yorgun düşme ihtimali bulunan hacıların
zilhiccenin sekiz ve dokuzuncu günlerinde, özellikle
Arafat’ta vakfe günü olan arefe gününde oruç tutmaları da genellikle mekruh sayılmıştır.
Orucun rüknü “imsak”, yani bu ibadetin vakti
içinde yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmaktır.
Orucun vakti tan yerinin ağarmasıyla güneşin batHiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 32 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
İSLÂM İBÂDET ESASLARI 229
ması arasındaki süredir. Şâfiîler’e ve bazı Mâlikîler’e
göre niyet de orucun rükünlerindendir.
Vücûb Şartları: Müslüman olmak, Bulûğ, Akıl
Edasının Vücûbu Şartları: Sağlıklı olmak, Mukim olmak.
Sıhhat Şartları: Niyet etmek, Hayız ve nifas halinde olmamak.
Mâlikîler dışındaki üç mezhebe göre ramazanın her günü için ayrı niyet gerekir; oruç tutulacak
günden önceki güneş batımından itibaren oruca niyet
edilebilir. Mâlikîler, ramazan ayı başında bütün ramazan ayı için ve peşpeşe tutulması gereken diğer
oruçlar için başlangıçta bir defa niyet edilmesini yeterli görürler. Niyetin ne zamana kadar yapılabileceği
hususunda ana kural bunun imsak vaktinden önce
tamamlanmış olmasıdır.
Şâfiîler ve Hanbelîler, imsak vaktine kadar niyet
etme zorunluluğunun farz / vâcip oruçlar hakkında
olduğu kanaatindedir; nâfile oruçlara Şâfiîler’de istivâ vaktine (gün ortasına) kadar, Hanbelîler’de gün
ortasından sonra da niyet edilebilir. Hanefîler’e göre
bütün oruç çeşitlerinde imsak vakti girerken veya geceden niyet edilmesi daha iyi olmakla birlikte zamanı
belirli oruçlarla (ramazan orucunun edası ve belirli
günde tutulması adanmış oruç) nâfile oruçlara güneşin batmasından itibaren ertesi gün gün ortasına
kadar niyet edilebilir; bu durumda imsak vaktinden
niyetin yapıldığı âna kadar da oruç yasaklarının ihlâl
edilmemiş olması gerekir. Diğer oruçlara ise imsak
vaktine kadar niyet edilmiş olması şarttır.
Ramazan Orucunu Ertelemek veya Bozmak
İçin Geçerli Mazeretler
1. Hastalık
2. Yolculuk
3. Gebelik ve emzirme
4. Yaşlılık
5. Tehdit edilme
6. Hayız ve nifas
Kişi oruçlu olduğunu unutarak yiyip içtiğinde imsak unsuru ortadan kalktığı için orucun bozulduğuna
hükmetmek gerekirse de Hz. Peygamber’in bu durumu
istisna eden hadisi sebebiyle Hanefî, Şâfiî ve Hanbelî
mezheplerinde oruç bozulmamış kabul edilir. Ayrıca
Şâfiî ve Hanbelîler, Resûl-i Ekrem’in bir hadisinde hata,
unutma ve zorlamanın (ikrah) dinen geçerli bir mazeret
ve bunların kişinin iradesi dışındaki durumlar olma özelliğinde birleştiği gerekçesiyle diğer kasıt dışı yeme içme
durumlarını da bu kapsamda mütalaa etmişlerdir.
Kazâ ile Birlikte Kefâret Gerektiren Durumlar
Hanefî Mezhebi; Ramazan orucunun edasına
geceden niyet edildiği halde bilerek, isteyerek ve dinen geçerli bir mazeret bulunmaksızın yenilip içilmesi
mûtat bir gıda maddesini, gıda hükmündeki bir nesneyi (ilâç) veya keyif verici bir maddeyi yeme içmenin tabii yolu olan ağızdan alıp yutmak ve boşalma
olmasa da cinsel temasta bulunmak kazâ ile birlikte
kefâret gerektirir.
Hanefî Mezhebi. Ramazan orucunun edasına
geceden niyet edildiği halde bilerek, isteyerek ve dinen geçerli bir mazeret bulunmaksızın yenilip içilmesi
mûtat bir gıda maddesini, gıda hükmündeki bir nesneyi (ilâç) veya keyif verici bir maddeyi yeme içmenin tabii yolu olan ağızdan alıp yutmak ve boşalma
olmasa da cinsel temasta bulunmak kazâ ile birlikte
kefâret gerektirir.
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek
Kurulu 22 Eylül 2005 tarihli kararında şunların
orucu bozmayacağı kanaatine varmıştır:
Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar; astım hastalarının kullandığı sprey; göz, kulak ve burun
damlası; kulak zarında delik bulunmayanların kulak
yıkatması; dilaltı kullanma; idrar kanalını görüntüleme, idrar kanalına ilâç akıtma; su, yağ vb. gıda özelliği taşıyan başka bir maddenin vücuda girmemesi
kaydıyla endoskopi, kolonoskopi yaptırma; makat
veya kadının üreme organından ultrason çektirme;
lokal anestezi uygulama; makattan ve kadının üreme
organından fitil kullanma; suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen
temizlenmesi kaydıyla lavman yaptırma; hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden hemodiyaliz yaptırma; anjiyo, biyopsi yaptırma; kan verme; merhem
sürme, vücuda ilâçlı bant yapıştırma. Kurul aynı kararında şunların orucu bozacağını belirtmiştir: Gıda
ve keyif verici enjeksiyon yaptırma; hastaya serum
veya kan verilmesi; gıda içerikli sıvıların bağırsaklara
verilmesi veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde lavman yaptırma; su, yağ vb. gıda özelliği taşıyan başka bir maddenin vücuda girmesi durumunda
endoskopi, kolonoskopi yaptırma; bölgesel ve genel
anestezi; kulak zarı delik olup orucu bozacak kadar
su mideye ulaşacak şekilde kulak yıkatma; periton diyaliz ve damara serum verilerek yapılan hemodiyaliz.
İslâm Konferansı Teşkilâtı’na bağlı İslâm Fıkıh Akademisi X. Dönem Toplantısı’nda (Cidde, 28 Haziran
– 03 Temmuz 1997) bu hususların birçoğu hakkında
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 33 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
230 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
benzer sonuçlara ulaşılmış, boğaza ulaşan maddelerin yutulmasından sakınıldığı takdirde şunların orucu
bozmayacağı belirtilmiştir: Göz damlası, kulak damlası, kulağın yıkanması, burun damlası, burun spreyi,
göğüs sıkışması gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanılan dil altı hapları, dolgu yaptırmak, diş çektirmek,
gargara yapmak, ağızda lokal tedavi için kullanılan
sprey.
ZEKÂT
Zekât hakikaten ve hükmen çoğalma kabiliyeti olan, sahibi tarafından meşrû yollardan kazanılan
mallardan alınan ve lâyık olanlara bir yardım anlamı
taşıyan farz ibadettir.
Toprak ürünlerinden alınan zekât nisbetini ifade
eden uşr/öşür, kelimesi de ziraî mahsullerden tahsil
edilen zekâtın özel adı olmuştur.
Kur’an’da zekât kelimesi otuz âyette mârife olarak geçer ve bunların yirmi yedisinde namazla birlikte
zikredilir. Kur’an’da zekât kelimesi otuz âyette mârife
olarak geçer ve bunların yirmi yedisinde namazla birlikte zikredilir.
Zekâtın vücûb sebebi (farz-vâcip ayırımı yapan
Hanefîler’e göre farz oluş sebebi) artıcı vasıfta nisab miktarı bir mala mâlik olmak, rüknü ise farz olan
miktardaki payı malından çıkarıp hak sahibine temlik
etmektir. Bunun için gerek mükellef gerek malla ilgili
şartlar gerekse zekâtın dağıtımıyla ilgili belli kurallar
söz konusudur.
a) Zekâtın Mükellef Açısından Vücûb Şartları
1. Hür Olmak
2. Müslüman Olmak
3. Âkıl Bâliğ Olmak
Toprak mahsullerinde zekât (öşür) malda, diğerlerinde zimmette tahakkuk ettiğinden İslâm âlimleri çocuklara ve akıl hastalarına ait toprak mahsullerinden
zekât alınacağına dair görüş birliğine varmışlardır.
b) Zekâtın Mal Açısından Vücûb Şartları.
1. Tam Mülkiyet
Burada tam mülk veya tam mülkiyetle kastedilen, o malın hem aynının hem de menfaatlerinin sahibinin tasarruf yetkisi ve gücü altında bulunmasıdır.
Yani mal hem mükellefin tasarrufu altında bulunacak,
hem de ona başkalarının hakkı taalluk etmeyecek ve
o maldan hâsıl olan fayda mükellefe ait olacaktır. Bu
şartın sonucu olarak kamuya ait mallar, kamu yararı
ve hayır işlerine vakfedilen mallarla hırsızlık, rüşvet,
faiz ve ihtikâr gibi İslâm’ın haram saydığı yollardan
kazanılan mallar zekâta tâbi değildir. Çünkü haram
mal onu elinde bulunduranın mülkü kabul edilmez ve
o malda tasarrufu önlenir. Zekât vermek de bir nevi
tasarruftur.
Ebû Hanîfe’ye göre ise alacaklar üç nevidir.
a) Kuvvetli alacak: Borç verilen para, satılan
ticaret mallarının malî bedeli gibi. Bu nevi alacakta
zekât tahakkuk eder, fakat mükellef alacağından en
az 40 dirhem (nisab miktarının beşte biri kadar miktar) tahsil etmedikçe zekât borcunu ödemek zorunda
değildir.
b) Orta kuvvette alacak: Ev kirası gibi zekâta
tâbi olmayan bir mal sebebiyle doğan bir alacakta geçen yılların zekât borcu tahakkuk eder; ancak zekât
borcunun ödenmesi için alacaktan en az 200 dirhem
veya karşılığı miktarın tahsil edilmesi gerekir. Bu iki
nevi alacağın zekâtı da geçen yılların zekât borçları
hesap edilerek ödenir.
c) Zayıf alacak: Mal bedeli olmayan mehir, diyet
gibi alacaklar zekâta tâbi değildir. Tahsil edildikten
sonra diğer şartların tahakkuku halinde zekâta tâbi
olur. İmam Mâlik’e göre alacak hangi neviden olursa olsun elde edilince sadece bir yıllık zekâtı gerekir.
İslâm Fıkıh Akademisi’nin bu konudaki kararı da (22-
28 Aralık 1985) ödenmesi ihtimali kesin ve kuvvetli
alacakların her yıl, borçlunun malî sıkıntıda olduğu ve
geciktirilen alacakların ise elde edildikten bir yıl sonra
zekâtının verilmesi gerektiği yönündedir.
2. Nemâ. Sözlükte “artmak, çoğalmak, gelişmek”
anlamındaki nemâ terim olarak hakiki ve takdirî olmak
üzere ikiye ayrılır. Hakiki nemâ malın gerçek anlamda
artışını ifade eder ve toprak ürünleri, ticaret malları,
hayvanlarla define ve madenler bu grupta mütalaa
edilir. Takdirî (hükmî) nemâ ise bir malın potansiyel
olarak artma, arttırılma ve çoğalma özelliğine sahip
bulunması sebebiyle fiilen artış gerçekleşmese bile
artıcı (nâmî) nitelikte sayılmasıdır. Altın, gümüş ve
para böyledir. Hz. Peygamber ve Hulefâ-yi Râşidîn
döneminde bu vasıflara sahip olmayan mallardan
zekât alınmamıştır.
3. Havâic-i Asliyye. Zekâta tâbi mallarda aranan şartlardan biri de o malın kişinin aslî ihtiyaçlarını
karşılayacak miktardan fazla olmasıdır.
4. Nisab. Artıcı özellikte ve aslî ihtiyaç dışı mallar
ancak muayyen bir miktara ulaştığında zekâta tâbi
olur. Hz. Peygamber ve sahâbe dönemi uygulamalarından hareketle klasik fıkıh doktrininde ayrıntıdaki farklılıklar bir tarafa, bir kimsenin zekât mükellefi
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 34 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
İSLÂM İBÂDET ESASLARI 231
sayılması için belirlenen zenginlik sınırının (nisâb-ı
gınâ) 200 dirhem (595 gr.) gümüş, 20 miskal (85 gr.)
altın, 40 koyun, 5 deve ve 30 sığır olduğu genel kabul
görmüş, diğer mallarda nisabın da altın ve gümüş nisabına göre takdir edileceği ifade edilmiştir.
5. Havelânü’l-havl. Bir malın zekâta tâbi olması için üzerinden bir kamerî yılın geçmesine (havelânü’l-havl) dair Hz. Peygamber’den sözlü ve amelî rivayetler bulunmakla birlikte bunun hangi nevi mallarda
nasıl uygulanacağı fakihler arasında tartışmalıdır. Fakihlerin çoğunluğu altın ve gümüş, ticaret malları ve
hayvanlarda havelânü’l-havli şart koşar. Ancak yılbaşında ticaret malı ve para varlığı nisab miktarına ulaşan mükellefin yıl ortasında elde ettiği mal ve paranın
da üzerinden bir yıl geçmesi gerekmez. Toprak mahsullerinin zekâtı hasat mevsiminde ödeneceğinden
onlarda havelânü’l-havl şartı bahis konusu değildir.
Madenlerin zekâtı da elde edildikleri zaman ödenir.
6. Borç Karşılığı Olmama. Bir malın zekâta tâbi
olması için aranan tam mülk ve aslî ihtiyaçlardan fazla olma şartlarının tabii sonucu olarak elde mevcut bir
malın ödenecek bir borcun karşılığı olmaması gerekir. Fakihlerin çoğunluğu, borcun “el-emvâlü’l-bâtına”
denilen altın ve gümüşle ticaret mallarının zekâtında etkili olacağı, “el-emvâlü’z-zâhire” denilen toprak
mahsulleri, hayvanlar ve madenlerde ise etkili olmadığı görüşündedir.
c) Zekâtın Sıhhat Şartları. Verilen bir zekâtın
dinen geçerli (sahih) olması için niyet ve ehline temlik şartları aranır. Zekâtın bir yönüyle ibadet, diğer
yönüyle fakirin hakkı olduğunu dikkate alan fakihler
-başka ibadetlerde olduğu gibi- zekâtın eda edilmesinde de mükellefin zekât verme niyetinin şart olduğunda görüş birliği içindedir. Baskın görüş niyetin
zekât borcunu hesaplama anında yapılabileceğidir.
İkinci sıhhat şartı zekâtı hak sahibi belli zümrelerin
mülkiyetine geçirmektir. Temlik şartının sonucu olarak fıkıhta yerleşik görüşe göre neticede bir hayır ve
sâlih amel de olsa cami, yol, köprü, çeşme yapımı
gibi hayrî hizmetlere zekât niyetiyle mal ve para verildiğinde ehline temlik şartı gerçekleşmediğinden
mükellefin zekât borcu düşmez. Ölülere kefen alma,
ölenin borcunu ödeme, hayrî vakıflara yardım gibi
yollarla da zekât borcu ödenmiş olmaz. Zekât niyetiyle gıda maddelerinin fakirlere verilmesinde temlik
şartı gerçekleşir; ancak fakirin karnını doyurmada
veya fakir borçludan alacağı zekâta mahsup etmede
temlik şartının gerçekleşip gerçekleşmediği fakihler
arasında tartışmalıdır.
Hz. Peygamber’den gelen rivayetlerde develerin
zekât nisbetleri şöyledir: 5-9 arasında bir koyun,
10-14 arası iki koyun, 15-19 arası üç koyun, 20-24
arası dört koyun, 25-35 arası iki yaşında bir dişi
deve, 36-45 arası üç yaşında bir dişi deve, 46-60
arası dört yaşında bir dişi deve, 61-75 arası beş yaşında bir dişi deve, 76-90 arası üç yaşında iki dişi
deve, 91-120 arasında beş yaşında iki dişi deve.
1’den 120’ye kadar olan develerin ödenecek zekât
miktarlarında fakihler görüş birliği içindedir.
40-120 arası koyuna bir koyun, 121-200 arası
iki koyun, 200-399 arası üç koyun, 400-500 arası
dört koyun, bundan sonra her 100 koyunda bir koyun
zekât olarak verilir.
Sığır cinsinden her otuz sığırda bir adet “tebi/
tebia” (bir yaşını doldurmuş, iki yaşına basmış dana/
düve), her kırk sığırda bir “müsinne” (iki yaşını doldurup üçüne basan dişi sığır) zekât tahsil edileceğinde
görüş birliğine varmışlardır.
Fakihlerin çoğunluğu, Resûl-i Ekrem’in atların
zekâttan istisna edildiğini bildiren hadislerini esas
alıp bütün atların zekâttan istisna edildiği görüşünü
benimserken Ebû Hanîfe ve Züfer’e göre nesli elde
edilip ileride satılmak maksadıyla erkeği dişisi karışık bir halde yaşayan, yılın çoğunu otlaklarda geçiren
atlar ya at başı 1 dinar veya paraya göre kıymetlendirilerek bu değer üzerinden 1/40 nisbetinde zekâta
tâbidir.
Yer altından çıkarılan madenler üç kısımdır.
1. Katı olup eritilebilen ve dökümü yapılabilen
madenler: Altın, gümüş, demir, bakır gibi.
2. Eritilmeye uygun olmayan katı madenler: Mermer, kireç taşı, kömür gibi.
3. Sıvı olup katılaşmayan madenler: Cıva ve petrol gibi. Hanefî fakihlerine göre katı olup eritilebilen
ve dökümü yapılabilen altın, gümüş, demir, bakır gibi
madenler zekâta tâbidir. Eritilmeye uygun olmayan
yakut, zümrüt, mermer, kireç taşı gibi madenlerle sıvı olup katılaşmayan cıva, petrol gibi madenler
ise zekâta tâbi değildir. Şâfiî’ye göre sadece altın ve
gümüş zekâta tâbi olup bunların dışında kalan bütün
madenler zekâttan istisna edilmiştir. Mâlik b. Enes’in
de yalnız altın ve gümüş madenlerini zekâta tâbi kabul ettiği anlaşılmaktadır. Mâlikî mezhebinde genellikle madenlerin her çeşidini devlete ait kabul eden
görüş hâkimdir.
Rikâz eski devirlerde yer altına gömülen veya
herhangi bir sebeple yer altında kalan altın, gümüş
ve kıymetli eşyayı ifade ettiğinden mevât topraklarHiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 35 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
232 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
da veya sahipsiz arazide bulunmuşsa 1/5 nisbetinde vergiye tâbi tutulur, kalan 4/5’i bulana aittir. Mülk
arazide bulunmuşsa vergiye tâbi değildir ve bulunan eşya mülk sahibinindir. Vergi konusu olabilmesi
için üzerinden bir yıl geçmesi gerekmez, ayrıca Ebû
Hanîfe’ye ve talebelerine göre nisab da şart değildir.
Diğer üç mezhep imamına göre ise nisab şarttır. Bulunan eşyanın İslâm dönemine ait olduğuna dair bir
alâmet varsa o takdirde “lukata” hükümleri uygulanır;
bir yıl müddetle ilân edilir, sahibi çıkmazsa beytülmâle verilir. Denizden elde edilen inci, mercan, amber
gibi eşyayı fakihlerin büyük çoğunluğu zekâta tâbi
saymazken Ebû Yûsuf bunları rikâz hükmünde görür
ve 1/5 nisbetinde zekâta tâbi olduğunu söyler.
Günümüzde fabrika, atölye gibi büyük iş yerlerinin hangi usulde zekâta tâbi olacağında İslâm âlimleri iki ana görüş etrafında toplanmıştır. Birinci görüşe göre bunların sâfi gelirlerinden % 5, gayri sâfi
gelirlerinden % 10 oranında zekât alınır. İkinci görüşe
göre ise sermaye + gelirinden % 2,5 nisbetinde zekât
tahsil edilir. Burada birinci görüşü savunanlar, zekât
oranlarının da -nasıl arazinin sulama tekniğine göre
mahsulünden % 10 veya % 5 zekât alınıyorsa- sanayi
kuruluşlarının fizikî değerlerinden değil sâfi yıllık gelirlerinden % 5, gayri sâfi gelirlerinden % 10 oranında
zekât alınması gerektiğini söylemişlerdir.
Güçlü görüş de sanayi sektöründeki üretim makinelerinin ve diğer (duran) sermayenin dışında -her
türlü giderlerin maliyet hesapları yapılarak borçlar çıkarıldıktan sonra- alacaklar dahil sermayenin ve kârın % 2,5 oranında zekâtının verilmesidir.
Hukuken kıymetli evrak hükmünde olup tahvil
gibi borcu değil ortaklık ve mülkiyeti temsil eden hisse senetlerinin zekâtı güncel bir tartışma konusudur.
Bu konuda İslâm Fıkıh Akademisi’nin 6-11 Şubat
1988 tarihli toplantısındaki kararına göre hisselerin
zekâtını vermek sahiplerine düşer. Hissedar, ticaret
maksadıyla hisse edinmişse bunların zekâtını ticaret
mallarının zekâtı gibi verir. Bir yıl geçtiğinde hisseler
mülkiyetinde bulunuyorsa piyasa değeri üzerinden, piyasanın bulunmaması durumunda ise bilirkişinin takdir
edeceği değer üzerinden % 2,5 oranında zekât verir.
Ayrıca elde edilmişse hisselere ait kârın da bu oranda
zekâtını verir. Hissedar yıl içinde hisselerini satmışsa
bunların bedelini diğer mallarına ilâve eder ve senesi
dolduğunda birlikte zekâtlarını öder. Alıcı da satın aldığı hisselerin zekâtını yukarıda belirtildiği şekilde verir.
Günümüzde artık temel ihtiyacın dışında gelir
elde etmek için edinilen büyük binalarla kâr amacıyla
işletilen nakil vasıtalarında zekâtın vücûb sebebi olan
artıcılık vasfı tahakkuk ettiğinden bunların zekâta tâbi
olacağında tartışma yoktur. İslâm Fıkıh Akademisi’nin
22-28 Aralık 1985 tarihleri arasında Cidde’de gerçekleştirdiği ikinci dönem toplantısında kiraya verilmiş
tarımsal olmayan arazi ve taşınmazların zekâtı konusu ele alınmış ve bunların mülk değerleri üzerinden
zekât verilmeyeceği, gelirin elde edilmesinden itibaren bir yıl geçince zekâtın diğer şartları da gerçekleşmişse ve zekâta bir engel yoksa 1/40 oranında zekât
verilmesi gerekeceği kararı benimsenmiştir.
Günümüzde memur maaşları, işçi ücretleri,
doktor, mühendis, avukat, terzi, berber gibi serbest
meslek sahiplerinin kazançlarının zekâtını tartışan
İslâm âlimlerinin görüşleri, bu gelirler nisaba ulaşır
ve üzerinden bir yıl geçerse % 2,5 oranında zekâtı
verilir ya da maaş, ücret ve serbest meslek gelirleri mâl-ı müstefâd gibidir, üzerinden yıl geçmeden
zekâtların ödenmesi gerekir şeklinde iki ayrı noktada
toplanmıştır. Ancak mâl-ı müstefâdın yani miras, bağış, mükâfat gibi gelirlerin kazanıldığı anda zekâtının
ödenmesine dair sahih bir haber bulunmadığından
maaş, ücret, serbest meslek kazançları gibi gelirler
üzerlerinden bir yıl geçince ihtiyaçlar giderilip borçlar
düşürüldükten sonra kalanı gelir nisabı dolduruyorsa
% 2,5 nisbetinde zekâta tâbi olması görüşü daha ağır
basmaktadır.
Zekât, Tevbe sûresinin 60. âyetinde*
gösterilen sekiz sınıfa verilir. Bu konuda ihtilâf yoksa da
zekâtın bu sekiz sınıfa aynı oranda ve eşit olarak mı
verileceği, bunlardan birine ödenmesinin yeterli olup
olmayacağı hususu fakihler arasında tartışmalıdır.
Hanefî ve Mâlikî fakihlerine, bir görüşünde Ahmed b.
Hanbel’e göre zekât mükellefi zekâtını bunların her
birine verebileceği gibi sadece bir sınıfa da verebilir. Şâfiîler’e göre zekât, sahibi veya vekili tarafından
dağıtılıyorsa zekât işinde çalışanlar (âmiller) dışında
yedi sınıftan bulunabilenlere eşit olarak dağıtılmalı
ve her sınıftan en az üç kişiye verilmelidir. Ahmed b.
Hanbel bir görüşünde Şâfiîler’i desteklemektedir. 9
(631) yılında inen Tevbe sûresinin 60. âyetinde, “Sadakalar (zekâtlar) Allah’tan bir farz olarak fakirlere,
miskinlere, zekât işinde çalışanlara, kalpleri İslâm’a
ısındırılacak kişilere, kölelere, borçlulara, Allah yolunda olanlara ve yolda kalmışlara aittir” buyurularak
zekâtın verileceği sekiz sınıf ayrı ayrı sayılmıştır.
ِف *
َ
ْ و
ُم
ه
ُ
ُوبـ
ل
ُ
ِ قـ
َة
لَّف
َ
ُؤ
ْم
ال
َ
ا و
َ
ه
ْ
َيـ
ل
َ
لني ع
َ ِ
َام
ْع
ال
َ
َ ِ اكني و
َس
ْم
ال
َ
ِ و
َاء
َر
ُق
ْلف
ِ
ات ل
ُ َ
َق
الصد
َا َّ
َّن
ِ
ا
ٌ
َكيم
ٌ ح
َليم
ُع
ٰ
ّ
َالل
ِٰو
ّ
َ الل
ِن
ً م
ريضة
َ َ
الس ِ بيل ف
ِن َّ
ْ
اب
َ
ِٰو
ّ
َ ِ بيل الل
َىف س
مني و
َ ِار َ
ْغ
ال
َ
َ ِ ابو
ِق
ّ
الر
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 36 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
İSLÂM İBÂDET ESASLARI 233
Bir kimse zekâtını usul ve fürûuna, yani annesine, babasına, dedelerine, çocuklarına, torunlarına
veremez; aynı şekilde hanımına da zekât veremez.
Ebû Hanîfe’ye göre kadın da zekâtını fakir kocasına
veremez. Hanefîler’e göre bunların dışındaki kardeş,
amca, teyze, dayı, hala ve onların çocukları gibi akrabaya zekât verilebilir.
Altın, gümüş, para, ticaret malları ve hayvanlarda zekât bir kamerî yılın tamamlanması ile farz olur
ve bu mallardan zekât senede bir defa ödenir. Toprak
ürünlerinden her mahsulde ödenir. Madenler de böyle olup nisab miktarı madenin elde edilmesiyle zekât
farz olur; diğer üç mezhepten farklı olarak Hanefîler
nisab aramaz, şartları gerçekleştiğinde malın zekâtının geciktirilmeden verilmesi gerekir. Çünkü malda
gerçekleşen zekât ihtiyaç sahibinin hakkı olduğundan kul hakkı kapsamına girmektedir. Cumhurun görüşü ve Hanefîler’de müftâ bih görüş böyledir.
Fakihlerin çoğunluğu vücûb sebebi olan nisab
bulunduğu takdirde kişinin zekâtını vaktinden önce
verebileceğini söylemiştir. İmam Mâlik ve Zâhirîler
ise namazda olduğu gibi vaktin girmesini, yani bir yılın dolmasını gerekli görürler. Bir malda zekât borcu
doğduktan sonra bu borç ödenmeden o mal gasbedilse veya çalınsa çoğunluğa göre zekât borcu düşmez,
Hanefîler’e göre ise düşer. Yine Hanefîler’e göre mükellefin ölmesiyle de zekât borcu düşer. Ancak ölen
kişi bu yönde vasiyet etmişse malının üçte birinden
ödenir, vasiyeti yoksa mal vârislere intikal eder ve onların bu zekât borcunu ödemeleri gerekmez. Cumhura göre ise zekât borcu mükellefin ölümüyle ortadan
kalkmaz; vasiyet etmemişse terekesinden ödenir. Bu
görüş ayrılığı da yine zekâtta ibadet cihetinin mi, ilgilinin hakkının mı öncelik taşıdığına dair farklı değerlendirmelerden kaynaklanmaktadır.
HAC
İmkânı olan her müslümanın belirlenmiş zaman
içinde Kâbe’yi, Arafat, Müzdelife ve Mina’yı ziyaret
etmek ve belli bazı dinî, görevleri yerine getirmek
suretiyle yaptığı ibadeti ifade eder. Bu ibadeti yerine
getirenlere Arapça’da hâc (çoğulu huccâc), Türkçe’de
hacı denir.
Hac hicretin 9. yılda farz kılındığı görüşü en kuvvetli görüştür.
Hac eda edilişi bakımından ifrad, temettu‘ ve
kırân şeklinde üçe ayrılır. İfrad haccı, umre yapmaksızın sadece hac menâsikini yerine getirmek suretiyle
ifa edilir. Temettu‘ haccında umre yapıldıktan sonra
ihramdan çıkılır, ardından aynı dönemde tekrar hac
için ihrama girilerek hac menâsiki eda edilir. Kırân
haccında ise ihrama girerken hem umreye hem de
hacca niyet edilir ve aynı ihramla her iki ibadet yerine
getirilir. Bunların fazilet bakımından sıralanışı Hanefîler’e göre kırîn, temettu‘, ifrad; Mâlikîler’e göre ifrad,
kırân, temettu‘; Şâfiîler’e göre -aynı yıl haccın arkasından umre yapmak şartıyla- ifrad, temettu‘, kırân;
Hanbelîler’e göre ise temettu‘, ifrad, kırân şeklindedir.
Bir kimseye haccın farz olması için onun müslüman, âkil, baliğ ve hür olması, ayrıca hac görevini
yapma imkânına sahip bulunması gerekir. Bu son
şart, hac yolculuğuna çıkacak kişinin gidip dönünceye kadar, hem kendisinin hem de bakmakla yükümlü olduğu kimselerin sosyal seviyelerine uygun
biçimde geçimlerini sağlayacak malî güce ve hac
için yeterli zamana sahip olması anlamına gelmektedir. Hanefî, Şâfiî ve Hanbelî fakihleri, Mekke civarında yaşayan müslümanların ulaşım masrafları
göz önünde bulundurulmaksızın hac yükümlülüğü
taşıdıklarını söylerler. Mâlikîler ise fazla zorluk
çekmeden yürüyerek hacca gidebilecek kimseleri,
dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar hac mükellefi kabul ederler. Ancak bu görüşün, seyahatlerin çok defa yürüyerek yapıldığı bir döneme ait
olduğunu belirtmek gerekir.
Haccın edasının, yani bizzat mükellef tarafından
ifa edilmesinin farz olması için fıkıh kitaplarında şu
şartlar öngörülmüştür:
1. Sağlıklı olmak
2. Yol güvenliğinin bulunması
3. Haccın yerine getirilmesinde ârızî bir engelinin
bulunmaması. Hacca gitmek isteyenin, hac mevsiminde tutuklu olması veya yönetimin haccı yasaklaması gibi.
4. Seferîlik hükümlerinin uygulandığı bir mesafeyi katedecek kadınların yanlarında kocalarının veya
mahremlerinden bir erkeğin bulunması. Hanefî mezhebine göre bu imkâna sahip olmayan kadınların hac
yolculuğuna çıkmaları câiz değildir. Şâfiî fakihleri, bu
konuda yol güvenliğini esas aldıklarından kadınların
kendi aralarında bunu sağlayacak şekilde bir grup
oluşturmalarını yeterli görürler.
Haccın dinen sahih olabilmesi için şu dört şartın gerçekleşmesi icap eder:
1. Müslüman ve akıllı olma
2. Hac yapmak niyetiyle ihrama girmek
3. Haccın farzlarını özel vakitlerinde yerine getirmek; yani ihrama girme, vakfede bulunma ve ziyaret
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 37 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
234 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
tavafı gibi hac menâsikinin her birini kendi hususi zamanında yapmak.
4. Haccın farzlarını belirlenmiş mekânlarda (vakfeyi Arafat sınırları içerisinde, tavafı Kâbe’nin etrafında) yapmak.
Hanefîler’e göre haccın ihram, Arafat vakfesi ve
ziyaret tavafı olmak üzere üç farzı vardır.
Hanefî mezhebine göre haccın vaciplerinden
bazıları şunlardır:
1. Mekke’ye geliş istikametlerine göre belirlenen
yerlerde (mîkāt) veya buralara gelmeden önce ihrama girmek.
2. Safa ile Merve arasında sa‘y etmek. 3.Arafat’tan Müzdelife’ye hac emîrinden sonra hareket
etmek.
4. Müzdelife’de vakfede bulunmak.
5. Arefe günü akşam ve yatsı namazlarını Müzdelife’de yatsı namazının vaktinde cemederek kılmak.
6. Cemrelere taş atmak (şeytan taşlamak).
7. İhramdan çıkmak için saçları tıraş etmek veya
kısaltmak. 8. Mekkeli olmayan veya Mekkeli hükmünde sayılmayanların vedâ tavafı yapmaları.
Haccın aslî sünnetleri şunlardır:
1. Kudûm tavafı. Mekke dışından gelenlerin zaman geçirmeden Kâbe’yi tavaf etmeleri Hanefî, Şâfiî
ve Hanbelî mezheplerine göre sünnettir. Mâlikîler ise
bu tavafı vâcip kabul ederler.
2. Hac hutbeleri. Hac ibadeti esnasında hacılara
yapacakları ibadetler hakkında bilgi vermek amacıyla
hutbe okunur. Zilhicce ayının yedinci günü Mekke’de
Harem-i şerifte okunan ilk hutbede haccın hükümleri
hakkında, arefe günü Arafat’ta Nemîre Mescidi’nde
ikindi ile cemedilerek kılınan öğle namazından önce
cuma hutbesinde olduğu gibi iki bölüm halinde okunan ikinci hutbede bilhassa Arafat vakfesi ve onu takip eden menâsik hakkında, Hanefîler’e göre kurban
bayramının ikinci günü, Şâfiî ve Hanbelîler’e göre ise
birinci günü öğle namazından sonra Mina’da okunan
üçüncü hutbede hacılara, cemrelere taş atma ve Mina’da geceleme hakkında bilgi verilir. Şâfiî ve Hanbelîler’e göre müstehap olan dördüncü hutbe bayramın üçüncü günü Mina’da öğle namazının ardından
okunur; bu hutbe hacıların bundan sonra yapacakları
ibadetlere dairdir.
3. Arefeden bir gün önce, sabah namazından
sonra Mina’ya gitmek ve geceyi orada geçirip arefe
günü sabah namazı ile birlikte Mina’da beş vakit namaz kılmak. Bunun sünnet olduğunda bütün mezhepler görüş birliği içindedir.
4. Bayram gecesini Müzdelife’de geçirmek.
5. Bayram günlerinin gecelerini Mina’da geçirmek. Hanefîler’e göre sünnet olan bu husus diğer üç
mezhebe göre vâciptir ve mazeretsiz terkedilmesi halinde fidye ödenmesi gerekir
6. Tahsîb. Hac menâsikinin eda edildiği son durak olan Mina’dan Mekke’ye dönüşte Muhassab (Ebtah) denilen vadide bir müddet dinlenerek öğle, ikindi,
akşam ve yatsı namazlarını kılmak Hanefîler’e göre
sünnet, diğer mezheplere göre müstehaptır.
(اإلحصار) İhsâr
Fevât Fevât, haccetmek üzere ihrama giren kişinin Arafat vakfesine yetişememesi, vakfe süresi
içinde bir an olsun Arafat’ta bulunamamasıdır. İster
mazeret sebebiyle ister mazeretsiz, vakfe süresi içinde (arefe günü zeval vaktinden, bayram sabahı tan
yeri ağarmaya başlayıncaya kadar), kısa da olsa bir
an Arafat’ta bulunamayan kişi, o yılki hacca yetişememiş, haccı kaçırmış (fevt etmiş) olur. Bu duruma
düşen bir kimse;
a) İfrad haccı yapmak üzere ihrama girmişse,
umre yaparak ihramdan çıkar. Daha sonraki yıllarda
haccını kazâ eder.
b) Temettu‘ haccı yapmak üzere önce umre yapıp, sonra hac için ihrama girmişse, vakfeye yetişemediği için temettu‘ bozulur; şükür kurbanı gerekmez. Bir umre daha yaparak ihramdan çıkar. Daha
sonraki yıllarda
c) Kırân haccı için ihrama girmiş ve vakfenin
fevtinden önce umrenin tavaf ve sa‘yini yapmışsa,
temettu‘ haccında olduğu gibi, ikinci bir umre daha
yaparak ihramdan çıkar. Şayet umre tavafını ve sa‘yini yapmamışsa, önce umre ihramından çıkmak için
tavaf ve sa‘y yapar; sonra hac ihramı için ikinci defa
tavaf ve sa‘y eder ve tıraş olup ihramdan çıkar. Daha
sonraki yıllarda sadece bir hac kazâ eder. Sadece bir
hac kazâ etmesi gerekir.
UMRE (العمرة (İhramlı olarak Kâbe’yi tavaf edip
Safâ ile Merve arasında sa‘y yapmak suretiyle eda
edilen ibadet.
Hanefîler’in çoğunluğuna ve Mâlikîler’e göre
kişinin hayatında bir defa umre yapması müekked
sünnettir. Bazı Hanefîler’e göre ise umre vitir namazı ve kurban gibi vâciptir. Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde tercih edilen görüşe göre hayatta bir defa umre
yapmak farzdır. Mekke halkının devamlı yaptığı tavaf
umrenin en önemli rüknü sayıldığından Hanbelîler’in
bir kısmı onların umre yapmasını farz görmemiştir.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 38 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
İSLÂM İBÂDET ESASLARI 235
Hanefîler’e göre umrenin rüknü tavaf, şartı ihram, diğer üç mezhebe göre ise rükünleri ihram,
tavaf ve sa‘ydır. Şâfiîler ayrıca tıraş olmayı ve rükünler arasında sıraya uymayı da (muvâlât) rükün
saymıştır. Hanefîler’e ve Hanbelî mezhebinde bir görüşe göre sa‘y rükün değil vâciptir. Tavaf ile sa‘y arasında tertibi gözetmek önce tavaf, sonra sa‘y yapmak
Hanefîler’e göre umrenin geçerliliği için şarttır.
Ebû Hanîfe’ye ve Muhammed’e göre telbiyenin
ihrama girerken yapılması şarttır. Mâlikîler’den
İbn Habîb’e göre de telbiye şart olup telbiyesiz veya
telbiyeye benzer bir zikir yapılmadan ihram sahih kabul edilmez. Çoğunluğa göre ise telbiye şart değildir.
Mâlikîler telbiyeyi vâcip, ihrama girerken söylenmesini sünnet, Şâfiî ve Hanbelîler her hâlükârda sünnet
görmüşlerdir. İhrama mîkātta girmek ve ihram yasaklarından sakınmak vaciptir.
Tavaf: Umrenin rükünlerindendir. Çoğunluğa
göre yedi şavt farz iken Hanefîler’e göre dört şavt
farz, üç şavt vâciptir. Tavafın hicr-i İsmâîl’in dışından
sağdan sola doğru yapılması, hadesten ve necâsetten taharet, avret yerlerinin örtülmesi çoğunluğa göre
tavafın şartlarından, Hanefîler’e göre vâciplerindendir. Mâlikî ve Hanbelîler şavtların peş peşe yapılmasını şart, Hanefî ve Şâfiîler sünnet saymıştır. Gücü
yetenin yürüyerek tavaf yapması ve tavaftan sonra iki
rek‘at namaz kılması çoğunluğa göre vâcip, Şâfiîler’e
göre sünnettir.
Sa’y: Umrede sa‘y Mâlikî ve Şâfiîler’e, Ahmed
b. Hanbel’den gelen bir rivayete göre rükün, Hanefîler’e ve Hanbelî mezhebinde bir görüşe göre vâciptir.
Hac sa‘yinin hükümleri umre sa‘yında da geçerlidir.
Sa‘yin tavaftan sonra yapılması ve sa‘ye Safâ tepesinden başlanması şarttır; Merve tepesinden başlandığı takdirde şavt geçersizdir. Hanefîler’e göre sa‘yin
dört şavtının terki ceza kurbanı, üç ve üçten az şavtın
terki sadaka vermeyi gerektirir. Umrede gücü yetenin
yürüyerek sa‘y yapması Hanefî ve Mâlikîler’e göre
vâcip, Şâfiî ve Hanbelîler’e göre sünnettir. Sa‘yin
şavtlarını peş peşe eda etmek çoğunluğa göre sünnet, Mâlikîler’e göre sa’yin sıhhat şartıdır. Sa‘ye niyet
ve yeşil direkler arasında erkeklerin kısa adımlarla
koşması da (hervele) sünnettir.
Tıraş Olmak: Şâfiî mezhebinde tercih edilen görüşe göre rükün, çoğunluğa göre ise vâciptir. Hanefîler’e
göre saçın en az dörtte biri kısaltılmalı, Şâfiîler’e göre en
az üç kıl kesilmeli, Mâlikî ve Hanbelîler’e göre saçın her
tarafından bir miktar alınmalıdır. Saçın tamamının tıraş
edilmesi daha aziletlidir; ancak temettu‘ haccı yapanlar
haccın sonunda ihramdan çıkarken de tıraş olabilmek
için saçının bir kısmını bırakmalıdır. Kadının saçını biraz kısaltması sünnettir; saçın tamamını kestirmesi
yaratılışı bozmak sayılmış ve mekruh görülmüştür. İhram, tavaf, sa‘y ve tıraş gibi hacla umre arasındaki ortak
fiillerde sünnetler aynıdır. Umrede nâfile hedy kurbanı
kesilebilir. Hz. Peygamber, Hudeybiye seferinde umreye
niyetlenmiş ve yanına hedy kurbanı almıştır.
(قرابن) KURBAN
Kendisiyle Allah’a yaklaşılan şeyi, özel olarak da
Allah’a yakınlık sağlamak, yani ibadet (kurbet) amacıyla belli vakitte belirli cinsten hayvanları kesmeyi ve
bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder.
Fıkıh literatüründe de udhiyye (dahiyye), kurban
bayramı kastedilerek “belli vakitte belli hayvanların
şer‘an belirlenmiş usulde Allah için kesilmesi” şeklinde tanımlanır Bu kurbandan ayrı olarak yine ibadet
niyetiyle kesilen ve literatürde çok defa özel isimlerle
anılan başka kurban çeşitleri de vardır. Bunun başında adak (nezr) kurbanı gelir.
Etinden yararlanma şartları yönüyle adak kurbanı, böyle bir adak olmaksızın kesilen ve genel olarak
“tatavvu kurbanı” olarak adlandırılan diğer kurbanlardan farklılık gösterir. Çocuğun doğumunun ilk günlerinde Allah’a bir şükran nişanesi olarak kesilen akîka
kurbanı, ölen kimse adına kesilen ve halk arasında
“kabir kurbanı” olarak da bilinen kurban, kıran ve temettu‘ haccı yapanların kestikleri şükür kurbanı, hac
ve umrede vâcibin terki veya ihram yasağının ihlâli
halinde gereken ceza ve kefâret kurbanı da temelde
ibadet amaçlı hayvan kesimleridir.
Dinen aranan şartları taşıyan kimselerin kurban
kesmesi Hanefî mezhebinde Ebû Hanîfe ve bir rivayette Ebû Yûsuf tarafından savunulan, mezhepte de
ağırlık kazanan görüşe, Rebîa, Leys b. Sa‘d, Evzâî,
Süfyân es-Sevrî gibi bazı müctehidlere ve İmam Mâlik’ten bir rivayete göre vâcip, Ca‘feriyye ve Zeydiyye
de dahil fakihlerin çoğunluğuna göre ise müekked
sünnettir. Hanefîler, Kur’an’da Hz. Peygamber’e hitaben, “Rabbin için namaz kıl, kurban kes” (el-Kevser
108/2) buyrulmasının ümmeti de kapsadığı ve gereklilik bildirdiği görüşündedir.
Vasiyetinin veya adağının bulunması halinde
ölen kimse için kurban kesilmesi gerekir ve kesilen
kurbanın etinin tamamı fakirlere dağıtılır. Vasiyet yahut adak yoksa Şâfiî mezhebinde ağırlıklı görüş ölen
kimse adına kurban kesilmesinin câiz olmadığı, Mâlikî mezhebinde ise mekruh olduğu yönündedir.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 39 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
236 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
Akîka kurbanı Hanefîler’e göre mubah (bazı rivayetlerde mendup), diğer üç fıkıh mezhebine göre
sünnet, Zâhirîler’e göre vâciptir. Adak kurbanı ile
kırân ve temettu‘ haccı yapanların şükür kurbanı, hac
ve umrenin ceza kurbanları da vâciptir.
Bir kimsenin kurban kesmekle yükümlü olabilmesi için müslüman, akıl bâliğ (ergen), mukim ve zengin
olması şartları birlikte aranır. Hanefîler’den Ebû Hanîfe ve Ebû Yûsuf ile Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine
göre kurbanla yükümlü sayılmak için akıl ve bulûğ
şart olmayıp gerekli malî güce sahip olan küçük çocuklar ve akıl hastaları adına kanunî temsilcileri tarafından kurban kesilmesi dinî hükmü konusundaki
görüş farklılığına bağlı olarak gereklidir veya sünnettir. Bu fakihler, kurbanın malî bir ibadet oluşunu ve
başta fakirler olmak üzere üçüncü şahısların hakkının
gözetilmesi hususunu ön planda tutmuşlardır. Hanefî
fakihlerinden İmam Muhammed ve Züfer ile Şâfiîler’e
göre kurban mükellefiyeti için akıl ve bulûğ şarttır.
Hanefî mezhebinde bu konuda fetva İmam Muhammed’in görüşüne göre verilmiş ve uygulamada bu görüş ağırlık kazanmıştır.
Günümüzde seferi olanların yolculuk şartlarının
büyük ölçüde değiştiği ve anılan külfeti en aza indiren imkânların ortaya çıktığı, ayrıca kurban ibadetinin
toplumda sosyal adaleti sağlayan ve üçüncü şahısların haklarını ilgilendiren yönünün bulunduğu göz önüne alınırsa, bayramda aslî ikametgâhını terkedenlerin
diğer yükümlülük şartları bulunduğu ve savunulabilir
bir gerekçe, sıkıntı veya mazeret de söz konusu olmadığı sürece kurban ibadetini bizzat veya vekâlet yoluyla yerine getirmeleri tercihe şayan görünmektedir.
Kurbanın sıhhat şartları
1. Dinen kurban olarak kesilmesi kabul edilmiş
hayvan türleri, topluca “en‘âm” adıyla anılan ehlî
hayvanlar yani koyun, keçi, sığır, manda ve devedir.
Dolayısıyla ancak bu hayvanlar veya türdeşleri kurban olarak kesilebilir. İbn Hazm çerçeveyi daha geniş tutar. Tavuk, kaz, ördek, deve kuşu, ceylan gibi
hayvanların kurban olarak kesilmesi geçerli değildir.
Kurbanın geçerliliği açısından bu hayvanların erkek
veya dişi olması arasında fark yoktur. Ancak koyunun
erkeğinin, diğerlerinin ise dişisinin kesilmesi daha faziletli görülmüştür. Koyun ve keçi sadece bir kişi için,
deve, sığır ve manda ise yedi kişi-yi aşmamak üzere
ortaklaşa kurban olarak kesilebilir. Bu hüküm Hanefîler dahil üç mezhebe göre olup Mâlikî mezhebinde
hayvanın türü ne olursa olsun ortak kurban kesimi
câiz görülmez; ancak kesen kimse önceden niyet
ederek fakir ebeveynini, küçük çocuğu gibi yakınlarını
sevabına iştirak ettirebilir. Zeydiyye mezhebinde koyuna üç, deveye on kişiye kadar iştirak edilebileceği
görüşü ağırlıktadır.
2. Koyun ve keçi cinsinden hayvanlar bir yaşını
doldurduktan sonra kurban edilebilir. Hanefîler ve
Hanbelîler dahil fakihlerin çoğunluğuna göre, koyun
semizlik ve gösteriş olarak bir yaşındakilere denk
olması halinde altı ayını tamamladıktan sonra da
kurban olarak kesilebilir. Sığır ve manda cinsinden
hayvanlar iki yaşını, deve ise beş yaşını doldurduktan
sonra kurban edilebilir.
3. Kesilecek hayvanın gözle görülür bir noksanının bulunmaması gerekir. Kurban edilecek hayvanın
sağlıklı, organlarının tamam ve besili olması, hem
ibadetin gaye ve mahiyetine hem de sağlık kurallarına uygun düşer. Kötürüm derecesinde hasta, zayıf
ve düşkün, bazı organları eksik, meselâ bir veya iki
gözü kör, kulakları ve boynuzları kökünden kesilmiş,
dili kesik, dişlerinin tamamı veya çoğu dökülmüş,
kuyruğu ve memesi kesik hayvanlar kurban olmaz.
Ancak hayvanın doğuştan boynuzsuz, şaşı, topal ve
dengesiz, biraz hasta, bir kulağı delinmiş veya yırtılmış olmasında kurban açısından bir sakınca yoktur.
Koyunun, daha semiz ve lezzetli olması için doğduğunda kuyruğunun kısmen veya tamamen kesilmesi
kusur sayılmaz.
4. Kurbanlık hayvanın kesenin mülkiyeti altında
olması veya kesenin böyle bir tasarrufa yetkisinin bulunması gerekir. Hayvanın vadeli olarak satın alınması veya hibe yoluyla edinilmesi önemli değildir.
5. Kurbanın sahih olabilmesi için belirlenmiş vakit
içinde kesilmesi gerekir. Kurban, kurban bayramının
“eyyâm-ı nahr” denilen ilk üç günü yani zilhicce ayının on, on bir ve on ikinci günleri, bayram namazının
kılınmasından üçüncü günün akşamına kadarki süre
zarfında kesilebilir. Şâfiî mezhebine ve bazı fakihlere göre bu süre bayramın dördüncü günü akşamına
kadardır.
6. Kurbanın ibadet niyetiyle kesilmesi şarttır.
Esasen kurbanı diğer hayvan kesimlerinden ayıran
da budur. Niyette aslolan kalbin niyetidir; dil ile açıkça söylenmesi gerekmez. Kurbanda niyetin bu önemi sebebiyledir ki Hanefî ve Zeydiyye mezheplerine
göre ortaklaşa kesilen kurbana bütün ortakların ibadet niyetiyle katılmaları şarttır. Bir kimse tek başına
kesmek üzere aldığı büyük baş hayvana sonradan
altı kişiye kadar bu şekilde ortak kabul edebilir. OrHiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 40 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
İSLÂM İBÂDET ESASLARI 237
takların hayvanı kurban amacıyla kesmesi, yani ibadet niyeti yeterli olup yolcu ve mukimin, kendisi için
kesenle ölmüş yakını için kesenin, kefâret ve akîka
olarak kesenin iştirakinde olduğu gibi dinî hükümde
ve yükümlülük sebeplerinde farklılıklar önemli değildir. Ortaklardan birinin sadece et elde etme niyetiyle
iştiraki diğerlerinin kurbanını geçersiz kılar. Şâfiî ve
Hanbelî mezheplerine göre ise böyle bir ortaklık kurban ibadetine zarar vermez.
Kurban kesmenin rüknü kurbanlık hayvanın kanını akıtmaktır. Sığır, manda, koyun ve keçi cinsinden
hayvanlar yatırılıp çenelerinin hemen altından boğazlanmak suretiyle (zebh), deve ise ayakta sol ön ayağı
bağlanarak göğsünün hemen üzerinden (nahr) kesilir. Kesim işlemi boğazın iki tarafındaki şah damarları,
yem ve yemek borusundan en az üçü kesilerek yapılır
ve hayvanın kanının iyice akmasını temin için bir süre
beklenir. Hayvana acı vermemek için önce şoka sokmak (bayıltmak), sonra kesmek câizdir; çünkü şoka
giren hayvan ölmez, hayatı devam eder, ancak kesilince kanı akar ve ölür.
Adak olarak veya ölenin vasiyeti üzerine malından kesilen kurbanın etinden adakta bulunan kimse,
vârisler ve bakmakla yükümlü bulunduğu kimseler
(eşi, usulü ve fürûu) yiyemez. Eğer yiyecek olurlarsa yediklerinin bedelini fakirlere tasadduk etmeleri gerekir. Ölen kimse adına nâfile olarak kesilen
kurbandan sahibi de bakmakla yükümlü bulunduğu
kimseler de yiyebilir; ancak dağıtmak efdaldir. Hac
ve umrede kesilen ceza ve kefâret kurbanlarının
etinden sahibi yiyemez.
(اليمني) YEMİN
Bir kimsenin kararlılığını pekiştirmek ve başkalarını ikna etmek amacıyla söz ve beyanını Allah’ın
adını veya bir sıfatını zikrederek kuvvetlendirmesini
ifade eder.
“Vallahi şu işi yaparım”; “Vallahi şu işi yapmam”;
“Vallahi borcumu ödedim” gibi ifadeler için Arapça’da
yeminin yanı sıra kasem kelimesi de kullanılır.
Aynı şekilde adak (nezir) ifade eden sözler de
niyete göre yemin anlamına gelebileceği gibi, bir kimsenin bir işi yapıp yapmama konusundaki kararlılığını boşama (talâk) ve köle âzadı (i‘tâk) gibi dinî veya
hukukî sonuç doğuran bir şarta bağlamak suretiyle
kuvvetlendirmesi de yemin diye nitelendirilir. “Senin
evine girersem karım boş olsun, kölem âzat olsun, şu
kadar sadaka vermek üzerime vâcip olsun” gibi ifadeler böyledir. Ancak bu tür yeminde şartın gerçekleşmesiyle şarta bağlanan şeyin kendiliğinden mi gerçekleşeceği veya niyete bakılarak yemin kefâreti mi
ödeneceği hususunda farklı görüşler bulunmaktadır.
Yemin “vallahi, billâhi, tallahi”; “rahmâna yemin
olsun ki”; “canım elinde bulunan Allah’a yemin olsun
ki”; “Allah’ın kudreti üzerine yemin ederim ki” ifadeleriyle yapılır. Allah’ın kelâm sıfatından kaynaklandığı
için Kur’ân-ı Kerîm üzerine yemin de geçerli sayılmış,
Allah’ın isim ve sıfatlarından rab, mevlâ, melik gibi
insanlar için de kullanılabilenler üzerine yemin etmenin geçerliliği ise bazı âlimlerce niyete bağlanmıştır.
Fakihlerin çoğunluğu, yemin için söylenen kelimelerden ziyade örf ve niyeti esas aldığından meselâ,
“Yemin ederim, şehâdet ederim, üzerime andolsun”
gibi sözleri de yemin saymıştır. Hadislerden hareketle
fakihler anne, baba, oğul, peygamber, melek, namaz,
oruç, Kâbe, zemzem, mezar, minber vb. şeyler üzerine yemin etmeyi haram veya mekruh kabul etmiş,
Resûl-i Ekrem ve diğer peygamberler üzerine yapılan
yemin ise bazı fakihlerce geçerli görülmüştür.
Ayrıca talâk, i‘tâk, küfür gibi neticeler doğuran
bir şarta ta‘lik yoluyla da yapılabilir. “Şöyle yaparsam
kâfir olayım, yahudi olayım, hıristiyan olayım” gibi ifadeler Hanefîler’le Hanbelîler’in çoğunluğuna göre yemin kabul edilirken Mâlikî ve Şâfiîler’le Hanbelîler’in
bir kısmına göre yemin kabul edilmez. Küfür amacı
taşımadığı sürece kişi bu sözlerle dinden çıkmış sayılmasa da çoğunluğa göre günah işlemiş olur. Bazı
fakihlere göre ise bu lafızlarla kasten yalan yere yemin edilmesi küfre yol açar. “İslâm’dan başka bir din
üzerine kasten yalan yere yemin eden kimse o dediği
gibi olur” hadisi bu konuda delil gösterilmiştir. Bir hususu küfrü gerektirmeyen bir günaha ta‘lik etmek ise
ittifakla yemin sayılmaz.
Yemin Çeşitleri
1. Yemîn-i Lağv
a) Yanlışlıkla veya doğru olduğu sanılarak yapılan yemin. Borcunu ödediğini zannederek, “Vallahi
borcumu ödedim” diye yemin etmek böyledir.
b) Konuşma sırasında yemin kastı olmadan yapılan yemin). “Allah lağv yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz” âyeti (el-Bakara 2/225; el-Mâide 5/89)
*
buna delâlet eder.
2. Yemîn-i Gamûs. Geçmişteki bir hadiseyle ilgili olarak kasten yalan yere yapılan yemindir; buna
“yemîn-i fâcire” de denir. Gerçeğe uygun olan yemin
* ْ
ِ ُكم
َان
َْي
ْ ِو ىف ا
ِبللَّغ
ُ
ٰ
ّ
ُ الل
ِ ُذُكم
َاخ
ؤ
ُ
َل يـ
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 41 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
238 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
ise “yemîn-i sâdık” diye adlandırılır. Yalan yere yemin,
yemin eden kimseyi cehenneme sokacağı için “daldırmak” anlamındaki kökten gelen “gamûs” kelimesiyle tanımlanmıştır. Bu yeminin doğurduğu sonuca
göre günahının ağırlığı da değişir.
* Bu kasıtlı yanlışlığın bağışlanması için kefâret
yeterli olmaz; onun için de gamûs yemini için kefâret gerekmez. Yalan yere yemin eden kimse bol tövbe ve istiğfarda bulunmalı, bir daha böyle bir hataya
düşmemeye karar vermeli, yemin sebebiyle zayi olan
hakları da ödeyip sahiplerinden helâllik istemelidir.
* İmam Şâfiî’ye göre gamûs yemini için de kefâret gerekir. Ancak bu kefâret kul hakkını düşürmez.
Umulur ki Allah hakkının düşmesine, Allah’ın bağışlamasına vesile olur.
3. Yemîn-i Mün‘akide/Ma‘kude Şartlarına uygun
yapılan yemindir. “Vallahi seni ziyaret edeceğim” cümlesinde olduğu gibi geniş zamanlı olarak yapılırsa “yemîn-i
mutlak” (mürsel), “Vallahi bugün yemek yemeyeceğim”
şeklinde bir vakitle kayıtlı olarak yapılırsa “yemîn-i muvakkat” adını alır. Bir sebepten dolayı yapılan yemin ise
(yemîn-i fevr) fakihlerin çoğunluğuna göre bu sebeple
anlam kazanır. Meselâ bir kimse öğle yemeğine davet
edildiğinde, “Vallahi ben öğle yemeği yemem” dese genelde bu yemin o yemekle sınırlı olur ve başka bir yerde
öğle yemeği yediğinde yemini bozulmaz. Bazı âlimlere
göre ise burada sebebe bakılmayıp herhangi bir yerde
öğle yemeği yemesiyle yemini bozulur.
Muhakeme hukukunda bir ispat vasıtası olarak
yemin tevcih edildiği kişilere göre ya da îlâ, liân, kasâmede olduğu gibi konusuna göre farklı adlarla anılır.
Çeşitli unsurlarla ağırlaştırılan yeminlere “yemîn-i
mugallaza” denir. Bazı davalarda yeminin Kâbe’de,
Mescid-i Harâm’da, Mescid-i Nebevî’de yahut camide namazdan sonra yapılması gibi kutsal bir yerde
veya zamanda gerçekleştirilmesi, Allah’ın birçok isim
ve sıfatı sayılarak, ayrıca topluluk önünde yahut tekrarlanarak ifade edilmesiyle güçlendirilmesi yoluna
gidilir. Tarihte bir anlaşmaya uymayı sağlamak veya
yöneticiye bağlılığı pekiştirmek üzere yapılan biat yeminlerinde ağırlaştırıcı ifadeler kullanılmıştır. İlk defa
Emevîler döneminde Haccâc b. Yûsuf tarafından başlatılan, halifelere ve diğer hükümdarlara yapılan biatlara yemin eklenmesi uygulaması “biat yeminleri”
diye bilinen bir yemin türü ortaya çıkarmıştır.
Yeminin Hükmü
Yemin kural olarak mubahtır, ancak gereksiz yere
yemin etmek ve bunu alışkanlık haline getirmek hoş
görülmemiş, sıkça yemin etmek Allah’ın adına karşı
bir saygısızlık kabul edilmiştir. Yalan yere yemin ise
büyük günahlardandır. Hanefî, Mâlikî ve Hanbelîler’e
göre yeminlerde aslolan ibâhadır, fakat gereksiz yere
çok yemin etmek mekruhtur. Şâfiîler’e göre ise yemin
kural olarak mekruhtur ve bir ihtiyaç olmadıkça yemin
edilmemelidir.
Yemini yerine getirmenin hükmü yemin konusunun hükmüne bağlıdır. Meselâ vâcip bir şeyi yapmak veya haramı yapmamak üzere yemin edilirse
gereğini yerine getirmek vâcip, bunun aksine olan
bir yemine vefa ise haramdır. Mubahı yapmak yahut
yapmamak için edilen yemini ifa etmek çoğunluğa
göre mubah, bazı âlimlere göre ise vâciptir. Başkasının bir şeyi yapması veya yapmaması üzerine edilen
yeminin gereğinin bu kişi tarafından yerine getirilmesinin hükmü de yukarıdakine benzer; sadece yeminin konusu mubah veya mendup ise bunun yerine
getirilmesi mendup sayılır.
Ancak yemine uyulması fert ve toplum yararına
aykırı ise ve yemin edeni harama düşürecek nitelikteyse yemini bozup kefâret vermek gerekir. Meselâ
borcunu ödememeye veya anne babası ile konuşmamaya yemin etmek böyledir. Nitekim bir hadiste, “Bir
kimse bir şey için yemin eder, sonra da ondan daha
hayırlısını görürse yeminini bozsun ve kefâret versin”
buyurulmuştur. Bir yemini yerine getirmeme (yemini
bozma) halinde kefâretin gerekli olup olmaması (kefâretin hükmü) yeminlere göre farklılık gösterir. Yemîn-i
lağvda kefâret gerekmez; yemîn-i mün‘akidi bozan kişiye kefâret gerekir. Yemîn-i gamûsun bağışlanması için kefâret yeterli olmayacağından çoğunluğa göre bu yeminden dolayı kefâret vermeyip tövbe
etmek, bu yüzden bir kimsenin hakkı zayi olmuşsa
onu telâfi edip helâllik almak gerekir; Şâfiîler’e göre
ise ayrıca kefâret verilir. Unutma, bilmeme ve zorlamanın yeminin bozulmasına etkisi mezhepler arasında tartışmalıdır. Şâfiî ve Hanbelîler’e göre bu durumlarda yemine aykırı hareket edilmesi halinde yemin
bozulur, ancak kefâret gerekmez. Hanefîler’e göre ise
yemin bozulur ve kefâret gerekir. Mâlikî mezhebinde
daha ayrıntılı hükümler mevcuttur. Şartlarına uygun
olarak yapılan yeminin bozulması durumunda gerekli
olan kefâret on fakiri doyurmak veya giydirmek yahut
bir köle âzat etmektir; bunlara gücü yetmeyen kimse
üç gün oruç tutar (bk. el-Mâide 5/89). Hanefî ve Hanbelîler’in bir kısmına göre birden fazla yemin için bir
kefâret yeterlidir; Şâfiî ve Mâlikîler’le Hanefî ve Hanbelîler’in bir kısmına göre ise her yemin için ayrı kefâHiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 42 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
İSLÂM İBÂDET ESASLARI 239
ret ödenir. Bir yeminin kefâreti ödendikten sonra tekrar yemin edilir ve bozulursa onun için de ayrı kefâret
ödenmesi gerektiği konusunda görüş birliği vardır.
Yeminin Şartları
1. Âkıl bâliğ olmak: Bilerek sarhoş olan kimsenin
yemini çoğunluğa göre geçerli, bazı âlimlere göre ise
geçersizdir. Çocukken yemin eden kimse bulûğa erdikten sonra yeminini bozarsa ekseriyete göre kefâret
vermez.
2. Müslüman olmak: Hanefî ve Mâlikîler’e göre
müslüman olmayan kimsenin yemini geçersizdir.
Şâfiî ve Hanbelîler’e göre zimmî ve mürtedin yemini
geçerlidir; ancak zimmînin malî kefâreti ödeme gücü
yoksa Müslümanlığı kabul ettiği takdirde oruç tutar;
mürted ise müslüman olduktan sonra kefâret öder.
3. Yemin lafzını söylemek: Kişinin sadece niyet
etmesi yemin sayılmaz; yemin lafızlarını da söylemesi
gerekir. Dilsizin işareti çoğunluğa göre geçerli sayılır.
4. Kasıt: Çoğunluğun aksine Hanefîler’e göre
yanlışlıkla veya baskı altında yapılan yemin geçerlidir. Yeminin konusuyla ilgili olarak fıkıhta konunun
gelecekle alâkalı ve mümkün olması şartları üzerinde
durulur. Geçmişe dair bir husus hakkında yemin etmek Hanefî ve Hanbelîler’e göre kefâret gerektirmez,
Mâlikî ve Şâfiîler’e göre ise gerektirir. Ta‘likî şartla yapılan yeminde konu geçmişle ilgili olabilir.
Yemin yargılama hukukundaki ispat vasıtalarından biridir. Bu anlamda yemin, davacı veya davalının
bir olayın doğruluğu hakkında Allah’ın adını anarak
beyanda bulunmasını ifade eder. Davacı ile davalıdan birine yemin verdirmeye “tahlîf”, yemin edene
“hâlif”, yemin edilen şeye “mahlûfun aleyh”, yemin
ettirmeye ve yemin istemeye “istihlâf”, yemin teklif
eden hâkime “müstahlif”, tarafların karşılıklı yemin
etmesine “tehâlüf” denilir.
İbadetler (Namaz, Oruç, Zekât,
Hac, Kurban, Adak, Yemin,
Helaller-Haramlar) Soruları
1. Abdest konusunda özürlü sayılan kimseler
için aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A) Özür sahibi kişi güneş doğduktan sonra
aldığı abdestle abdestini bozacak başka
bir şey olmadığı sürece, Cuma namazı
dâhil öğle vaktinin sonuna kadar dilediği
namazları kılabilir.
B) Abdest bakımından özür sahibi olan kişi,
kendisi gibi özür sahibi olanlara imam olarak
namaz kıldıramaz.
C) Şâfiîlere göre özürlü kimsenin bir namaz
vakti içinde kılacağı her farz namaz için ayrı
ayrı abdest alması gerekir.
D) Özür sahibi kimsenin çamaşırına özür
yerinden çıkarak bulaşan kan, irin, idrar,
dışkı, cerahat gibi şeyler özür hali devam
ettiği müddetçe namaza engel değildir.
2. Zekât ile ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi
yanlıştır?
A) Zekâtın farz olması için ayrıca nisap
miktarı mal ya da servete sahip olduktan
sonra üzerinden bir kameri yılın geçmesi
ve yılsonunda da nisap miktarını koruması
gerekir.
B) Zekâtın yıl içerisindeki artış ve düşüşlerine
itibar edilmez. Zekât bu süre dolmadan
önce de verilebilir.
C) Fakire verilmesi ve teslimi demek olan
“temlik” şart değildir. Yemek hazırlayıp
yedirmek gibi ibâha denilen yollarla fakire
zekât verilmiş olur.
D) Zekâtın geçerli olmasının şartlarına gelince,
öncelikle “niyet” şarttır. Zekât bir ibadet
olduğu için niyetsiz yerine getirilemez.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 43 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
240 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
3.
I. Kurân da yer alan ancak yeteri kadar açık olmayan hükümleri beyân eder, onların mahiyetini açıklayan sünnet.
II. Kur’ân’da yer almayan konularda yeni hükümler
getiren sünnet. Altının erkeğe haram olması gibi
Yukarıda açıklanan terimlerin doğru sıralanışı hangi şıkta verilmiştir?
A) Sünnet-i Münşie /Sünnet-i Müekkede
B) Sünnet-i Mübeyyine/Sünneti Gayrı Müekkede
C) Sünnet-i Münşie/ Sünnet-i Mübeyyine
D) Sünnet-i Mübeyyine/Sünnet-i Münşie
4. İbadetlerde bildiğimiz veya bilemediğimiz
pek çok ferdi veya toplumsal faydalar olabilir.
Bazı ibadetlerde de sadece Allah’ın emri olduğu için teabbudilik özelliği öne çıkar. Aşağıdaki ibadetlerden hangisinin teabbüdilik
özelliği diğerlerine göre daha ağır basar?
A) Zekât
B) Sadaka
C) Kurban
D) Hac
5. Kurt vb. yırtıcı hayvanların etleri haram olduğu
gibi, içtikleri suyun artığı da haramdır. Aynı şekilde yırtıcı kuşların da hem etleri, hem de artıkları
haramdır. Şöyle ki; yırtıcı hayvanların artıkları
salyaları karıştığı için pistir, çünkü salyaları onların pis olan etlerinden meydana gelmektedir.
Yırtıcı kuşlar ise, suyu gagalarıyla içtikleri için
artıkları salyalarıyla temas etmez. Gagaları de
kemik olduğu için artıkta herhangi bir eser bırakmaz. Buna göre, yırtıcı kuşların artığı olan su
pislenmez, ancak ihtiyat bakımından böyle bir
suya mekruh denilir.
Bu hükme varılırken hangi delil metodu kullanılmıştır?
A) İstihsan
B) Kıyas
C) Maslahat
D) İstishab
6. Aşağıdakilerden hangisi, sehiv secdesi gerektiren durumlar arasında yer almaz?
A) Birinci oturuşu gerçekleştirmeden ayağa
kalkmak
B) Ruku ve secdeleri ikiden fazla yapmak
C) Namaz kılmakta olan birisi, son oturuşu
yapmadan unutkanlıkla ayağa kalkarsa,
secdeye varmadıkça geri oturup tahiyyât
duasını okuduktan sonra
D) Farz namazların, üçüncü ve/veya dördüncü
rekâtında Fâtiha sûresinden sonra, bir sûre
veya âyet okunması
7. Kadınların özel hallerine ait aşağıda verilen
görüşlerden hangisi yanlıştır?
A) Özel hâllerinde kadınların Kur’an-ı
okumamaları konusunda İslam bilginleri
arasında icma hâsıl olmuştur.
B) Kadınlar âdet günlerinde veya nifâs
(lohusalık) hâllerinde iken dua edebilirler;
zikir ve dua anlamı taşıyan âyet-i kerimeleri
okuyabilirler.
C) Âdetli olsun veya olmasın kadınların,
cenazenin yanında durmaları, açıp yüzüne
bakmaları ve kabir ziyaretinde bulunmaları
caizdir.
D) Kadınlardan gelen; âdet, lohusalık ve özür
kanı dışındaki akıntıların beyaz ve kokusuz
bir akıntı (rutûbetü’l-ferc) abdesti bozmadığı
gibi çamaşıra bulaşması da namaza engel
değildir.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 44 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
İSLÂM İBÂDET ESASLARI 241
8. Miras konusunda aşağıdaki görüşlerden hangisi doğrudur?
I. Vefat edenin oğlundan torunu olarak kadın: Vefat edenin çocukları yoksa tek olması
halinde oğlundan olan kız torun mirasın yarısını alır. Birden fazla olmaları halinde ise mirasın üçte ikisini alırlar. Erkek kardeşleri ile beraber bulunduğunda mirası ikili birli paylaşırlar.
II. Eş olarak kadın: Vefat eden kimsenin çocukları varsa sekizde bir, çocukları yoksa dörtte
bir pay alır.
III.Vefat edenin ninesi olarak kadın: Vefat edenin annesi bulunmadığı zaman miras hakkı
yoktur.
IV.Vefat eden kimsenin kızı olarak kadın: Erkek kardeşleri ile beraber bulunduğunda kardeşinin aldığı payın yarısını, erkek kardeşi
yoksa ve kız tek ise mirasın yarısını alır. Kızlar
birden fazla olduklarında ise mirasın üçte ikisini alırlar. Üçte ikisini aralarında eşit olarak
paylaşırlar.
A) I-II-IV B) I ve III
C) Yalnız I D) I ve II
9. Kaçınılması büyük güçlüğe yol açan yahut
yaygınlığı sebebiyle bilinmemesi mümkün olmayan olaylar anlamında fıkıh terimine ne ad
verilir?
A) Umûmü’l-belvâ
B) Sedd-i zerayi’
C) Zarûriyyât
D) Haciyyât
ْ ِس .10
أ
َّ
الر استعاب” İstiâbü’r-re’s” hangi fıkhî konuyla alakalıdır?
A) Yara halinde başın sarılması ve abdest
hükmünü
B) Abdest anında başın tamamının
meshedilmesi
C) Kayıp çocuğun hükümleri
D) Hidane ile ilgili hükümlerin
11. Aşağıdakilerden hangisi Hanefî mezhebine
göre istihsan yoluyla verilmiş bir hüküm değildir?
A) Selem ve kira gibi akitlerin caiz oluşu
B) Unutarak yeme halinde orucun
bozulmaması
C) Seferiden kurban kesme yükümlülüğünün
düşmesi
D) Yırtıcı kuşların artıklarının temiz kabul
edilmesi
12. Son nefesini vermek üzere olan kişiye …
meyyit için genel olarak yapılması gereken
hazırlıklara … kefenlenmesine … tabuta konulup musallaya, yani namazın kılınacağı
yere ve namazdan sonra kabristana taşınmasına … denir. Cümlede boş bırakılan yerlere
sırasıyla uygun düşen sözcükleri bulunuz?
A) Muhtazar- Teşyi – Tekfîn – Techîz
B) Muhtazar- Tekfin – Teşyi- Techîz
C) Muhtazar -Teşyi – Techîz – Tekfin
D) Muhtazar – Techiz -Tekfin – Teşyî
13. Aşağıdaki durumlardan hangisinde ric’î talak
gerçekleşir?
A) Sarih bir ifade ile tek talakla boşama
B) Zifaf ve halvet-i sahiha öncesi boşama
C) Kinayeli lafızla talak niyeti ile boşama
D) Belirli bir bedel karşılığı boşama
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;

242 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
14. Aşağıdakilerden verilen ifadelerden hangisi
yanlıştır?
A) Ca‘ferî fakihleri madenlerin ganimet
olduğu görüşünden hareketle bunların
vergilendirilmemesi gerektiğini, denizden
çıkarılan bütün madenler ve inci gibi kıymetli
şeylerin de vergiye tâbi olmacağını ileri
sürerler.
B) Ebû Hanîfe, suya kıyas ederek petrol ve zift
gibi sıvı madenlerin vergiye tâbi olmadığı
görüşündedir.
C) Ahmed b. Hanbel’e göre ise yerden çıkan
ve değeri olan her şey, katı, sıvı, eritilebilen,
eritilemeyen bütün madenler, yakut, zümrüt,
elmas gibi kıymetli taşlar tamamıyla vergiye
tâbidir.
D) Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre
madenler kırkta bir oranında zekâta tâbidir.
15. Aşağıda verilen fıkhî kavramların hangisinin
açıklaması yanlış verilmiştir?
I. Vedîa: Bir kimseye koruması için bırakılan
malı ve bu hukukî işlemi ifade eden fıkıh terimi
II. İcâre: Menfaatin bedel karşılığı satımını konu
alan iş ve kira akdini ifade etmektedir.
III.Murâbaha: Alış fiyatı veya maliyet üzerine
belli bir kâr ilâvesiyle yapılan bir tür güvene
dayalı satış sözleşmesi anlamında fıkıh terimi.
IV.Kefâlet: İslâm borçlar hukukunda menfaatin
ücret karşılığında temlik edilmesini konu alan,
günümüzde kira, iş ve kısmen de istisnâ‘ akdine tekabül eden akid.
A) Yalnız IV
B) Yalnız II
C) II ve IV
D) I ve IV
16. Aşağıdaki durumlardan hangisinde Hanefî
mezhebine göre sehiv secdesi yapmak gerekir?
I. Rükünlerden birini tekrar etmek; birden fazla
rükû, ikiden fazla secde yapmak gibi
II. Dört rekâtlı namazlarda ilk oturuşu unutarak
üçüncü rekâta kalkmak
III.Nafile namazların üçüncü rekâtında zammı
sûreyi okumayı unutmak
A) I ve III
B) II ve III
C) I ve II
D) I/II/III
17. Seferilikle ilgili aşağıda verilen bilgilerden
hangisi doğru değildir?
A) Seferî olan bir kimse, mukim bir imama
uyarsa namazını tam olarak kılar.
B) Şâfiîlere göre seferde kılınmamış bir namaz
ikamet halinde dört rekât olarak kaza edilir.
C) Yolculuk hâlinde kazaya kalan dört rekâtlı
namazlar, ister yolculuk (sefer) hâlinde, ister
yolculuk sona erdikten sonra kaza edilsin,
dörder rekât olarak kaza edilirler.
D) Seferî kimse, hem seferî olan cemaate, hem
de mukim olan cemaate imamlık yapabilir.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019

İSLÂM İBÂDET ESASLARI 243
18. Zekât ile ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi
yanlıştır?
A) Hakiki nemâ malın gerçek anlamda artışını
ifade eder ve toprak ürünleri, ticaret malları,
hayvanlarla define ve madenler bu grupta
mütalaa edilir.
B) Toprak mahsullerinde zekât (öşür)
malda, diğerlerinde zimmette tahakkuk
ettiğinden İslâm âlimleri çocuklara ve akıl
hastalarına ait toprak mahsullerinden
zekât alınmayacağına dair görüş birliğine
varmışlardır.
C) Fakihlerin çoğunluğunca, nemâ vasfına
sahip olmadıkları veya aslî ve zaruri
ihtiyaçlardan sayıldıkları için zekât istisnası
olarak kabul edilen maddeler; Oturulan
ev, giyilen elbise, kullanılan ev eşyası,
binek, yük hayvanları ve ziraî işlerde
kullanılan hayvanlar, silâhlar, ailenin yiyecek
maddeleri, altın ve gümüşün dışında kalan
bütün süs eşyası, inci, yakut, zümrüt gibi
kıymetli taşlar, kitaplar ve sanat aletleri.
D) Bir malın zekâta tâbi olması için üzerinden
bir kamerî yılın geçmesine (havelânü’l-havl)
dair Hz. Peygamber’den sözlü ve amelî
rivayetler bulunmakla birlikte bunun hangi
nevi mallarda nasıl uygulanacağı fakihler
arasında tartışmalıdır.
19. Şafilere göre abdestle ilgili olarak aşağıdaki
uygulamalardan hangileri farzdır?
I. Niyet etmek
II. Abdest azalarını ara vermeden yıkamak
III.Abdestte başlarken besmele çekmek
IV.Abdestte sıraya uymak
A) Yalnız I
B) I, II ve III
C) I ve IV
D) II, III ve IV
20. Son zamanlarda tıp ilminde gelişmelere paralel olarak insan hayatı için önem arzeden
organ nakli önem arzetmiştir. Elbette bunun
dini fıkhî yönü fıkıh âlimlerince tartışılmıştır. Bazıları caiz olduğunu bazıları ise caiz
olmadığı görüşlerini beyan etmişlerdir. Caiz
olduğunu beyan edenlere göre bazı şartların
olması gerekir. Aşağıdakilerden hangisi bu
şartlar arasında sayılamaz?
A) Organ nakli için zaruret halinin olması
B) Hastanın ancak organ nakli yönüyle
iyileşeceği kanatinin ağır basması
C) Organ nakli yapacak kişinin Müslüman veya
ehli kitap olması
D) Organ nakli yapacak kişinin veya
varisçilerinin izni olması
21. Tadil-i erkânın farz olduğunu savunan Hanefi
âlim aşağıdakilerden hangisidir?
A) Ebu Yusuf
B) Ebu Hanife
C) İmam Züfer
D) İmam Muhammed
22. Aşağıdakilerden hangisi Hanefilere göre namazın vaciplerinden biri değildir?
A) Namaza Allahüekber sözüyle başlamak
B) Namazın farzlarında sıraya riayet etmek
C) Kıyamda Fatiha süresini okumak
D) Rukuda en az üç kere “Subhane Rabbiye’lAzîm” diyecek kadar durmak
23. Abdestte başın tamamının meshedilmesinin
farz olduğunu savunan mezhepler aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?
A) Mâlikî/Hanbelî
B) Mâlikî/Şâfiî
C) Hanbelî/ Şâfiî
D) Mâlikî/Hanefî
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 47 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
244 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
24. Her gün için ayrı ayrı niyet etmeyi şart koşmayıp ramazan ayının başında yapılan tek
niyet tüm ramazan orucu için yeterli gören
mezhep hangisidir?
A) Hanefi Mezhebi
B) Maliki Mezhebi
C) Şafii Mezhebi
D) Hanbeli Mezhebi
25. Hanefi Mezhebi, bir malda zekâtın farz olabilmesi için o malın yılın hangi döneminde nisaba ulaşmış olmasını şart koşmaktadır?
A) Yılın herhangi bir kısmında
B) Yılın başında
C) Yılın sonunda
D) Yılın başında ve sonunda
26. Hanefi mezhebine göre akika kurbanının hükmü aşağıdakilerden hangisidir?
A) Farz
B) Vacip
C) Mubah
D) Sünnet
27. Madenlerin zekât oranı aşağıdakilerden hangisidir?
A) % 2,5
B) % 5
C) % 10
D) % 20
28. Safa Tepesi’nden Merve Tepesi’ne doğru giderken erkek hacıların ilk sütundan itibaren
biraz hızlanarak hafifçe koşmalarına ne ad
verilir?
A) Sa’y
B) Vakfe
C) Şavt
D) Hervele
29. Hac aylarında umreye niyet etmeksizin sadece hac yapma niyetiyyle ihrama girip bu şekilde tamamlanan hac türü aşağıdakilerden
hangisiyle ifade edilir?
A) Temettu’
B) Kıran
C) İfrad
D) Kudûm
30. Aşağıdaki hayvanlardan hangisinin dışkısı
Ebu Hanife’ye göre necaset galiza (ağır pislik) olarak kabul edilir?
A) Eşek
B) Katır
C) Tavuk
D) At
31. İkindi namazının vaktinin, fey-i zeval hariç
herşeyin gölgesinin kendi boyunun iki misli
oluncaya kadar devam edeceğini savunan fıkıh âlimi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Ahmet b. Hanbel
B) İmam Malik
C) İmam Şâfiî
D) Ebu Hanife
32. Hanefi mezhebine göre aşağıdaki oruç türlerinden hangisinde geceden niyet etmek şart
değildir?
A) Ramazan orucunun kazasında
B) Kefaret oruçlarında
C) Zamanı belirli olmayan adak oruçlarında
D) Zamanı belirlenmiş adak oruçlarında
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28

İSLÂM İBÂDET ESASLARI 245
33.
I. Hanefi
II. Maliki
III.Şafii
IV.Hanbeli
oruçluyken bilerek bir şey yiyip içmek yukarıdaki mezheplerden hangisine göre hem kaza
hem de kefaret gerektirir?
A) Yalnız I
B) Yalnız III
C) I-II-IV
D) I ve II
34. Ebu Hanife’ye göre aşağıda verilen zekâta
tabi mallardan hangisinde nisap şartı aranmaz?
A) Paralar
B) Toprak mahsülleri
C) Ticaret malları
D) Hayvansal servet
35. Aşağıdaki fıkıh âlimlerinden hangisine göre
çocuk ve akıl hastaları zekâtla yükümlü değildir?
A) Ebu Hanife
B) İmam Malik
C) Ahmet b. Hanbel
D) İmam Şafii
36. Yapmamızda veya terk etmemizde ne günah
ne sevap bulunmayan, yani yapılıp yapılmaması serbest bırakılan günlük davranışlarımıza fıkıh literatüründe ne ad verilir?
A) Müstehap
B) Mendup
C) Mübah
D) Nafile
37. Abdestte azaları ovmak hangi mezhepte farzdır?
A) Hanefî B) Hanbelî
C) Mâlikî D) Şâfiî
38. Aşağıda verilen Özür haliyle ilgili ifadelerden
hangisi doğru değildir?
A) Özür sahibi kimse Hanefi mezhebine göre
her namaz vakti için abdest alır.
B) İmam Şâfî’ye göre özür sahibi kimsenin
bir namaz vakti içersinde kılacağı her farz
namaz için ayrı ayrı abdest almasına gerek
yoktur.
C) Mâlikî mezhebine göre özür sahibinin
abdesti, vaktin girmesi veya çıkmasıyla
değil, özrün dışında abdesti bozan bir şeyin
meydana gelmesiyle bozulur.
D) Hanefi mezhebine göre özür sahibinin
abdesti namaz vaktinin çıkmasıyla bozulur.
39. Meshin müddeti konusunda; Mestler ayaklara abdestli olarak giyildikten sonra süresiz
olarak üzerine meshedilebilir. Ancak güslü
gerekli kılan haller nedeniyle gusül almak
için çıkarılmalıdır şeklindeki görüş aşağıdaki
mezheplerden hangisine aittir?
A) Hanbelî B) Şâfiî
C) Hanefî D) Mâlikî
40. “Güsülde ağız ve burnun içi bedenin (yüzün) dışından sayıldığı için gusülde ağza su almak (mazmaza) ve burna su çekmek (istinşâk) suretiyle buraları yıkamak da farzdır.”
Görüşler hangi mezhep veya mezheplere
göre farzdır?
I. Hanefî
II. Hanbelî
III.Mâlikî
IV.Şâfiî
A) I ve II B) Yalnız I
C) II ve III D) I, II ve IV
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 49 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
246 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
41. Aşağıdaki vacip namazlardan hangisi vakit
namazları dışında kılınan vacip namazlardan
biri değildir?
A) Tavaf Namazı
B) Bozulmuş nafile namazın kazası
C) Vitir Namazı
D) Bayram günlerinde kılınan ikişer rekâtlı
bayram namazları
42.”Bayram namazı kılmak Cuma namazı kılmakla mükellef bulunan kimseler için farzı kifayedir” görüşü aşağıdaki mezheplerden hangisine aittir?
A) Hanbelî
B) Şafiî
C) Hanefî
D) Hanbelî ve Malikî
43. Aşağıdaki mezheplerden hangisi Kurban
bayramında söylenen teşrik tekbirlerine kurban bayramı öncesi arefe gününde değilde
kurban bayramı birinci günü öğle namazından başlayıp, bayramın dördüncü günü sabah namazına kadar söylenmesi kadın-erkek,
mukim-müsafir her Müslümana söylenmesi
menduptur?
A) Hanefî
B) Şafiî
C) Hanbelî
D) Malikî
44. Cenaze namazı ile ilgili aşağıda verilen hükümlerden hangisi doğru değildir?
A) Cenaze namazı esnasında ölen için yapılan
duanın yeri üçüncü tekbirden sonradır.
B) Şafiîlere göre ölen için yapılan duanın yeri
üçüncü tekbirden sonradır.
C) Malikilere göre ölen için yapılan duanın yeri
üçüncü tekbirden sonradır.
D) Hanbelilere göre ölen için yapılan duanın
yeri üçüncü tekbirden sonradır.
45. Fıtır sadakası verme Hanefilere göre …; diğer üç
mezhebe göre ise … dır.
Yukarıdaki boşluklara gelecek olan doğru hükümler sırasıyla aşağıdakilerden hangisidir?
A) Vacip/Sünnet
B) Vacip/Sünneti Müekkede
C) Sünnet/Farz
D) Vacip/Farz
46. Fıtır sadakasıyla ilgili aşağıdaki bilgilerden
hangisi yanlıştır?
A) Hanefilere göre Ramazan Bayramı’nın
birinci günü tan yerinin ağarması (fecrin
doğuşu) ile vacip olur.
B) Fakihlerin çoğunluğuna göre fitrenin
bayramdan sonraya bırakılmasında bir beis
yoktur.
C) Şafiî ve Malikilere göre Ramazanın son
günü güneşin batmasıyla vacip olur.
D) Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîler’e göre fitre
vermek farzdır.
47. Aşağıda verilen bilgilerden hangisi doğru değildir?
A) Lohusalık (Nifas) Hanefi ve Hanbelilere göre
en fazla 40 gündür.
B) Lohusalık (Nifas) Şafiî ve Malikî’lere göre en
fazla 60 gün devam eder.
C) Eğer kan bu sürelerden önce tamamen
kesilirse, dört mezhebe göre lohusalık
dönemi bitmiş olur.
D) Eğer kan bu belirtilen azami süreler bittiği
halde kesilmemişse kadının nifas hali
devam eder.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 50 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
İSLÂM İBÂDET ESASLARI 247
48. Aşağıdakilerden hangisi nifasın hayızdan
farklı olduğu hususlardan biri değildir?
A) Hayız ve nifas îlâ müddetinden sayılırken
sayılır.
B) Hanefîler’e ve Şâfiîler’deki bir görüşe göre
nifas hayzın aksine kefâret orucunu kesip
peş peşe olma özelliğini ortadan kaldırır.
C) Hayzın aksine nifas bulûğ, iddet ve istibrâ
için ölçü değildir.
D) Hayız ve nifasın asgari ve âzami süreleri
farklıdır.
49. Cem‘ konusunda mükellefin zaruret ve ihtiyaçlarına diğer mezheplere nisbetle daha fazla önem veren mezhep fakihlerine göre özür
sahibi olma, her namaz için abdest almaktan
âciz bulunma vb. sebeplerle de namazları birleştirmek câizdir şeklinde yorumlayan fıkıh
mezhebi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Şâfiî
B) Hanbelî
C) Mâlikî
D) Hanefî
50. Güsül ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi
doğru değildir?
A) Mâlikî ve Şâfiîler ile Şîa’dan Ca‘ferîler’e
göre ise ağız ile burun içi bedenin dışından
sayılmadığı için gusülde yıkanmaları farz
değil, sünnettir.
B) Gusülde niyet Hanefîler’e göre sünnet, diğer
mezheplere göre farzdır.
C) Güsülde niyet tüm mezheplere göre
sünnettir.
D) Gusle besmele ile başlamak Hanbelîler’e
göre farzdır ama unutursa affolunur.
51. İslamda kefâretlerin ifasıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğru değildir?
A) Kur’anda zıhâr ve yemin kefâretinde
Müslüman köle köle âzadından bahsedilir.
B) Kur’an’da katil kefâretinde âzat edilecek
kölenin müslüman olması kaydı vardır.
C) Zıhâr ve katil kefâreti olarak tutulacak
orucun peşpeşe olması kaydı yoktur.
D) İslam âlimleri oruç kefaretinin yeme-içme
ve cinsel birleşmeyle gerçekleşeceği
hususında ittifak halindedir.
52. Aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?
A) Tavafı yürüyerek yapmak vâciptir. Buna
göre gücü yettiği halde tekerlekli sandalye
ile yapılan tavaf geçerli olmakla birlikte, bu
şekilde yapmak dem gerektirir.
B) Şafiî, Malikî ve Hanbelîlerde tavafı yedi
şavta tamamlamak vaciptir. Aksi takdirde
dem gerekir.
C) Şafi mezhebine göre, tavafı yürüyerek
yapmak sünnettir. Bu sebeple, gücü yettiği
halde tekerlekli sandalye ile tavaf yapmak
mekruh ise de ceza gerektirmez.
D) Hanefilerde Tavafın ilk dört şavtı farz, kalan
üç şavtı ise vaciptir.
53. Aşağıdaki verilen ifadelerden hangisi yanlıştır?
I. Ziyaret tavafı ihramlı olarak yapılabileceği
gibi, ihramsız olarak da yapılabilir.
II. Hac ve umre sa’yinden sonra kılınması gereken bir namaz yoktur.
III.Cemerata abdestsiz taş atmak caizdir.
IV.Adetli olarak Arafat’a çıkan bir kadın Arafat
ve Müzdelife vakfelerinden sonra Cemerat’ta
şeytan taşlayıp saçını keserek ihramdan çıkamaz ta ki temizlenip gusledinceye kadar.
A) I ve III
B) III ve IV
C) Yalnız III
D) Yalnız IV
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 51 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
248 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
54. Arafat’tan önce Mekke’de 15 günden az, Arafat’tan sonra ise 15 gün veya daha fazla kalan
kimsenin seferilik durumu aşağıdakilerden
hangi şıkta doğru ifade edilmiştir?
A) Arafat’a çıkmadan önce Mekke’de 15
günden daha az kalan kimse, seferi olduğu
için namazlarını kısaltır. Bu durumda olan
kişi Arafat’tan sonra Mekke’de 15 günden
daha az kalacaksa yine seferidir. Fakat 15
gün ve daha fazla kalacaksa, mukimdir,
namazlarını tam kılar.
B) Şafii mezhebine göre ise, giriş ve çıkış
günleri hariç bir yerde dört gün ikamete
niyet etse bile seferi sayılır.
C) Arafat’a çıkmadan önce Mekke’de 15
günden daha az kalsa bile mukim sayılır.
D) Arafat’tan sonra Mekke’de 15 günden daha
az kalacaksa yine mukimdir.
55. Aşağıda verilen ifadelerden hangisi doğru
değildir?
A) Menapoz vb.gibi nednelerle hayız
görmeyen kadın boşandığında üç ay iddet
beklemelidir.
B) Âdetin en az süresi 3, en uzun süresi
10 gündür. İki âdet arasında kalan en az
temizlik süresi de 15 gündür.
C) Şafiilerde hayızın en azı üç gün üç gece en
çoğu on gün on gecedir.
D) Nifas için âzami(en uzun) süre Hanefî ve
Hanbelîler: 40 gün Mâlikî ve Şafiîler: 60
gün, olarak belirlemişlerdir.
56. Aşağıda verilen bilgilerden hangisi doğru değildir?
A) Temettu veya kırana niyet eden
hacılarkurbanın, kurban bayramında kesilen
udhiyye kurbanı ile ilgisi olmadığından
dolayı, Harem bölgesi dışında kesilmesi
geçerli değildir.
B) Kurban kesme şartlarını taşıdığı hâlde
unutma, ihmal vb. sebeplerle kurban
kesmeyen kimsenin, Hanefîlere göre o
yıla mahsuben bir kurban bedelini fakirlere
vermesi, ayrıca tevbe ve istiğfar etmesi
gerekir.
C) Kurban kesmek üzere vekil kılınan kişinin
kurbanı kesmediği öğrenilirse vekil
tayin eden kişi bu durumu kurban kesim
günlerinde öğrenirse yeni bir kurbanlık alıp
kesmesi gerekir.
D) Kurban kesmek üzere vekil kılınan kişinin
kurbanı kesmediği öğrenilirse vekil tayin
eden kişi zengin bile olsa bu durumu
kurban kesim günleri geçtikten sonra
öğrenirse, kendisinin kurban yükümlülüğü
düşer.
57. Etlerinin yenmesi helal olan hayvanların -ister kurban olarak ister başka bir amaçla kesilmiş olsun aşağıdaki hangi organlarının
yenmesi tahrimen mekruhtur?
I. Ödleri
II. Husyeleri
III.Cinsel organları
A) Yalnız III B) I, II ve III
C) II ve III D) Yalnız II
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 52 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
İSLÂM İBÂDET ESASLARI 249
58. Aşağıda verilen görüşlerden hangisi doğru
değildir?
A) Diğer nafile ibadetlerde olduğu gibi, bozulan
nafile orucun da kaza edilmesi Hanefî’lere
göre vaciptir.
B) Sadece Cuma günleri nafile oruç tutmak,
tenzîhen mekruh görülmüştür.
C) Hataen boğaza su kaçması, oruçlu
bulunulduğu hatırda değilken meydana
gelirse, unutarak yapılmış hükmünü alır ve
kefaret gerekmez gününe gün kaza edilmesi
gerekir.
D) Ramazan bayramının birinci gününde ve
kurban bayramının dört gününde oruç
tutmak tahrîmen mekruhtur.
59.
I. Kişinin kendi isteği ile ağız dolusu kusması
hâlinde ise oruç bozulur.
II. Miktarı ne olursa olsun kendiliğinden gelen
kusuntu orucu bozmaz.
III.Kustuğu için orucu bozuldu zannıyla yemeye
içmeye devam eden kimsenin orucu bozulur.
Böyle bir kimseye keffâret gerekir.
Yukarıda verilen görüşlerden hangisi doğrudur?
A) I, II ve III B) I ve II
C) Yalnız II D) II ve III
60. Aşağıdaki görüşlerden hangisi yanlıştır?
A) Şâfiî mezhebine göre zekât vermek için akıl
ve büluğ şart değildir.
B) Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî bilginlerine göre ise,
kadının normal olarak takıp kullandığı ziynet
(takı) eşyası, aslî ihtiyacı sayıldığından
bunlardan zekât gerekmez.
C) Ev, dükkân, tarla veya bağ bahçe yapma
niyetiyle satın alınan arsalar zekâta tâbidir.
D) Şâfiî mezhebinin meşhur olan görüşüne
göre ise hiçbir borç, zekâta tâbi olan
malların hiçbirisinden düşülmez, dolayısıyla
borçluluk hâli zekât vermeye engel değildir.
61. Aşağıdakilerden hangisine zekat verilemez?
A) Babası zengin olan ergen olmamış çocuğa
B) Borçlulara
C) Üvey anne
D) Üvey çocuklara
62. Organ naklinin itikadi boyutu aşağıdaki hangi
husus dikkate alınarak tartışılmaktadır?
I. İnsana saygı
II. Organların şahitliği
III.Cismani Haşir
A) I ve II B) II ve III
C) I ve III D) I,II ve III
63. Aşağıda verilen görüşlerden hangisi doğru
değildir?
A) Malikîlere göre de kırk günden sonra çocuk
düşürmek haramdır.
B) Hanefîlerin çoğunluğu ruhun 120 günde
üflendiğini bildiren hadise dayanarak bu
süreye kadar çocuğun düşürülmesini caiz
görmüştür.
C) Çağdaş fıkıh bilginlerinin çoğunluğu ise
kürtaj konusunda ruh üflenmesi kriterini
dikkate alarak gebeliğin herhangi bir
aşamasında ceninin kürtaj edilmesine cevaz
vermektedirler.
D) Şafiîler cenine gebeliğin kırkıncı gününden
sonra ruh üflendiğine ilişkin hadisi esas
alarak bu süre içinde eşlerin rızasının
olması ve anne adayının bundan zarar
görmemesi şartıyla çocuk düşürmenin caiz
olduğunu söylemişlerdir.
64. Ceninin kırk günden sonra düşürülmesinin
caiz olduğunu savunan mezhep aşağıdakilerden hangisidir?
A) Malikîler
B) Şafiîler
C) Zahirîler
D) Hanefîler
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 53 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
250 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
65. Tüp bebekle ilgili aşağıdaki uygulamalardan
hagisi İslam fıkhına göre caiz değildir?
A) Kocanın sperminin alınarak mikroenjeksiyon
yöntemi ile karısının döl yatağı veya
rahminde uygun bir yere yerleştirilmesi.
B) Eşlerden alınan sperm ve yumurtanın
döllendikten sonra taşıyıcı anne rahmine
yerleştirilmesi
C) Kocanın spermi dondurularak daha sonra
kendi karısının yumurtasıyla döllendirilmesi
D) Kocanın spermi ve karısının yumurtası
alınarak dışarıda döllendirilmesi
66. Aşağıdakilerden hangisi vadeli borçlanmalarda alınan karşılıksız faizi ifade eder?
A) Nesîe
B) Ribe’l-bey’
C) Alışveriş Faizi
D) Temerrüd Faizi
67. İslam alimlerinin çoğunluğuna göre aşağıdaki durumlardan hangisinde eşlerden biri
müslüman olduğu takdirde ayrılık zorunlu
değildir?
A) Eşlerden her ikisi de müslüman iken erkek
irtidat ederse
B) Eşlerden her ikisi de ehl-i kitaptan iken
erkek müslüman olursa
C) Eşlerden her ikisi de ehl-i kitaptan iken
kadın müslüman olursa
D) Eşlerden ikisi de müşrik iken erkek
müslüman olursa
GENİŞ AÇIKLAMALI
CEVAP ANAHTARI
1. YANIT B: Abdest bakımından özür sahibi olan
kişi, kendisi gibi özür sahibi olanlara imam olarak namaz kıldırabilir. Fakat bu kişi özrü olmayanlara imam
olamaz. Çünkü imamın durumu cemaatin durumundan
aşağı olmamalıdır. Şâfiîlere göre ise herhangi bir özrü
olmayan kişiler, özür sahibi olan kimseye uyabilirler.
2. YANIT C: Fakire verilmesi ve teslimi demek
olan “temlik” de şarttır. Yemek hazırlayıp yedirmek
gibi ibâha denilen yollarla fakire zekât verilmiş olmaz.
3. YANIT D: Hz.Peygamberin sünneti Kuranda
yer alan ancak yeteri kadar açıklanmayan hükümleri
beyan eder, onların mahiyetini açıklar. Mesela Kuranda “namaz kılınız”, “zekât veriniz” vb. şekilde emirler
bulunmaktadır. Ancak bu ibadetlerin nasıl yapılacağı
açıklanmamıştır. Bu sünnete “sünneti mübeyyine”
(açıklayıcı sünnet) adı verilmektedir. Hz.Peygamberin
bazı sünnetleride Kuranda yer almayan bazı konularda yeni hükümler getirmektedir. Bu sünnete de hühüm
koyan anlamında “sünneti münşie” adı verilmektedir.
Altının erkeğe haram olduğunu bildiren hadisler gibi.
4. YANIT D: Teabbudî/İbadet Cinsinden Hükümler: Bu hükümlerde kıyâs uygulanmaz. Çünkü kıyâsın
esası, hükmün illetinin bilinmesidir. Taabbudî hükümlerde ise illetin bilinmesinin imkânı yoktur. Örneğin,
hacc ile ilgili ibadetler böyledir.
5. YANIT A: Zaruret Sebebiyle İstihsan. Hanefî
usul eserlerinde “istihsânü’z-zarûre” adıyla diğer bir
istihsan çeşidinden söz edilmekle birlikte zaruretin
herkesçe kabul edilen müstakil bir kaynak olmadığı
yönünde gelebilecek tenkitlere karşı bu yolla yapılan
istihsanın kıyâs-ı hafî ya da senedi zaruret olan icmâ
diye adlandırıldığı da olur. İçine pislik düşen kuyuların
suyunun tamamen boşaltılmasının mümkün olmayacağından hareketle kuyudan belli bir miktar suyun boşaltılması halinde suyun temizlenmiş olacağı fetvası
verilmiş, bu da kıyasa aykırı olmakla birlikte zaruret
ve ihtiyacın sevkettiği bir istihsan olarak adlandırılmıştır. Yırtıcı kuşların artığı suların temiz sayılmasının bir açıklaması da böyledir.
6. YANIT D: Farzların son iki rekâtında Fâtiha’dan sonra sûre okunursa bu, namaza bir zarar
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 54 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
İSLÂM İBÂDET ESASLARI 251
vermez. Hanefî mezhebindeki makbul görüşe göre
sehiv secdesi de gerekmez.
7. YANIT A: Kadınların hayız halinde Kur’an-ı
Kerim’e dokunmaları ve okumaları konusunda farklı
yaklaşımlar etrafında, farklı hükümler verildiğini görüyoruz. Özel hallerinde kadınların Kur’an’a dokunamayacakları ve onu okuyamayacaklarına dair açık bir
nass bulunmadığı vurgulanarak, İslâm bilginlerinin bu
farklı görüşlerinden hareketle Kur’an okumaya veya
araştırma yapmaya ihtiyaç duyan kadınların, hayız ve
nifas hallerinde Kur’an-ı Kerim’i okumalarında sakınca olmaması gerektiği de söylenebilir.
Hayızlı kadınların Kur’an’a dokunmasını caiz
görenler, yalnız Zahiri hukukçularıdır. Maliki hukukçuları, Kur’an öğreten ve öğrenenleri istisna ederek
Kur’an öğreticisi ve öğrencisi olan bayanların Mushaf’a dokunabileceği, diğer hayızlı kadınların ise dokunamayacakları, ama dokunmadan okuyabileceklerini belirtmişlerdir.
Tüm bu görüşleri bir arada değerlendirdiğimizde,
hades (abdestsizlik, cünüplük ve hayızlılık) halinde
olanların Kur’an-ı Kerim’e dokunmalarının caiz olmayışının, Zahiriler dışında tüm âlimlerin ittifak ettiği bir
husus olduğunu görüyoruz. Eğitim amacıyla, muallime olan bayanın, öğrencilere kelime kelime öğretmesi (Hanefi) ya da ihtiyaç duyulduğunda öğretici
ve öğrencilerin Mushaf’ı ele alarak öğrenime devam
edebilmeleri, (Maliki) bu kuraldan istisna edilmiştir. Yine İslam hukukçularının çoğunluğu, hayız olan
kadınların Kur’an’ı sesli olarak okumalarının caiz olmadığı görüşündedirler. İçten okuma yahut Mushaf’a
dokunmadan gözle okuma ise, kıraat anlamına gelmediğinden caiz görülmüştür.
8. YANIT A: Kadının mirastan alacağı pay, vefat
eden kimseye olan akrabalık derecesine göre değişir:
a) Vefat eden kimsenin kızı olarak kadın: Erkek kardeşleri ile beraber bulunduğunda kardeşinin
aldığı payın yarısını, erkek kardeşi yoksa ve kız tek
ise mirasın yarısını alır. Kızlar birden fazla olduklarında ise mirasın üçte ikisini alırlar (Nisa, 4/11). Üçte
ikisini aralarında eşit olarak paylaşırlar.
b) Vefat edenin oğlundan torunu olarak kadın: Vefat edenin çocukları yoksa tek olması halinde
oğlundan olan kız torun mirasın yarısını alır. Birden
fazla olmaları halinde ise mirasın üçte ikisini alırlar.
Erkek kardeşleri ile beraber bulunduğunda mirası ikili
birli paylaşırlar. Vefat edenin bir öz kızı ile bulunduğunda mirasın altıda birini alan kız torun, vefat edenin
oğlu ile bulunduğunda ise mirastan pay alamaz.
c) Vefat edenin anne-baba bir kız kardeşi olarak kadın: İlk üç hâli vefat edenin kızı gibidir. Vefat
edenin bir kızı ile beraber olunca kız hissesini aldıktan sonra kız kardeşi kalanı alır. Kız kardeşler, vefat
edenin babası, oğlu veya iki kızı ile bir arada olunca
mirastan bir şey alamazlar (Nisa, 4/176).
d) Vefat edenin baba bir kız kardeşi olarak kadın: Baba bir kız kardeşler anne baba bir kız kardeşler bulunmadığında mirasta onların aldıklarını alırlar.
e) Vefat edenin anne bir kız kardeşi olarak kadın: Bu durumda anne bir kız kardeş bir tane olunca
altıda bir, erkek veya kız birden fazla olunca üçte birde ortak olur (Nisa, 4/12) ; vefat edenin, çocukları, babası ve dedesi ile bulununca mirastan pay alamazlar.
f) Vefat edenin annesi olarak kadın: Vefat eden
kimsenin çocukları veya birden fazla kardeşi varsa
altıda bir, vefat edenin çocukları veya birden fazla
kardeşi yoksa üçte bir; eşlerden birisi ve vefat edenin babası ile bulunduğunda eşin hissesi verildikten
sonra kalanın üçte birini alır (Nisa, 4/11). Eğer ölenin
eşi ve dedesi ile birlikte bulunursa mirasın tamamının
üçte birini alır.
g) Vefat edenin ninesi olarak kadın: Vefat edenin annesi bulunmadığı zaman altıda bir alır (Dârekutnî, Sünen, V, 160; Abdürrezzak, el-Musannef, X,
273). Ölenin babası olduğunda babaanne, annesinin
bulunması halinde hiçbir nine mirastan pay alamaz.
h) Eş olarak kadın: Vefat eden kimsenin çocukları varsa sekizde bir, çocukları yoksa dörtte bir pay alır
9. YANIT A: Fıkıhta umûmü’l-belvâ, çokça karşılaşıldığı ve toplumda yaygınlaştığı için mükelleflerin
kaçınmasının hayli zor olduğu hadiselerle bilinmemesinin âdeten mümkün olmadığı olay veya durumları
ifade eder.
Fürû hükümlerinde umûmü’l-belvâ hafifletici sebeplerdendir. Hz. Peygamber kedi hakkında, “O necis değildir, o etrafınızda dolaşan hayvanlardandır”
diyerek (Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 38; Tirmizî, “Tahâret”,
69) eti yenmeyen ve salyası necis olan kediyi, insanlarla devamlı bir arada bulunması ve ondan sakınmanın güçlüğü dolayısıyla necis hayvanlarla ilgili genel
hükümden istisna etmiş, bu husus fakihlerce umûmü’l-belvânın bir örneği sayılmıştır. Elbisedeki haşarat ve sinek kanı gibi az miktarda necâsetin varlığı,
hayvan atıklarının karıştığı tozlu topraklı yolda elbiseye çamur bulaşması veya su sıçraması gibi kaçınılHiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 55 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
252 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
ması güç durumların namaza engel teşkil etmemesi
bunun örneklerindendir.
Umûmü’l-belvâya dayanarak câiz görülen çağdaş meseleler için namaz vakitlerinin belirlenmesinde takvime başvurulması, ezan okumada ses yükseltici kullanılması, Mescid-i Harâm’da üst katlarda tavaf
yapılması, oruç ve hacda kolaylık amacıyla kadınların
hayızı geciktirici ilâç kullanması, paketlenmiş hazır
yiyeceklerin görülmeden satın alınması, telefon gibi
iletişim vasıtalarıyla veya internet üzerinden alışveriş
yapılması, organ nakli, davalarda parmak izi ve imza
gibi karînelere dayanarak hüküm verilmesi gibi örnekler zikredilmiştir.
10. YANIT B: Hanefîler’e göre abdest esnasında
başın dörtte birinin meshedilmesi gerekli iken İmam
Şâfiî elin başa değmiş olmasını yeterli görür. Bununla birlikte her iki mezhebe göre de başın tamamının (istiâbu’r-re’s) meshedilmesi sünnettir. Mâlikîler’e
ve Hanbelîler’e göre ise abdest sırasında başın
tamamının meshedilmesi gerekir.
11. YANIT C: Selem akdi, istisnâ‘ akdi, İcâre akdi,
Oruçlunun unutarak da olsa yiyip içmesinin ibadetin
rüknü olan imsaki ihlâl ettiği için orucu bozması gerekirken hadislerde unutan için özel ruhsat getirilmiş,
Hanefîler de konuyla ilgili olarak unutarak yeme içmenin kıyasa aykırı olmakla beraber istihsanen orucu
bozmadığını ifade etmişlerdir. İçine pislik düşen kuyuların suyunun tamamen boşaltılmasının mümkün
olmayacağından hareketle kuyudan belli bir miktar
suyun boşaltılması halinde suyun temizlenmiş olacağı fetvası verilmiş, bu da kıyasa aykırı olmakla birlikte
zaruret ve ihtiyacın sevkettiği bir istihsan olarak adlandırılmıştır. Yırtıcı kuşların artığı suların temiz sayılmasının bir açıklaması da böyledir.
Seferde kurban kesme zorunluluğunun düşmesi istihsanın değil azimet ve ruhsat konusunu ihtiva
eden meselelerdendir.
12. YANIT D: Arapça’da cenâze ve cinâze hem
“ölü” hem de “tabut” anlamında kullanılır. İslâm literatüründe ölmek üzere olan kişiye muhtazar, ölü için
genel olarak yapılması gereken hazırlıklara teçhiz,
yıkanmasına gasil, yıkandıktan sonra kefenlenmesine tekfin, tabuta konulup namazının kılınacağı yere
ve daha sonra kabrine taşınmasına teşyî, kabre konulmasına da defin denilmiştir.
13. YANIT A: Boşamanın ric‘î sayılabilmesi için
birinci veya ikinci talâk olması, tarafların fiilen karı-koca hayatı yaşamış olmaları, boşamanın bir bedel
karşılığında yapılmaması ve Hanefîler’e göre sarih
ya da sarihe yakın belli lafızlarla gerçekleşmesi
gerekmektedir. Sarihe yakın sayılan bazı istisnalar
dışında kinayeli lafızlarla yapılan talâk Hanefîler’e
göre bâin sayılırken diğer üç mezhebe göre ister
sarih ister kinayeli lafızla yapılsın talâk kural olarak ric‘îdir.
14. YANITA: Ca‘ferî fakihleri de madenlerin ganimet olduğu görüşünden hareketle bunların beşte
bir oranında vergilendirilmesi gerektiğini, denizden
çıkarılan bütün madenler ve inci gibi kıymetli şeylerin de beşte bir oranında vergiye tâbi olacağını ileri
sürerler.
15. YANIT A: Bir hakkın güvenceye bağlanması
amacıyla bir kimsenin asıl borçlunun alacaklı karşısındaki sorumluluğuna katılması veya birinin teslimini
üstlenmesi anlamında fıkıh terimidir.
Kendi zimmetini başkasının zimmetine ekleyerek
onun yüklendiği şeyi kendisi de yüklenen kimseye
kefîl, adına kefil olunan asıl borçluya mekfûlün anh,
lehine kefil olunan alacaklıya mekfûlün leh, kefilin
teslim veya eda etmeyi üstlendiği şeye de mekfûlün
bih denilir. Mekfûlün bih akdin konusu olan nefis,
deyn, ayndır. Nefse kefalette mekfûlün bih ile mekfûlün anh birdir.
Fakihler sözlük anlamlarının yakınlığı sebebiyle
hamâle, damân, zeâmet, kabâle, sabâre ve garâmet
kelimelerinin kefaleti ifade etmekte kullanılabileceğini
belirtmişler. Kefalet konusu incelenirken literatürde
en çok tercih edilen ve yaygın olarak geçen terim kefalet olmakla birlikte mahiyete ilişkin anlayış farklılığının bir sonucu olarak bazı âlimler hamâle, bazıları
damân başlığı altında incelemeyi tercih etmişlerdir.
16. YANIT D: Hanefî Mezhebi. 1. Rükünlerden
birini tekrar etmek; birden fazla rükû, ikiden fazla
secde yapmak gibi. 2. Rükünlerden birini öne almak
veya geciktirmek. Meselâ rükûda iken kıraat rüknü
eda edilmeden rükûa gidildiği hatırlanırsa kıyama dönülüp kıraat tamamlandıktan sonra tekrar rükûa gidilir
ve bu durumda sehiv secdesi yapılır. 3. Vâcibi terketmek. Meselâ Fâtiha veya Fâtiha’dan sonra Kur’an’dan
bir miktar okuma (zamm-ı sûre) vecîbesini yerine getirmemek, birinci ve ikinci oturuşlarda Tahiyyat duaHiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 56 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
İSLÂM İBÂDET ESASLARI 253
sını okumamak, rükû ve secdeyi ta‘dîl-i erkâna riayet
etmeden yapmak sehiv secdesini gerektirir. Ebû Yûsuf’a göre ta‘dîl-i erkân farz olduğu için terkedilmesi
halinde namaz fâsid olur.
17. YANIT C: Hz. Peygamber’in uygulamalarına
dayanan fakihler, yolculukta dört rek‘atlı farz namazların ikişer rek‘at kılınmasının câiz olduğu hususunda icmâ etmişlerdir. Şâfiî ve Hanbelîler’e göre bu
namazları kısaltarak kılmak ruhsat olup tam kılmaktan daha faziletlidir. Mâlikî fakihlerinin çoğunluğuna
ve Hanefîler’e göre ise azîmettir; ancak Mâlikîler’in
çoğunluğu kısaltarak kılmayı sünnet-i müekkede sayarken Hanefîler yolcunun tercih hakkı bulunmayıp
kısaltmasının vâcip olduğu kanaatindedir.
Namazlar, vaktinde kılındığında nasıl kılınması gerekiyor idiyse aynı şekilde kaza edilirler. Buna
göre yolculuk hâlinde kazaya kalan dört rekâtlı namazlar, ister yolculuk (sefer) hâlinde, ister
yolculuk sona erdikten sonra kaza edilsin, ikişer
rekât olarak kaza edilirler. Aynı şekilde yolculuk hâli
dışında kazaya kalan bir namaz, yolculuk sırasında
kaza edilmek istendiğinde dört rekât olarak kılınır.
Şâfiîlere göre ise seferde kılınmamış bir namaz ikamet halinde dört rekât olarak kaza edilir.
18. YANIT B: Toprak mahsullerinde zekât (öşür)
malda, diğerlerinde zimmette tahakkuk ettiğinden İslâm âlimleri çocuklara ve akıl hastalarına ait toprak
mahsullerinden zekât alınacağına dair görüş birliğine
varmışlardır.
19. YANIT C: Abdestin farzları, âyette (el-Mâide 5/6) *
zikredildiği üzere şunlardır: Yüzü yıkamak,
kolları dirseklere kadar yıkamak, başı meshetmek,
ayakları topuklara kadar yıkamak. Sünnî dört mezhep
bu şartlar üzerinde ittifak etmiştir. Ancak Şâfiîler bu
şartlara, niyet ve tertibi de ilâve ederler. Hanbelîler
tertibi ve uzuvların ara verilmeden ardarda yıkanmasını (muvâlât), Mâlikîler niyet ve uzuvların ardarda
yıkanması yanında, uzuvların yıkanırken ovulmasını
da (tedlîk) abdestin şartlarından sayarlar. Hanefîler’e
göre, âyette zikredilen dört şart dışındaki bu ilâveler
farz değil sünnettir. Bu şartlara riayet edilerek alınan
ِِق *
اف
َ
َر
ْم
َل ال
ِ
ا
ْ
َ ُكم
ي
ِ
ْد
ي
َ
ا
َ
ْ و
َ ُكم
ُوه
ُج
ُواو
ِ ل
َ ْ اغس
ِ ف
ٰوة
الصل
َل َّ
ِ
ا
ْ
ُم
ت
ْ
ُم
َذا ق
ِ
ُوا ا
ن
َ
ٰم
ا
َ
ا الَّذين
َ
ُّه
َيـ
َ ا
ي
ِ
َْي
بـ
ْ
ْ َكع
َل ال
ِ
ْ ا
َ ُكم
ل
ُ
ْج
َر
ا
َ
ْ و
ِ ُكم
ُس
ؤ
ُ
ِر
ُوا ب
َح
ْس
َام
و” Ey iman edenler! Namaza
kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve
-başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı
yıkayın.”
bir abdestin sahih olabilmesi için, abdest uzuvlarında
kuru yer bırakılmaması ve deri üzerinde suyun temasını engelleyecek bir şeyin bulunmaması gerekir. Abdestin şartları ve bu şartların mahiyetiyle ilgili diğer
görüş ayrılıkları, konuya dair âyet ve hadislerin farklı
yorum ve değerlendirilmesinden kaynaklanmaktadır. Burada zikredilmesi gereken bir husus da şudur:
Sünnî dört mezhep ile Hâricîler ve Şîa mezheplerinden Zeydiyye’ye göre abdest alırken ayakları yıkamak farz olduğu halde, İmâmiyye (Ca‘feriyye) Şîası,
ayakların yıkanmayıp çıplak olarak üzerlerine meshedilmesi gerektiği görüşündedir. Bu ihtilâf, abdestle
ilgili âyette bulunan bir okuyuş (kıraat) farklılığından
ileri gelmektedir. Abdest konusunda Hz. Peygamber
ve ashabının tatbikatına aykırı olan İmâmiyye’nin bu
görüşü diğer mezheplerce reddedilmiştir. Hz. Peygamber’in sünnetiyle sabit olan “mest üzerine meshetmek” ise Sünnî mezheplerce benimsenirken Hâricîler ve Şiîler tarafından kabul edilmemiştir.
20. YANIT C: Bu bağlamda, aşağıdaki hususlara
dikkat edilmek kaydıyla, organ nakli caiz olur. Nitekim
İslam konferansına bağlı, uluslararası bir fetva kuruluşu olan Mecmeu’l-Fıkhi’l-İslâmî de bu istikamette
karar almıştır. Buna göre;
a) Zaruret hâlinin bulunması, yani hastanın hayatını veya hayatî bir uzvunu kurtarmak için, bundan
başka çaresi olmadığının, meslekî ehliyet ve dürüstlüğüne güvenilen uzman doktorlar tarafından tespit
edilmesi,
b) Hastalığın bu yoldan tedavi edilebileceğine
zann-ı galibinin bulunması,
c) Organ veya dokusu alınan kişinin, bu işlemin
yapıldığı esnada ölmüş olması; eğer organ canlı bir
insandan alınacaksa, bu organın, alınan kişide (donör) temel bir hayatî fonksiyonu devre dışı bırakmaması,
d) Toplumun huzur ve düzeninin bozulmaması
bakımından, organ veya dokusu alınacak kişinin sağlığında (ölmeden önce) buna izin vermiş olması veya
hayatta iken aksine bir beyanı olmamak şartıyla, yakınlarının rızasının sağlanması,
e) Alınacak organ veya doku karşılığında hiçbir
şekilde ücret alınmaması,
f) Tedavisi yapılacak hastanın da kendisine yapılacak bu nakle razı olması gerekir.
g) Devlet kontrolü altında yapılmalıdır.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 57 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
254 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
21. YANIT A: Mâlikî, Şâfiî, Hanbelî, Ca‘ferî, Zeydî ve Zâhirî mezhepleriyle Hanefîler’den Ebû Yûsuf’a
göre ta‘dîl-i erkânın hükmü farz, Ebû Hanîfe ve Muhammed b. Hasan’a göre vâcip, bazı Hanefî âlimlerine
göre ise vâcibe yakın müekked sünnettir; ancak mezhepte vücûb görüşü tercih edilmiştir. Ta’dl-i erkân’a riayet’in ölçüsü rükünler arasında Sübhânallah diyecek
kadar durmaktan ibarettir. Buna göre, meselâ rükûdan
doğrulduktan sonra dimdik ayakta durup, en az sübhânallah diyecek kadar beklemek ve daha sonra secdeye gitmek, secdeler arasında da en az sübhânallah
diyecek kadar oturmak gerekmektedir.
Ta‘dîl-i erkâna uymadan kılınan namazı sıfatındaki noksanlık sebebiyle eksik (kāsır) edâya örnek
gösteren bazı Hanefî usulcüleri şu açıklamayı yapar:
Bu durumda eksiklik mümkünse misliyle telâfi edilir,
değilse noksanlık hükmen sâkıt olur, fakat bundan
dolayı mükellef günah işlemiş sayılır. Ta‘dîl-i erkânın
misliyle telâfisi mümkün olmadığına göre terki halinde eksik edâdan ötürü kişi günahkâr olur.
22. YANIT D: Kavme; namazda rükûdan kalkarken, secdeye gitmeden önce iyice doğrulmak ve en
az bir kere “Sübhâne Rabbiye’l-Azîm” diyecek kadar ayakta durmak; celse ise, namazda iki secde arası en az bir kere “Sübhâne Rabbiye’l-Azîm” diyecek
kadar oturmaktır. Hanefilere göre celse ve kavme,
vaciptir. Tesbihatı Üç kere söylemek sünnettir.
23. YANIT A: Mâlikîler’e ve Hanbelîler’e göre ise
abdest sırasında başın tamamının meshedilmesi gerekir. Ahmed b. Hanbel’den nakledilen bir diğer görüşe göre başın bir kısmının meshedilmesi yeterlidir.
24. YANIT B: Mâlikîler dışındaki üç mezhebe
göre ramazanın her günü için ayrı niyet gerekir; oruç
tutulacak günden önceki güneş batımından itibaren
oruca niyet edilebilir. Mâlikîler, ramazan ayı başında
bütün ramazan ayı için ve peşpeşe tutulması gereken
diğer oruçlar için başlangıçta bir defa niyet edilmesini
yeterli görürler.
25. YANIT D: Hanefîler’e göre; bir malda zekâtın
farz olabilmesi için, o malın hem sene başında ve
hem de sene sonunda nisaba ulaşmış olması şarttır. Bir kimse sene başında nisab miktarına ulaşan bir
mala sahip olsa, bu mal sene içinde nisabın altına
düşse, hatta tamamen tüketilse, fakat sene sonunda
yine nisab miktarına ulaşsa, sene sonu hesabıyla
zekâta tâbi olur.
Şâfiîler’e ve Hanbelîler’e göre; nisabın bütün
sene boyunca bulunması gerekir. Bir mal sene içinde nisabın altına düşerse, ona zekât farz olmaz. Bir
kimse sene başında nisab veya nisab miktarını aşan
bir mala sahip olsa, sene içinde satış ve hibe gibi yollarla bu mal nisabın altına düşse, o kimse nisab miktarı mala sahip olana kadar zekâtla mükellef değildir.
Zekât miktarı mala sahip olduğu zaman sene geçme
şartı tekrar başlar.
26. YANIT C: Akîka kurbanının dinî hükmü üzerinde fıkıh âlimleri ihtilâf etmişlerdir. Mâlik b. Enes,
Ahmed b. Hanbel ve Şâfiî’ye göre akîka kurbanı kesmek sünnet, Zâhirî mezhebine göre vâciptir. Ebû
Hanîfe’ye göre ise mubahtır. Kaynaklarda Hanefîler’e göre akîkanın mendup olduğu da zikredilmektedir.
27. YANIT D: Hanefî fakihleri madenleri “rikâz”
hükmü içinde mütalaa ettiklerinden 1/5(% 20), Şâfiî,
Mâlik ve Ahmed b. Hanbel 1/40, nisbetinde zekâta
tâbi olacaklarını söylemişlerdir.
28. YANIT D: Hac ve umrede Safâ ile Merve arasında sa‘y yaparken belli bir mesafenin süratli ve canlı bir yürüyüşle geçilmesini ifade eden terim.
Sa‘yin başlıca sünnetleri: 1. Niyet etmek 2. Sa‘ye
tavaftan sonra ara vermeden başlamak. 3. Sa‘yden
önce ve iki rek‘atlık tavaf namazından sonra Hacerülesved’i selâmlamak. 4. Sa‘y yaparken abdestli olmak. 5. Her şavtta Kâbe’yi görebilecek şekilde Safâ
ve Merve tepelerine çıkmak. 6. Safâ ve Merve tepelerine her çıkışta Kâbe’ye dönüp tekbir, tehlil getirmek,
dua etmek ve Hz. Peygamber’e salâtüselâm okumak.
7. Sa‘y yapılan yerin belirli bölgesinde (günümüzde yeşil ışıkla aydınlatılmış direkler arasında)
kısa adımlarla süratli ve çalımlı yürümek (hervele
yapmak). Bu hüküm sadece erkekler içindir, kadınlar hervele yapmaz. Konuşmak, yemek içmek
gibi tavafta mubah olan her şey sa‘yde de mubahtır.
29. YANIT C: Hac eda edilişi bakımından ifrad,
temettu‘ ve kırân şeklinde üçe ayrılır. İfrad haccı,
umre yapmaksızın sadece hac menâsikini yerine getirmek suretiyle ifa edilir. Temettu‘ haccında umre
yapıldıktan sonra ihramdan çıkılır, ardından aynı dönemde tekrar hac için ihrama girilerek hac menâsiki
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 58 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
İSLÂM İBÂDET ESASLARI 255
eda edilir. Kırân haccında ise ihrama girerken hem
umreye hem de hacca niyet edilir ve aynı ihramla her
iki ibadet yerine getirilir. Bunların fazilet bakımından
sıralanışı Hanefîler’e göre kırân, temettu‘, ifrad;
Mâlikîler’e göre ifrad, kırân, temettu‘; Şâfiîler’e göre
-aynı yıl haccın arkasından umre yapmak şartıylaifrad, temettu‘, kırân; Hanbelîler’e göre ise temettu‘,
ifrad, kırân şeklindedir. Bu görüş ayrılığının kaynağı,
Hz. Peygamber’in yaptığı haccın eda şekli konusundaki rivayetlerin farklılığıdır.
30. YANIT C: Hanefîler’e göre de necis olmakla
beraber tavuk ve kaz gibi kümes hayvanlarının tersleri necâset-i galîza, koyun ve geyik gibi dört ayaklı
hayvanların idrar ve dışkıları necâset-i hafîfe hükmündedir. Fetvada esas alınan bu görüş Ebû Yûsuf’a
ve Şeybânî’ye aittir; Ebû Hanîfe’ye göre ikinci grup
da necâset-i galîza sayılır. Ancak eti yenen kuşlardan
havada pisleyenlerin dışkıları istihsânen temiz sayılmıştır; havada pislemeyenlerinki necâset-i hafîfedir.
Kaçınılması zor olduğundan Şâfiî mezhebinde de bu
pisliklerin namaza engel olmayacağı kabul edilmiştir.
31. YANIT D: İkindi namazının vakti, öğle namazının vaktinin çıkmasından güneşin batmasına kadar
olan süredir. Öğle namazı- nın vaktinin ne zaman
sona erdiği konusundaki görüş ayrılığına göre söylenecek olursa, ikindi namazının vakti, Ebû Hanîfe’ye
göre her şeyin gölge uzunluğu, kendi uzunluğunun iki
katına çıktığı andan itibaren, diğerlerine göre ise bir
katına çaktığı andan itibaren başlar.
32. YANIT D: Şâfiîler ve Hanbelîler, imsak vaktine kadar niyet etme zorunluluğunun farz/vâcip oruçlar
hakkında olduğu kanaatindedir; nâfile oruçlara Şâfiîler’de istivâ vaktine (gün ortasına) kadar, Hanbelîler’de
gün ortasından sonra da niyet edilebilir. Hanefîler’e
göre bütün oruç çeşitlerinde imsak vakti girerken veya
geceden niyet edilmesi daha iyi olmakla birlikte zamanı belirli oruçlarla (ramazan orucunun edası ve
belirli günde tutulması adanmış oruç) nâfile oruçlara güneşin batmasından itibaren ertesi gün gün
ortasına kadar niyet edilebilir; bu durumda imsak
vaktinden niyetin yapıldığı âna kadar da oruç yasaklarının ihlâl edilmemiş olması gerekir. Diğer oruçlara ise
imsak vaktine kadar niyet edilmiş olması şarttır.
33. YANIT D: Şâfiî, Hanbelî ve Zâhirîler kefâret hükmünü cinsel ilişki durumuyla sınırlandırırken
Hanefî ve Mâlikîler, hükmün gerekçesinin ramazan
orucuna gösterilmesi gereken saygının kasten ihlâli
olduğuna, dolayısıyla ramazan orucunu eda ederken
bilerek yeme ve içmenin de kefâret gerektireceğine
hükmetmişlerdir; Ca‘ferîler’e göre de bu durumda
kefâret gerekir
34. YANIT B: Ebû Hanîfe’ye göre ise toprak
ürünlerinde nisab şartı aranmaz, miktarı ne olursa
olsun zekâta tâbidir. Hanefî fıkıh kitaplarında Ebû
Hanîfe’nin görüşü esas alınmıştır. Toprak ürünlerinde
nisab şartını koşanlara göre kabuksuz olarak depo
edilen buğday ve arpa 653 kg. ve üzerindeyse zekâta
tâbidir.
35. YANIT A: Toprak mahsullerinde zekât (öşür)
malda, diğerlerinde zimmette tahakkuk ettiğinden İslâm âlimleri çocuklara ve akıl hastalarına ait toprak
mahsullerinden zekât alınacağına dair görüş birliğine
varmışlardır. Ebû Hanîfe ve arkadaşlarına göre ise
toprak mahsullerindeki öşür müstesna çocuğun hiçbir malından velisi zekât ödemekle mükellef değildir.
Fakihlerin çoğunluğu deliyi de (mecnun) bu konuda
gayri mümeyyiz çocuk hükmünde görür. Fakihler arasındaki bu görüş ayrılığı farklı rivayetlere dayanmanın
yanı sıra malî bir ibadet olan zekâtın ibadet yönünün
mü yoksa ödenmesi gereken bir hak olmasının mı
ağır bastığı, namaz ve oruçta olduğu gibi şahsî mükellefiyetin ve niyetin gerekip gerekmediği, yine bu
ibadetin edasında vekâletin câiz olup olmadığı gibi
usul yaklaşımı farklılığından da kaynaklanmaktadır.
36. YANIT C: Fıkıh usulü terimi olarak “şâriin mükellefi yapıp yapmamakta serbest bıraktığı fiil” mânasına gelir.
Aksine delil bulunmadıkça eşyadan yararlanma
ve yükümlülük (talep, iktizâ) alanı dışında kalan fiiilleri
yapıp yapmama serbestliği temel ilke olduğu gibi özel
delillerden de mubahlık hükmü çıkarılabilir. Kur’an ve
Sünnet’te yer alan birçok ifade, karîneye ihtiyaç duyulmaksızın izin anlamı çıkarmaya elverdiği için sarih
biçimde ibâhaya delâlet eden üslûplar arasında kabul
edilir. Sıkıntı, sakınca, günah, vebal bulunmadığını ve
sorumlu tutmanın söz konusu olmadığını bildiren bazı
ifadeler bu grupta yer alır.
37. YANIT C: Mâlikîler niyet ve uzuvların ardarda
yıkanması yanında, uzuvların yıkanırken ovulmasını
da (tedlîk) abdestin şartlarından sayarlar.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 59 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
256 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
38. YANIT B: Şâfiî ve Hanbelîler’e göre özür
sahibi olabilmek için abdesti bozan halin sürekli olması gerekir; eğer kişi abdest alıp namazını kılacak
kadar bir süre temiz durabiliyorsa özür sahibi sayılmaz. Şâfiîler’e göre özür sahibinin ister kazâ ister
edâ olsun her farz namaz için ayrı abdest alması
gerekir. Hanbelîler’e göre özür sahibi aldığı abdestle
dilediği kadar farz veya nâfile namaz kılabilir; ancak
abdestten sonra özür sebebi olan maddenin çıkması
halinde her vakit için ayrı abdest alması gerekir.
39. YANIT D: Mestin abdestli iken giyilmesi gerekir. Mest üzerine mesh yapabilme süresi yolcu olmayanlar için bir gün bir gece (yirmi dört saat), yolcular için üç gün üç gecedir (yetmiş iki saat). Bu süre,
mestin abdestli olarak giyilmesinden sonra abdesti
bozan ilk durumdan itibaren başlar. Mâlikî fakihleri
ise ayaktan çıkarılmayıp guslü gerektiren bir durum
meydana gelmedikçe mest üzerine devamlı şekilde
mesh yapılabileceğini söyler.
40. YANIT A: Gusülde bütün vücudun kuru bir yer
kalmayacak şekilde tamamen yıkanması şarttır. Hanefî ve Hanbelîler’e göre ağız ve burnun içi bedenin (yüzün) dışından sayıldığı için gusülde ağza su
almak (mazmaza) ve burna su çekmek (istinşâk)
suretiyle buraları yıkamak da farzdır. Bu sebeple guslün ağza su almak, burna su vermek ve bütün
vücudu kuru yer kalmayacak şekilde yıkamak şeklinde üç farzının bulunduğu belirtilir. Mâlikî ve Şâfiîler
ile Şîa’dan Ca‘ferîler’e göre ise ağız ile burun içi
bedenin dışından sayılmadığı için gusülde yıkanmaları farz değil, sünnettir. Gusülde niyet Hanefîler’e göre sünnet, diğer mezheplere göre farzdır.
Vücudu ovalamak Mâlikîler’e ve Şâfiî fakihlerinden
Müzenî’ye göre farzdır; ayrıca gusle besmele ile başlamak da Hanbelîler’e göre farzdır.
41. YANIT C: Tavaf namazı, Bayram namazları,
Bozulmuş nafile namazın kazası vaciptir ama beş vakit namaza bağlı olarak eda edilmezler. Vitir namazı
beş vakit namazla beraber vakti belirli namazlardandır.
42. YANIT A: Cuma namazı kılması farz olan
kişilerin bayram namazı kılmaları Hanbelîler’e göre
farz-ı kifâye, Hanefîler’e göre vâcip, Mâlikîler’e göre
de sünnet-i müekkededir. Şâfiîler’e göre ise üzerine beş vakit namaz farz olan her kadın ve erkeğin
bayram namazı kılması sünnettir. Hanefî, Mâlikî ve
Hanbelî mezheplerine göre bayram namazının cemaatle kılınması şart, Şâfiîler’e göre ise sünnettir. Bu
görüş ayrılığı Kevser sûresinin ikinci âyetinin delâleti
ve konuyla ilgili hadislerin farklı yorumlanmasından
kaynaklanmaktadır.
43. YANIT D: Zilhiccenin 9-13. günleri arasında
yoğun bir şekilde icra edilen hac menâsikinin çeşidi,
mekânı, vakti gibi hususlar dikkate alınarak bu ayın 8.
günü “terviye”, 9. günü “arefe”, 10. günü “nahr/zebh”
günü, 11-13. günleri teşrîk günleri diye adlandırılır. Ayrıca dört gün olan kurban bayramının ilk üç gününde
kurban kesilebildiği için bu günlere “eyyâmü’n-nahr”
adı da verilir.
Teşrîk tekbirleri Hanefîler’e göre vâcip, Hanbelîler, Şâfiîler ve Zeydîler ile bazı Hanefî âlimlerine göre sünnet, Zâhirîler ve Mâlikîler’e göre
mendup, Ca‘ferîler’e göre müstehaptır. Fakihler, arefe gününden önce ve bayramın dördüncü gününden
sonra tekbir alınmayacağı ve cemaatle kılınan farz
namazların arkasından tekbir alınması gerektiği hususunda ittifak etmiştir.
Teşrîk tekbirlerinin başlangıç ve bitiş vakitleri hususunda Hanefî mezhebinde tercih edilen ve günümüze kadar uygulanan Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed’in görüşlerine göre arefe günü sabah namazı
ile bayramın dördüncü günü ikindi namazı arasında
yirmi üç vakit farz namazdan sonra, Ebû Hanîfe’ye
göre ise sadece arefe günü sabah namazı ile bayramın birinci günü ikindi namazı arasında sekiz vakit
farz namazın ardından tekbir alınır. Mâlikîler’e göre
teşrîk tekbirleri, bayramın birinci günü öğle namazından dördüncü günü sabah namazına kadar
on beş vakit farz namazın arkasından alınır.
Hanefî mezhebinde tercih edilen görüşe göre
cemaatle veya tek başına kılınan bütün farz namazların ardından, Ebû Hanîfe’ye göre ise sadece cemaatle kılınan farz namazların arkasından tekbir alınır.
Hanefî mezhebinde teşrîk günlerinde kazâya kalan
namazın bugünler içinde kazâ edilmesi durumunda
tekbir alınacağı, daha sonra kazâ edilmesi halinde
alınmayacağı görüşü benimsenmiştir.
44. YANIT C: Malikilere göre duanın yeri her tekbir sonrasıdır. Her tekbirden sonra dua etmek vaciptir. Diğer ğç mezhepte duanın yeri üçüncü tekbirden
sonradır.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 60 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
İSLÂM İBÂDET ESASLARI 257
45. YANIT D: Hanefîler fitrenin vâcip olduğu
görüşündedir. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîler’e göre fitre
vermek farzdır.
46. YANIT B: Fakihlerin çoğunluğuna göre fitrenin ödenmesinin bayramdan sonraya bırakılması
mekruh olmakla birlikte yapılan ödeme kazâ değil
edâdır. Bazı fakihler ise fitreyi bayram sonrasına bırakmayı haram sayar ve yapılan ödemeyi kazâ olarak nitelendirir. Fitreden maksadın fakir müminlerin
bayram günlerinde ihtiyaçlarını karşılamak olduğu
düşünülür ve ilgili hadislerle sahâbe tatbikatı da göz
önüne alınırsa önemli bir mazeret bulunmadıkça bu
ibadeti bayram gününden sonraya bırakmanın uygun
olmadığı anlaşılır.
47. YANIT D: Fakihlerin çoğunluğuna göre nifasın en uzun süresi kırk gündür. Bu süreyi aşan kan
Hanefîler’e göre istihâze, Hanbelîler’e göre hayız
şartlarını taşırsa hayız, aksi takdirde istihâze sayılır.
Şâfiî ve Mâlikî âlimlere göre ise nifasın en uzun süresi altmış gündür.
48. YANIT A: Nifasın hayızdan farklı olduğu hususlar ise şunlardır: Hayız ve nifasın asgari ve âzami süreleri farklıdır. Hayız îlâ müddetinden sayılırken
nifas sayılmaz. Hayzın aksine nifas bulûğ, iddet ve
istibrâ için ölçü değildir. Hanefîler’e ve Şâfiîler’deki
bir görüşe göre nifas hayzın aksine kefâret orucunu
kesip peş peşe olma özelliğini ortadan kaldırır. Hanefîler’e göre nifas sünnî ve bid‘î boşama arasında
ayırım sağlamaz; halbuki bir hayız döneminde birden
fazla boşama bid‘î boşama kabul edilir.
49. YANIT B: Cem‘ konusunda mükellefin zaruret
ve ihtiyaçlarına diğer mezheplere nisbetle daha fazla
önem veren Hanbelî fakihlerine göre özür* sahibi
olma, her namaz için abdest almaktan âciz bulunma
vb. sebeplerle de namazları birleştirmek câizdir.
50. YANIT C: Gusülde bütün vücudun kuru bir yer
kalmayacak şekilde tamamen yıkanması şarttır. Hanefî ve Hanbelîler’e göre ağız ve burnun içi bedenin
(yüzün) dışından sayıldığı için gusülde ağza su almak
(mazmaza) ve burna su çekmek (istinşâk) suretiyle
buraları yıkamak da farzdır. Bu sebeple guslün ağza
su almak, burna su vermek ve bütün vücudu kuru
yer kalmayacak şekilde yıkamak şeklinde üç farzının
bulunduğu belirtilir. Mâlikî ve Şâfiîler ile Şîa’dan
Ca‘ferîler’e göre ise ağız ile burun içi bedenin dışından sayılmadığı için gusülde yıkanmaları farz değil,
sünnettir. Gusülde niyet Hanefîler’e göre sünnet,
diğer mezheplere göre farzdır. Vücudu ovalamak
Mâlikîler’e ve Şâfiî fakihlerinden Müzenî’ye göre farzdır; ayrıca gusle besmele ile başlamak da Hanbelîler’e göre farzdır.
51. YANIT B: Zıhâr ve katil kefâreti olarak tutulacak orucun ara vermeden olması Kur’an’da açıkça
beyan edilir. Kur’an’da katil kefâretinde âzat edilecek
kölenin müslüman olması kaydı getirilirken zıhâr ve
yemin kefâretinde sadece köle âzadından bahsedilir. Hanefîler ve Mâlikîler dahil fakihlerin bir grubuna göre ramazan orucunun cinsî münasebetle veya
yeme içme ile bozulması aynı hükme tâbi iken Şâfiîler
başta olmak üzere diğer bir grup fakihe göre ramazan orucunun sadece cinsî münasebetle bozulması
kefâret gerektirir, kasten de olsa yeme içme kefâreti
gerektirmez.
52. YANIT B: Tavafın ilk dört şavtı farz, kalan üç
şavtı ise vaciptir. Dolayısıyla ilk dört şavtı yapan kimsenin tavafı geçerli olur. Daha sonra eksik kalan şavtlar usulüne uygun olarak yapılırsa her hangi bir ceza
gerekmez. Vacip olan bu üç şavtın biri veya daha fazlası yapılmazsa, vacip terk edildiği için dem gerekir.
Diğer üç mezhepte ise tavafı yedi şavta tamamlamak farzdır. Aksi takdirde yapılan tavaf geçersiz olur.
53. YANIT D: Arafat ve Müzdelife’de vakfe yapmak, Cemerat’ta şeytan taşlamak ve ihramdan çıkmak için hadesten taharet şartı aranmaz. Buna göre,
adetli olarak Arafat’a çıkan bir kadın Arafat ve Müzdelife vakfelerinden sonra Cemerat’ta şeytan taşlayıp
saçını keserek ihramdan çıkabilir.
54. YANIT A: Arafat’a çıkmadan önce Mekke’de 15 günden daha az kalan kimse, seferi olduğu için namazlarını kısaltır. Bu durumda olan kişi
Arafat’tan sonra Mekke’de 15 günden daha az kalacaksa yine seferidir. Fakat 15 gün ve daha fazla
kalacaksa, mukimdir, namazlarını tam kılar. Şafii
mezhebine göre ise, giriş ve çıkış günleri hariç bir
yerde dört gün ikamete niyet eden kimse mukim
sayılır. Dolayısıyla Mekke’de dört günden fazla kalacak kişi hem Mekke’de, hem de Arafat’ta mukim
sayılır.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 61 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
258 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
55. YANIT C: Şafiilerde hayızın en azı geceli
gündüzlü bir gün, en çoğu ise on beş gündür.
56. YANIT D: Zengin bir kimse bir şahsa para
verip “bununla kurbanlık hayvan al ve benim adıma
kes.” dese; ancak parayı alan şahıs kurbanlık almayıp parayı harcasa; parayı veren kişi de bu durumu
kurban kesim günlerinde öğrenirse yeni bir kurbanlık
alıp kesmesi gerekir. Parayı alan kişi de aldığı parayı
tazmin eder. Eğer zengin olan kişi bu durumu kurban
kesimgünleri geçtikten sonra öğrenirse, kendisinin
kurban yükümlülüğü düşmez. Bu durumda kurban
bedelini fakirlere vermesi gerekir.
57. YANIT B: Etlerinin yenmesi helal olan hayvanların-ister kurban olarak ister başka bir amaçla
kesilmiş olsun- kanları, ödleri, bezeleri, idrar torbaları, cinsel organları ve husyelerini (yumurtalarını) yemek tahrîmen mekruhtur
58. YANIT C: Orucun bozulması konusunda
hata; abdest sırasında ağzını çalkalarken isteği dışında boğazı na su kaçması örneğinde olduğu gibi,
orucu bozan fiilin orucu bozma kastına dayalı olmayarak meydana gelmesidir. Orucu bozan fiilin hataen
yapılması orucu bozar ve yalnızca kazayı gerektirir.
Hataen boğaza su kaçması, oruçlu bulunulduğu hatırda değilken meydana gelirse, unutarak yapılmış
hükmünü alır ve oruç bozulmaz. (el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 222)
59. YANIT B: Kustuğu için orucu bozuldu zannıyla yemeye içmeye devam eden kimsenin orucu
bozulur. Böyle bir kimseye keffâret değil, gününe gün
kaza gerekir.
60. YANIT C: Ticaret veya yatırım amaçlı yani
daha sonra değerlenince satmak üzere alınmış olan
taşınmazların zekâtları her yıl piyasa değerleri üzerinden verilir. Ev, dükkân, tarla veya bağ bahçe yapma
niyetiyle satın alınan arsalar ise zekâta tâbi değildir.
61. YANIT A: Hanefilere göre aşağıda sayılanlara zekât ve fitre verilmez: a) Ana, baba, büyük ana
ve büyük babalara, b) Oğul, oğlun çocukları, kız, kızın
çocukları ve bunlardan doğan çocuklara, c) Eşine, d)
Müslüman olmayanlara, e) Zengine yani aslî ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip olan kişiye, f)
Babası zengin olan ergen olmamış çocuğa.
62. YANIT B: Organ naklinin, cismanî haşir ve
organların kıyamet günü şahitlik edeceği inancıyla ve genel olarak İslam’daki dini sorumluluk esaslarıyla bağdaşıp bağdaşmadığı tartışılmaktadır.
63. YANIT C: Klasik fıkıh geleneğinde çocuk
düşürmenin hükmü konusunda cenine ruh üflenmesi olayı temel hareket noktası olarak kabul edilmektedir. Genellikle bundan önce çocuk düşürme caiz
görülmektedir. Konuyla ilgili rivayetler farklı olduğu
için bunun hangi süre içinde caiz olduğu konusunda
görüş ayrılığı vardır. Ayrıca klasik dönem fıkıh bilginleri arasında bunun gebeliğin hiçbir aşamasında caiz
olmadığını kabul edenler de bulunmaktadır.
Çağdaş fıkıh bilginlerinin çoğunluğu ise kürtaj
konusunda ruh üflenmesi kriterini dikkate almamakta ve haklı bir sebep bulunmadıkça gebeliğin hangi
aşamasında olursa olsun ceninin kürtaj edilmesine
cevaz vermemektedir.
Bazı bilginler ise kırk günden önceki gebeliklerde
bunun caiz olduğunu söylemektedir. Çağdaş dönemde kimi bilginler ve fıkıh akademileri anne karnında
ciddi bir sakatlığı tespit edilen çocuğun 120 güne kadar alınabileceği kanaatine varmıştır.
64. YANIT D: Hanefilerce Hilkatin belli olması
ancak 120 gün sonra gerçekleşmektedir. Bundan önceki cenin ise henüz bir insan değildir. Döllenmeyle
beraber ilk kırk gün içinde kürtajı caiz görenler. Bu
görüşte olan fakihler ruhun, gebeliğin 40.ıncı gününde üflendiği ile ilgili rivayetleri esas alarak bu kanaate
varmışlardır.Malikiler; Kırk günden sonra çocuk düşürmek haramdır. Bu süreden önce düşürülmesinin
mubah veya mekruh olduğunu söyleyenler varsa da
çoğunluk bu durumda da haramdır demiştir. Şafiîler;
Bu mezhepte, çocuk düşürmenin, ruh üflenmeden
önce bunun caiz olup olmadığı konusunda iki farklı
görüş mevcuttur. İmam Gazali, ne zaman olursa olsun çocuk düşürmenin cinayet olduğunu söylerken,
bazı Şafii alimler bunun haram değil rnekruh olduğu,
ancak ilk günlerden ruh üfleme vaktine doğru gidildikçe tenzihen rnekruhtan harama doğru bir hüküm
farklılığı göstereceği. çocuğun yüz yirmi güne yaklaştığı sırada düşürülmesinin ise haram hükmü içinde
değerlendirilmesinin kuvvet kazanacağı tarzında bir
izah getirmişlerdir.
Hanbeli Mezhebi Bazı alimler, ruh üflenmesinden
önce yani ilk dört aylık dönem içerisinde çocuk düşürmenin mübah olduğuna dair görüş belirtmekle birlikHiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 62 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
İSLÂM İBÂDET ESASLARI 259
te, mezhepte hakim olan görüş, çocuk düşürmenin bu
dönemde de haram olduğu şeklindedir.
65. YANIT B: Tüp bebek için Caiz Görülen Uygulamalar
Kocanın spermi ve karısının yumurtası alınarak
dışarıda döllendirilmesi ve oluşan embriyonun aynı
kadının rahmine yerleştirilmesi.
Kocanın sperminin alınarak mikroenjeksiyon
yöntemi ile karısının döl yatağı veya rahminde uygun
bir yere yerleştirilmesi.
Caiz Görülmeyen Uygulamalar
Kocanın sperminin yabancı yani arada evlilik
bağı bulunmayan bir kadından alınan yumurta hücresiyle döllendirilmesiyle oluşan embriyonun karısının
rahmine yerleştirilmesi.
Yabancı bir erkeğin spermi kullanılarak yapılan
döllendirme sonucu oluşan embriyonun kadının rahmine yerleştirilmesi.
Eşlerden alınan yumurta ve sperm hücrelerinin
dışarıda döllenmesi sonucu oluşan emriyonun, gebe
kalmaya gönüllü bir başka taşıyıcı kadının rahmine
yerleştirilmesi.
Yabancı bir erkeğin spermi ile yabancı bir kadının
yumurta hücresinin dışarıda döllendirilmesi ve embriyonun kadının rahmine yerleştirilmesi.
Kocanın spermi ile karısının yumurtasının dışarıda döllendirilmesiyle oluşan emriyonun, kocanın diğer karısının rahmine yerleştirilmesi
66. YANIT A: Borç Faizi: Buna ribe’n-nesîe denir.
Faizin bu türü, alınacak belirli bir fazlalık karşılığında borç/kredi verme yoluyla oluşur. Bunda asıl olan
vade karşılığında verilenden fazlasını almaktır. Örneğin, 1000 TL’nin bir ay vadeyle 1010 TL karşılığında
borç verilmesi faizli bir işlemdir ve burada borç faizi
tahakkuk etmiştir.
Alışveriş Faizi: Buna ribe’l-bey’ denir. Alışverişte iki şekilde faiz gerçekleşebilir: Alışverişte cereyan
eden faizin birinci türüne fazlalık faizi (ribel’fazl) denir. Fazlalık faizi, paranın para karşılığında veya mislî
malların birbiriyle takasında karşılıklardan birindeki
ölçülebilir fazlalıktır. Mislî mal, aynı türe ait olup ölçü
birimleriyle alınıp satılan mallardır. Fazlalık faizi, aynı
cins mislî malların ya da aynı cins paranın peşin mübadelesinde bedellerden birinde ölçülebilir bir fazlalığın bulunması halinde gerçekleşir. Nicelik olarak
ölçülebilen bu fazlalık, mallar arasındaki kalite, ayar
veya işçilik farkından dolayı verilse bile faiz kapsamına girmektedir. Meselâ işlenmiş bir altın, fazla miktarı
işçiliğe karşılık tutularak kendisinden daha ağır bir altınla mübadele edilemez.
67. YANIT B: Kur’ân’da erkek ya da kadın bir
müslümanın müşrik birisiyle evlenmesinin yasak olduğu açıkça ifade edilmektedir. Genel ilke gayrimüslimlerle evlenmek helal değildir. Ehl-i kitaptan olan
kadınlarla evlenme konusunda bu yasaktan istisna
edilmiştir. Dolayısıyla ehli kitaptan olan kadınlarla evliliğe müsaade edilmişken diğerler gayrimüslimlerle
evlenmeler caiz görülmemiştir. eşi ehl-i kitap dışında
bir gayrimüslim olan erkeğin ihtidası ve eşi ehl-i kitap
olsun ya da olmasın kadının müslüman olması evliliğin son bulmasını gerektirir.
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 63 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
260 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
Açıklamalı Fıkıh Usulü Soruları
1.
∗ “el-Furûk,
* Şerhu’l-Mahsûl
* Tenkîhu’l-fusûl fi’l-usûl
Yukarıda verilen eserlerin müellifi ve mezhebi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Maliki/ Şihâbüddîn el-Karâfî
B) Şafii/ Fahreddin er-Râzî
C) Hanbelî/Şihâbüddîn el-Karâfî
D) Zâhirî/İbn Hazm
2. Aşağıda özellikleri verilen metoda ne ad verilir?
• Hanefi usulcüler kullanmıştır. Hanefi yöntemi
de denilir.
• Mezhep imamlarından nakledilen furû„ meselelerine dayanılarak usûl kuralları belirlenir.
• Fıkhî inceliklere dalma konusuna özen göstermektedir.
• Bu yöntemi kullanmanın başlıca nedeni, Hanefî imamlarının yazılmış ve bir araya toplanmış usûl kuralları bırakmamış olmalarıdır.
A) Makâsıdü’ş-şeri yöntemi
B) İstınbat Yöntemi
C) Fukaha Yöntemi
D) Mütekellimin Yöntemi
3. Hz. Peygamber kedi hakkında, “O necis değildir,
o etrafınızda dolaşan hayvanlardandır” diyerek
eti yenmeyen ve salyası necis olan kediyi, insanlarla devamlı bir arada bulunması ve ondan
sakınmanın güçlüğü dolayısıyla necis hayvanlarla ilgili genel hükümden istisna etmiş, bu husus
fakihlerce… bir örneği kabul edilmiştir?
Yukarıda boş bırakılan yere gelecek olan uygun fıkhî terim aşağıdakilerden hangisidir?
A) İstihsan’ın
B) Umûmü’l-belvâ’nın
C) Örf’ün
D) Maslahat-ı Mürsele’nin
4. Aşağıdaki durumlardan hangisi “Gayri muayyen” (muhayyer) in örneğini oluşturur?
I. Yeminini bozan kişi için ya on fakiri doyurmak,
ya on fakiri giydirmek ya da bir köle azad etmek
II. Hac esnasında önce tavaf etmek, sonra Arafat’ta vakfe durmak
III.Zekât verirken önce akrabalara vermek, sonra
mahalledeki fakirlere vermek, sonra da yaşadığı beldedeki fakirlere vermek
A) Yanlız II B) Yalnız I
C) I ve II D) I-II-III
5. “Meselâ genel kural, akdin gerekli kıldığı bir şart
olmadıkça ileri sürülecek şartın geçersizliği yönünde olduğu halde, alıcı tarafın meyvenin iyice
olgunlaşmasına kadar dalında kalmasını şart
koşması câiz görülmüştür.”
Vakfın süresiz kurulması ilkesi kitap gibi menkul
eşyanın vakfedilmesine imkân vermediği halde
İmam Muhammed böyle bir vakfın istihsanen
câiz olacağı görüşünü savunmuştur.
Açıklamada verilen istihsan çeşidi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Zaruret Sebebiyle İstihsan
B) İcmâ Sebebiyle İstihsan
C) Maslahat Sebebiyle İstihsan
D) Örf Sebebiyle İstihsan
6. Kocanın eşini kendisine ebedi haram olan bir
mahremine benzetmesi olayına ne denir?
A) Zıhar B) Muhalaa
C) Tefvizi Talak D) Ric’î talak
7. Küçük abdest bozduktan sonra idrar yollarında kalabilecek akıntıların kesilmesi için bir
müddet beklemeye fıkıh dilinde ne ad verilir?
A) İstincâ B) İstibrâ
C) İstikrâ D) İstinka
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 64 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
İSLÂM İBÂDET ESASLARI 261
8. Kendisine Şâri tarafından bir şey yapmak ya da
yapmamak durumuyla ilzam edilen-borç altına
sokulan- kimseye … denir.
Yukarıda boş bırakılan yere gelecek olan uygun terim aşağıdakilerden hangisidir?
A) Mahkûm fîh
B) Mahkûm Leh
C) Mahkûm aleyh
D) Mahkûm bih
9. Kur’ân-ı Kerimde sadece kaçınılması gereken
yasakların ya da yerine getirilmesi gereken
emirlerin zikredilip bunların dışındaki konularda hüküm belirtilmemesinden İslâm hukukçuları hangi genel ilkeyi çıkarmışlardır?
A) Meşakkat teysîri celbeder
B) ed-Darûrât tubîhu’l-mahzûrât
C) Herkes kendi vüsati ölçüsünde sorumludur
D) el-Asl fi’l-eşyâ el-ibâha
10. “Allah ve resulüne karşı savaşanların ve yeryüzünde düzeni bozmaya çalışanların cezası öldürülmeleri yahut asılmaları veya el ve ayaklarının
çaprazlama kesilmesi yahut da bulundukları
yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Âhirette ise onlar için büyük bir azap
vardır” (el-Mâide 5/33) *
hükmü yer alır.
İslam Ceza hukukunun klasik sistematiği
içinde had suçları içinde yer alan eşkıya ve
eşkiyalık için kullanılan ve onlara terettüb
eden cezaları ihtiva eden fıkhî terim aşağıdakilerden hangisidir?
A) Cihad
B) Kıtâl
C) Hırâbe
D) Hidâne
ُوا *
ل
َّ
َتـ
ق
ُ
َ ْن يـ
ا ا
ً
َاد
َس
ْ ِض ف
َر
ْ َن ِف اْل
َو
ْع
َس
ي
َ
ُ و
ُولَه
َس
ر
َ
َ و
ٰ
ّ
ُ َون الل
َ ِارب
َ ُي
ٰزوٴا الَّذين
َ
َا ج
َّن
ِ
ا
َك
ِ
ْ ِض ٰذل
َر
َ اْل
ِن
ا م
ْ
َو
ف
ْ
نـ
ُ
ْ يـ
َو
ِ َل ٍف ا
ْ خ
ِن
ْ م
ُم
ُه
ل
ُ
ْج
َر
ا
َ
ْ و
ْ ِديهم
ي
َ
َ ا
َّع
َط
ق
ُ
ْ تـ
َو
ُوا ا
لَّب
َ
ُص
ْ ي
َو
ا
ٌ
َظيم
اب ع
َ َذ ٌ
ِ ع
ة
َ
ِر
ٰخ
ْ ِف اْل
م
ُ
َ َل
ا و
َ
ي
ْ
ٌ ِف ُّ الدنـ
ْى
ِز
ْ خ
م
ُ
َل
11. “Edâ ehliyeti, kişinin sahip olduğu hakları kullanabilme ehliyetidir. Yani kişi, edâ ehliyeti ile hukuken
geçerli sayılacak fiilleri gerçekleştirebilmektedir.
Kendi içinde nâkıs/eksik edâ ehliyeti ve tam/kâmil
edâ ehliyeti olmak üzere ikiye ayrılmaktadır’’
Aşağıdakilerden hangisi nakıs eda ehliyeti
sınıfına dahil olur?
A) Mümeyyiz çocuk
B) Anne karnındaki çocuk
C) Rüşt çağına ulaşmış çocuk
D) Bulüğ çağına ulaşmış ergin
12. “(Ramazan) hilali görüldüğünde oruca başlayınız. (Şevval) hilali görüldüğünde orucu bozunuz.
Eğer hilali göremezseniz, Şaban’ı otuz güne tamamlayınız.” (Buharî, Savm, 1776)
Hadis-i şerifte de ifade edilen hüküm aşağıdakilerden hangisiyle ilgilidir?
A) Sebep, mükellefin gücü dahilinde olmayan
B) Şart, mükellefin gücü dahilinde olmayan
C) Şart, mükellefin gücü dahilinde olan
D) Sebep, mükellefin gücü dahilinde olan
13. Varlığı hükmün varlığına, yokluğu hükmün
yokluğuna alâmet kılınan şey olarak tarif edilen terim aşağıdakilerden hangisidir?
A) Şart
B) Mani
C) Sebep
D) Sıhhat
14. Haber-i vâhid ile kıyâs çatıştığında, kıyâsı
haber-i vâhide tercih eden mezhep aşağıdakilerden hangisidir?
A) Şafii
B) Hanbeli
C) Hanefi
D) Maliki
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 65 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
262 İSLÂM İBÂDET ESASLARI
15. Aşağıdakilerden hangisi Kuranda sabit olan
kefaretlerden biri değildir?
A) Yemin
B) Oruç
C) Zıhar
D) Yemin
16. Fıkıh âlimlerini müctehidden mukallide doğru
sıralayan Hanefî tabakat kitaplarında fukaha
yedi farklı tabakada gösterilmiş ve her biri
için ayrı terimler kullanılmıştır. Aşağıdakilerden hangisi bu tabakalar arasında değildir?
A) Ashâbü’l-mezâhib
B) Ashâbü’t-temyîz
C) el-Müctehidûn fi’l-mezheb
D) el-Müctehidûn fi’l-mesâil
17. Vucup ehliyetinde öne çıkan kavramlar aşağıdakilerden hangisidir?
A) Zimmet
B) İlzam/İltizam
C) Temyiz/Rüşd
D) Akıl/Zimmet/Ehliyet
18. Hükmü içtihad yoluyla beyan edilen meseleye ne ad verilir?
A) Müctehidün fîh
B) Müctehidün leh
C) İçtihad
D) İstiftâ
19.
* Bu yöntemde, herhangi bir mezhep imamının
görüşünden bağımsız olarak mantık ilkelerine
göre tesis edilmiş ve aklî istidlâli esas olarak
alan bir yol izlenmiştir.
* Usûl kuralları, delillerin ve burhanların gösterdiği şekilde konulmuştur.
* Bu yöntemde belirli bir mezhep görüşü esas
alınmamıştır.
* Bu yöntemde yol, fer’î hükümlerin çözümlerinden elde edilmiş kurallar değil, aksine ferî
hükümlerin elde edilişine yön veren bir usûl,
bir hüküm verme çözüm bulma yoludur.
Yukarıda özellikleri verilen yönteme fıkıh
usulünde ne ad verilir?
A) Mütekellimîn Yöntemi
B) Fukahâ Yöntemi
C) Hanefiyye Yöntemi
D) Mesâlih-i Mürsele Yöntemi
20. Mütevâtir olmayan kırâat aşağıdaki mezheplerden hangisine göre kaynak olarak kullanılabilir?
A) Zâhirîler B) Hanefi
C) Maliki D) Hanbeli
21. Örneğin Şârî, bir gayrı müslimin karısı Müslüman
olduğunda, kendisi de islam’a girmeyi kabul etmezse, birbirlerinden ayrılmaları gerektiğini hükme bağlamıştır. Nass veya icmâ bu hükmün illetini
göstermemiştir. Müctehid, bu hükmün illeti “kadının
Müslüman olması mıdır, yoksa erkeğin “İslama girmeyi kabul etmemesi” midir diye hükme uygun düşen vasıf hakkında inceleme yapıp, sonunda bunlardan birisini illet olarak belirlerse buna … denir.
Cümledeki boşluğa uygun olan fıkhî terim
aşağıdakilerden hangisidir?
A) Tahrîcü’l-menât
B) Tenkîhul-menât
C) Tahkîku’l-menât
D) Tahsîlü’l-hâsıl
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 66 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap
İSLÂM İBÂDET ESASLARI 263
22. Bir olayla ilgili hükmün illeti ister nass veya
icmâ ister başka yolla sabit olsun, bu illetin
aynısının başka bir olayda da bulunduğundan emin olmak üzere yapılan incelemeye
usûlül fıkıhta ne ad verilir?
A) Tespîtü’l-menât
B) Tahrîcü’l-menât
C) Tahkîku’l-menât
D) Tenkîhu’l-menât
23. Aşağıdakilerden hangisi Usülü fıkıhta Hanefiyye ve gerekse Mütekellimi metoduna göre
mezcedilerek hazırlanmış eserlerden biri değildir?
A) İbnüs-Sâ’âtî/eBdîun-nizâm el-cami beyne
kitabeyil-Pezdevi vel-ihkam
B) Sadruş-Şerîa Ubeydullah b.Mesud/etTenkîh
C) Şevkani/Fethul-kadir
D) Tacüddin Abdülvehhab İbüs-Sübkî/Cem’ulcevâmi
24. Aşağıdakilerden hangisi Hanefiyye metoduna göre yazılmış usul kitapları arasında zikredilemez?
A) Ebû Zeyd Ubeydullah b.Ömer ed-Debûsî/
Takvîmül-edille
B) Şemsüleimme es-Serahsî/el-usûl
C) Fahru’l-İslam Ali b.Muhammed el-Pezdevî/
el-usûl
D) İmâmul-Haremeyn Abdülmelik b.Muhammed
b.Abdillah el-Cüveynî/el-Burhân
25.”Azimet” hakkında aşağıdakilerden hangisi
doğrudur?
A) Mükellefin zaruret hali geçtikten sonra
yapması gereken hükümlerdir.
B) Mükellefin bir mazerete binaen yapamadığı
hükümleridir.
C) Mükellefin normal durumlarda yapması
gereken hükümlerdir.
D) Mükellefin zorunlu yapması gereken
hükümlerdir.
26. Aşağıdakilerden hangisi namazın mekruhlarından bir değildir?
A) Başkasına ait bir arzide sahibinden izin
almadan namaz kılmak
B) Herhangi bir özrü olmaksızın öksürmeye
çalışmak
C) Namazda birinin verdiği selamı el veya baş
işaretiyle almak
D) Yemek hazırken namaza durmak
27. Aşağıdaki hususlardan hangisi Hanefilere
göre abdesti bozmayan hususlardan biri değildir?
A) Göz yaşı
B) Çıktığı yerde kalan, etrafa dağılmayan kan
C) Kabuk bağlamış yaradan kabuğun düşmesi
D) Gözden hastalık nedeniyle gelen irin
28. Hanefilere göre Abdestte Besmele çekmek… tertib … Muvalât (acele etmek) ise …
doğru hükmü ve sıralaması aşağıdakilerden
hangisidir?
A) Vacip-Sünnet-Sünnet
B) Sünnet-Vacip-Sünnet
C) Sünnet-Sünnet-Sünnet
D) Sünnet-Vacip-Vacip
Hiperkitap Digital Kütüphanesi: Operated by: Hiperkitap Account: Mustafa – ( Mustafa IP ADDRESS; 81.214.223.114)
Salman, Abdullah ; Diyanet görevde yükselme ve MBSTS hazırlık kitabı ; diyanet-gorevde-yukselme-ve-mbsts-hazirlik-kitabi ;
1. basım ed. ; 9786056965302 : Miras Yayınları , 2019
25/05/2022 09:28
All rights reserved. May not be reproduced in any form without permission from the publisher,
except fair uses permitted under Turkey or applicable copyright law.
Page 67 of 67
Copyright © 2014. Hiperlink.
Hiperkitap